24 Aralık 2007 Pazartesi

Bulunmaz, her türlü sansüre karşı

Bulunmaz, sansürü mahkum ediyor


Not: Teknik arıza nedeniyle özür dileriz.

Bulunmaz, sansürcüleri yargılıyor


Not: Teknik arıza nedeniyle özür dileriz.

10 Aralık 2007 Pazartesi

Bulunmaz gerçekleri anlatıyor

Oyunculuk Çalışmaları

Oyunculuk Çalışmaları

Oyunculuk Çalışmaları

Denizden Gelen Kadın / 8

Denizden Gelen Kadın / 7

Denizden Gelen Kadın / 6

Bulunmaz Tiyatro'nun işlik çalışmasında ele aldığı Denizden Gelen Kadın'ın yazarı Henrik İbsen. Beliz Güçbilmez tarafından dilimize kazandırılan oyun, beş perdeden oluşuyor. Henrik İbsen'in "Kadın Oyunları" olarak nitelendirilen oyunlarından biri olan Denizden Gelen Kadın, duru bir dille çevrilmiş olduğundan, sahnelenmenin yanı sıra, okunabilir bir metin olarak da varlığını sürdürüyor...

Hüseyin Dinç, Turgenyev'in bir oyununu anlatıyor

5 Aralık 2007 Çarşamba

Coşkun Büktel kitapları yarı fiyatına


Türkiye tiyatrosu için bir "şans" olan Coşkun Büktel kitapları, dağıtım engeliyle karşılaşmaya başladı...

Hemen hiçbir yerde bulunmayan Büktel yapıtları, artık Bulunmaz Tiyatro ve Oyun Dergisi adreslerinden temin edilebilir...

Kitapları, size hem yarı fiyatına kapınıza kadar ulaştıracak, hem de kargo giderini tiyatro sanatına hizmet etmek amacıyla, kendi bütçemizden karşılayacağız...

Tel: 0212 513 47 32 / 33
e-posta: tiyatroyun@gmail.com




Ayrıntılı bilgi için lütfen aşağıdaki başlığı tıklayınız:

TÜRK TİYATROSUNDAN
İNSAN MANZARALARI

Etiket fiyatı: 14 TL / satış fiyatımız: 7 TL / 550 sayfa



Ayrıntılı bilgi için lütfen aşağıdaki başlığı tıklayınız:

ELEŞTİREN OYUNLAR

Etiket fiyatı: 8 TL / satış fiyatımız: 4 TL / 204 sayfa




Ayrıntılı bilgi için lütfen aşağıdaki başlığı tıklayınız:

SHAKESPEARE'SİZ HERİFLER

Etiket fiyatı: 6 TL / satış fiyatımız: 3 TL / 90 sayfa

Hilmi Bulunmaz inatla konuşuyor...

Hilmi Bulunmaz ısrarla konuşuyor...

S. GÜNAY AKARSU'YU UNUTMADIK!

Fotoğrafta görülen OYUN dergisi, sosyalist kimliğinden ödün vermeyen insanlar tarafından yayımlanıyordu. S. Günay Akarsu'nun entelektüel gücüyle ivmelenen OYUN, hemen her sayısında, emekçilerden yana bir pencere açıyordu. Şimdi geldiğimiz noktaya baktığımızda, Akarsu'nun, ne denli önemli işler yaptığını bir kez daha anlamış oluyoruz...

Günümüz tiyatro yayıncılığının pespaye durumuna baktığımızda, OYUN'un toplumsal işlevi iyice anlaşılıyor. Yalan, sansür, kayırmacılık, şantaj, finans kapital çanağını yalamak, devlet sadakasından nemalanmak... gibi "toplumsal suç" işleyen tiyatro yayıncıları, Akarsu'nun erken ölümüne ne denli sevinseler azdır!...

4 Aralık 2007 Salı

BİR KÜFÜRBAZIN PAZARLAMA TAKTİKLERİ*

Yukarı baksan Özdemir Nutku, aşağı baksan Tuncer Cücenoğlu


CÜCENOĞLU ÇIĞ (UÇQUN) OYUNUNUN GALASI İÇİN BAKÜ'DE!

Ajansımız yazarı Tuncer Cücenoğlu, Azerbaycan'ın başkenti Bakü'de
6 Aralık tarihinden itibaren Bakü Akademik Devlet Ulusal Tiyatrosu 'nun yapımı olarak başlayacak olan UÇQUN (ÇIĞ) adlı oyununun 8 Aralık'ta yapılacak galasına katılmak üzere Azerbaycan'a gidiyor…

135 Yıllık bir geçmişe sahip Tiyatronun, yazarlıkta 35 inci yılını kutlamakta olan Cücenoğlu'nun bir oyunuyla çifte kutlama yapacak olması ayrı bir sevinç yarattı. Oyunun rejisörü Bahram Osmanov'un "21.Yüzyıla damgasını vuracak olan Türk oyun yazarı Cücenoğlu'nun bir oyununu sahnelemiş olmak beni mutlu etti. Hem Tiyatromuzun 135 inci, hem de yazarımızın 35 inci yıllarını kutlamak bize nasip oldu.. " demesi de Azerilerin Türkiye'ye ne kadar önem verdiklerini göstermesi bağlamında dikkat çekici…

12 Aralık tarihine kadar Azerbaycan'da kalacak olan Cücenoğlu'na Türkiye Eleştirmenler Birliği Başkanı Üstün Akmen de eşlik edecek…
Haber: T.Yılmaz ÖĞÜT

Tıklayınız: tiyatronline
Ayrıca tıklayınız: "Çığ Aslında Nedir, Neyi Sarsıyor?"

*Dün akşam Mitos-Boyut'u aradığımda, başıma acayip bir şey geldi!

Tiyatro... Tiyatro...'nun yeni dayanağı Fortis!

Bu ay (Kasım 2007), 5 TL'ye kıyıp, bir Tiyatro... Tiyatro... dergisi aldım. Sade suya tirit yazıların cirit attığı derginin neden ve nasıl çıktığını anlamak için, arka kapağına bakmak yeterli. Arka kapağına aldığı FORTIS BANK reklamı herşeyi açıklıyor...
(Tiyatro... Tiyatro... Yayın Kurulu: Ali Taygun, A. Ertuğrul Timur, Mustafa Demirkanlı, Nihal Kuyumcu, Üstün Akmen)

* * *

FORTIS BANK'ın sitesinden:

"12 Aralık 1990 günü Hollanda'da AMEV / VSB ile Belçika'daki AG Group Avrupa'nın en büyük finans kuruluşunu oluşturmak üzere bir antlaşma imzaladı.Yeni kuruluşa Latince 'sağlam', 'güçlü', 'kararlı' anlamına gelen Fortis adı verildi."
(Kaynak: Kuruluşundan Bugüne Fortis)

* * *

(Belçika sömürgesi Kongo'nun ilk yasal başbakanı) "Lumumba ağır işkencelerden sonra, Belçika ve Amerikalı görevlilerin gözetiminde arkadaşıyla birlikte orman içinde kurşuna dizildi. Ölü vücutlar parçalanıp, bidonlarda yakılarak yok edildi. Birleşik Afrika'nın bağımsızlığını savunan Patrice Lumumba'nın 37 yıllık ömrü boşa gitmedi. Afrika'da bağımsızlık ateşi yanmaya devam etti."
(Kaynak: Bir Özgürlük Savaşı Lumumba)

ŞER İTTİFAKI

.....................................Mustafa Demirkanlı

YALANCI YAYINCININ...

.....................................A. Ertuğrul Timur

...SANSÜRCÜ YAYIN KURULU ÜYESİ!

Mustafa Demirkanlı yazdı...

Tıklayınız:
İnternet kirliliği, hakaretler ve gerçekler...

YANITLANACAK!...

Muhbir Mustafa Şükrü Demirkanlı yalan söylemeye devam ediyor hâlâ...

Mustafa Demirkanlı demişti ki:

YALAN: 1
(Coşkun) "Büktel için, kendisini pohpohlayan bir yayıncının (Hilmi Bulunmaz) Hacker'lık yapmasında hiç bir ahlaki sorun yoktur."
(Kaynak: Demirkanlı tiyatroyu zehirliyor)

Mustafa Demirkanlı, Hacker'lık suçlamasını kanıtlasın, kendisine fotoğraftaki Limousine'i armağan etmeye söz veriyoruz!...

Biz sözümüzü yerine getirmezsek adiyiz; ama suçlamasını kanıtlamazsa Demirkanlı adidir...

YALAN: 2
"Şimdi, durum şu: 'Büktel, yakınındaki bir arkadaşına 'kitap tanıtımı' adı altında, bir başka yazı yazdırıp, öncesinde yazıyı okuyup, belki de çeşitli düzeltmeler, eklemeler yaptıktan sonra göndertiyor ve aynı anda 'yanıt' hakkı adı altında 123 (!) sayfalık bir yazı kaleme alıp, bir kenarda bekletirken (Dergi’nin basımının tamamlanıp, piyasa sunulmasını beklerken) o uzunlukta bir yazının zaten yayımlanmasının mümkün olmadığını bildiğinden, 'Sarsürcüler' başlıklı diğer yazısını da bitirip, diğer yazısının yanına koymuştur muhtemelen."
(Kaynak: Coşkun Büktel'e Sanatseverler Değil, Ancak "Sanatsavarlar" Yalancı Diyebilir)

Tek cümlede on yalan söyleyebilen ender yeteneklerden biri olan Mustafa Demirkanlı, "muhtemel" diye bitirdiği o tek cümledeki bütün o iftiralarından yalnızca herhangi birini kanıtlasın, kendisine fotoğraftaki Limousine'i armağan etmeye söz veriyoruz!...

Biz sözümü yerine getirmezsek adiyiz; ama suçlamasını kanıtlamazsa Demirkanlı adidir...

YALAN: 3
(Feridun) "Çetinkaya'ya 'Lütfen, bir daha dergiye yazı yazmayın' dedim. Çünkü yalan söylemiş, bir tezgahın parçası olmuştu."
(Kaynak: Coşkun Büktel'e Sanatseverler Değil, Ancak "Sanatsavarlar" Yalancı Diyebilir)

Mustafa Demirkanlı, Çetinkaya'nın yalan söylediğini ve bir tezgahın parçası olduğunu kanıtlasın, kendisine fotoğraftaki Limousine'i armağan etmeye söz veriyoruz!...

Biz sözümüzü yerine getirmezsek adiyiz; ama suçlamasını kanıtlamazsa Demirkanlı adidir...

YALAN: 4
(Feridun Çetinkaya ve Coşkun Büktel'i suçlayarak) "Bu 'ilkel ve iğrenç' dergiye (Tiyatro... Tiyatro...) sızmak için bu kadar tezgah niye?"
(Kaynak: Coşkun Büktel'e Sanatseverler Değil, Ancak "Sanatsavarlar" Yalancı Diyebilir)

Mustafa Demirkanlı, Çetinkaya ve Büktel'in dergiye sızmak için tezgah kurduğunu kanıtlasın, kendisine fotoğraftaki Limousine'i armağan etmeye söz veriyoruz!...

Biz sözümüzü yerine getirmezsek adiyiz; ama suçlamasını kanıtlamazsa Demirkanlı adidir...

YALAN: 5
(Coşkun Büktel) "Theope'yi sahneleyebilecek kimsenin olmadığını iddia eder"
(Kaynak: "H.Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel (1)")

Mustafa Demirkanlı, Büktel'e yönelttiği bu suçlamayı kanıtlasın, kendisine fotoğraftaki Limousine'i armağan etmeye söz veriyoruz!...

Biz sözümüzü yerine getirmezsek adiyiz; ama suçlamasını kanıtlamazsa Demirkanlı adidir...

YALAN: 6
"Zaten Coşkun Büktel'in genel karakteridir. Yanına birini alır, iliğini sömürene kadar kullanır ve atar."
(Kaynak: Mustafa Demirkanlı, "H. Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel (1)")

Mustafa Demirkanlı, Büktel'e yönelttiği bu iğrenç suçlamaları kanıtlasın, kendisine fotoğraftaki Limousine'i armağan etmeye söz veriyoruz!...

Biz sözümüzü yerine getirmezsek adiyiz; ama suçlamasını kanıtlamazsa Demirkanlı adidir...

YALAN: 7
"Ancak, üşenmeden onun (yani Burak Caney'in) eleştirisini ve senin (yani Büktel'in) senaryonu okuduktan sonra (Burak Caney'in) söylediklerine olduğu gibi katılıyorum."
(Kaynak: Coşkun Büktel Bulaşma, İşine Bak!)

Mustafa Demirkanlı, Büktel'in, "Hamdi Mümkün yahut İkinci Geliş" senaryosunu (217 sayfalık, henüz yayınlanmamış senaryosunu) "okudum" dediği tarihte okuduğunu kanıtlasın, kendisine fotoğraftaki Limousine'i armağan etmeye söz veriyoruz!...

Biz sözümüzü yerine getirmezsek adiyiz; ama suçlamasını kanıtlamazsa Demirkanlı adidir...

YALAN: 8
"Büktel sürekli şunu savunur: 'Bu eseri sahneleyecek bir yönetmen yok.' "
(Kaynak: Mustafa Demirkanlı "Hay Allah")

Mustafa Demirkanlı, parantez içinde ve italik olarak yazıp Büktel'e mal ettiği o sözün kaynağını gösterirse, yani o sözü kendisinin uydurmadığını belgelerse, yani yalan söylemediğini kanıtlarsa, kendisine fotoğraftaki Limousine'i armağan etmeye söz veriyoruz!...

Biz sözümüzü yerine getirmezsek adiyiz; ama suçlamasını kanıtlamazsa Demirkanlı adidir...

YALAN: 9
(Yılmaz Öğüt'e) "Türkçesi siz hırsızsınız diyordu Coşkun Büktel"
(Kaynak: Coşkun Büktel'e Sanatseverler Değil, Ancak "Sanatsavarlar" Yalancı Diyebilir)

Mustafa Demirkanlı, Coşkun Büktel'in Yılmaz Öğüt'ü hırsızsınız diye suçladığını kanıtlasın, kendisine fotoğraftaki Limousine'i armağan etmeye söz veriyoruz!...

Biz sözümüzü yerine getirmezsek adiyiz; ama suçlamasını kanıtlamazsa Demirkanlı adidir...

YALAN: 10
"Coşkun Büktel, o eşsiz polemik dehasıyla ve zamanı bol olduğu için yazılanları cımbızlayarak okura sunmanın marifet olduğunu sanıyor ve olayları kendi istediği biçimde yorumlatmaya çalışıyor."
(Kaynak: Coşkun Büktel'e Sanatseverler Değil, Ancak "Sanatsavarlar" Yalancı Diyebilir)

Yukarıdaki suçlamalarının yalan olmadığını kanıtlasın, Mustafa Demirkanlı'ya, fotoğraftaki Limousine'i armağan etmeye söz veriyoruz!...

Biz sözümüzü yerine getirmezsek adiyiz; ama suçlamasını kanıtlamazsa Demirkanlı adidir...

YALAN: 11
"...dergi yayımlanır yayımlanmaz, Büktel aramış, 'yanıt hakkını kullanmak' istediğini söylemişti, yazıyı daha önce görmediğini ve şimdi okuduğunu da ekleyerek..."
(Kaynak: Coşkun Büktel'e Sanatseverler Değil, Ancak "Sanatsavarlar" Yalancı Diyebilir)

Demirkanlı, Büktel'in "yazıyı daha önce okumadım, şimdi gördüm" dediğini (yani Büktel'in yalan söylediğini) kanıtlasın, kendisine fotoğraftaki Limousine'i armağan etmeye söz veriyoruz!...

Biz sözümüzü yerine getirmezsek adiyiz; ama suçlamasını kanıtlamazsa Demirkanlı adidir...

YALAN: 12
"Efendim, Büktel, vakti zamanında -Rahmi Dilligil zamanında- Devlet Tiyatroları'na sanatçı kadrosundan girmek istemiş..."
(Kaynak: "Mustafa Demirkanlı Sinsi Yalanlar ve Tahriflerle Okurları Yanıltmaya Çalışıyor.")

Mustafa Demirkanlı, yukarıdaki suçlamayı ne zaman yapıyor?.. Rahmi Dilligil'in yolsuzluk nedeniyle mahkum olduğu ve kelepçeli fotoğraflarının yayınlandığı dönemde yapıyor. Demirkanlı, Büktel'in DT kadrosuna girmek istemesini suçmuş gibi gösterebilmek için, cümlenin akışını kesip parantez açarak, "Rahmi Dilligil zamanında" girmek istediğini özellikle belirtiyor. Oysa Büktel, Dilligil zamanında DT'ye girmeye teşebbüs etmediği gibi, Dilligil'in (DT sanatçısı Nâlan Örgüt ve DT yönetmeni Şakir Gürzumar aracılığıyla) önerdiği kadro teklifini de reddetmiş ve yazısında bunu açıklamıştı.

Mustafa Demirkanlı, Büktel'in, Rahmi Dilligil zamanında DT'ye herhangi bir kadrodan girmek istediğini kanıtlasın, kendisine fotoğraftaki Limousine'i armağan etmeye söz veriyoruz!...

Biz sözümüzü yerine getirmezsek adiyiz; ama suçlamasını kanıtlamazsa Demirkanlı adidir...

YALAN: 13
"İşte bu tür, Ali-Cengiz oyunlarından sıkıldığım ve kendileri için her yolu mübah görenlere karşı laf yetiştirmekten bıktığım için, 'Yanıt' hakkım da 'Yanıt' hakkım diye içinde 'Coşkun' sözcüğü geçen her yazıyı gösterip sayfalar dolusu yazıları yayımlamamızı bekleyen, yayımlanmadığı için de 'yeni yazılarla' meşgul eden Büktel’e karşı 'İstanbul Mahkemeleri’ni adres gösterdim”
(Kaynak: "Mustafa Demirkanlı 'İlkel ve İğrenç' Olmaya Devam Ediyor!")

Mustafa Demirkanlı, Büktel'e yönelttiği Ali-Cengiz oyunları suçlamasını bir tek, (yalnızca bir tek) somut örnekle kanıtlasın, kendisine fotoğraftaki Limousine'i armağan etmeye söz veriyoruz!...

Biz sözümüzü yerine getirmezsek adiyiz; ama suçlamasını kanıtlamazsa Demirkanlı adidir...

YALAN: 14
"Coşkun Büktel, editoryal seçim gibi bir kavramla tanışmamış olduğu için, istediği uzunlukta yazar ve sizi yayımlamakla yükümlü kılar, 'hayır, bu uzunlukta yazı yayımlayamam' deme hakkınız yoktur, derseniz, 'Sansürcü' oluverirsiniz"
(Kaynak: Coşkun Büktel'e Sanatseverler Değil, Ancak "Sanatsavarlar" Yalancı Diyebilir)

Büktel'in yazılarını "içerikleri" yüzünden değil de, "uzunlukları" yüzünden sansür etmiş gibi konuşan Demirkanlı, Büktel'in "Tiyatro Tiyatro" dergisine bir tek uzun yazı önerdiğini ya da kendisinin bir tek Büktel yazısını uzunluğu yüzünden reddettiğini kanıtlasın, Demirkanlı'ya fotoğraftaki Limousine'i armağan etmeye söz veriyoruz!...

Bu sözümüzü yerine getirmezsek adiyiz; ama suçlamasını kanıtlamazsa Demirkanlı adidir...

YALAN: 15
"...iyisi mi Büktel kara çalmadan önce birazcık bakınsın sağa sola."
(Kaynak: Coşkun Büktel'e Sanatseverler Değil, Ancak "Sanatsavarlar" Yalancı Diyebilir)

Demirkanlı, Büktel'in kendisine kara çaldığını (iftira ettiğini) kanıtlasın, kendisine fotoğraftaki Limousine'i armağan etmeye söz veriyoruz!...

Bu sözümüzü yerine getirmezsek adiyiz; ama suçlamasını kanıtlamazsı Demirkanlı adidir...

YALAN: 16
"Büktel’in söylediği şu cümle doğru, internet ortamında yer sorunu olmadığından istenilen uzunlukta yazılar değerlendirilebilinir, gerisi okura kalmıştır… ama bu lüks, bir dergi için geçerli değil, Büktel bunu da anlamamakta ısrar etti hep."
(Kaynak: Coşkun Büktel'e Sanatseverler Değil, Ancak "Sanatsavarlar" Yalancı Diyebilir)

Büktel'in yazılarını "içerik" yüzünden değil de "uzunluk" yüzünden yayımlamadığını kanıtlasın, Mustafa Demirkanlı'ya fotoğraftaki Limousine'i armağan etmeye söz veriyoruz!...

Biz sözümüzü yerine getirmezsek adiyiz; ama suçlamasını kanıtlamazsa Demirkanlı adidir...

YALAN: 17
"Yuh derler adama, narsizmin de bu kadarı derler… ama adama derler Coşkun Büktel’e değil."
(Kaynak: Demirkanlı'ya Son -Olmasını Umduğum- Cevap)

Demirkanlı, Büktel'in "yuh" çekilmeye layık ve "adam" olmayan bir yaratık olduğunu (örneğin Büktel'in bir tek yalanını; 17 değil, "bir tek" yalanını) kanıtlasın, kendisine fotoğraftaki Limousine'i armağan etmeye söz veriyoruz!...

Biz sözümüzü yerine getirmezsek adiyiz; ama suçlamasını kanıtlamazsa Demirkanlı adidir...

YALAN: 18
"Dün (1 Haziran) davetim üzerine ziyaretime geldi… ama öncesi var… 31 Mayıs’ta cep telefonumdan aradı, nerede olduğumu sordu, 'geliyorum' dedi. 'Arkadaşım, bir oyunun provasını izlemeye gidiyorum' demem de fayda etmedi, 'Olsun orada konuşuruz' demez mi?"
(Kaynak: Coşkun Büktel'i Anlamak...)

Demirkanlı, Büktel'i sanki 1 Haziran'da davet etmiş... ama öncesi varmış, yani 31 Mayıs'ta, yani davetten bir gün önce, Büktel, Demirkanlı'yı arayıp görüşmek için çok ısrar etmiş. Yani Demirkanlı, sanki ısrar üzerine, ertesi gün Büktel'i davet etmiş.

Oysa Büktel, davetten önce Demirkanlı'yı aramış değildi. Davet daha önce yapılmış, Büktel, uygun bir zamanında, Demirkanlı'yı aramıştı. Yani Büktel, Demirkanlı'yı "daveti üzerine" aramış ve konu bir an önce kapansın diye, Demirkanlı'nın izleyeceği provaya gelebileceğini ve orada görüşebileceklerini söylemişti.

Demirkanlı hem Büktel'i davet ediyor, hem de Büktel "geliyorum" dediğinde, nazlanıyor. Sonra da davet tarihini yanlış algılanacak biçimde belirsiz bırakıp, Büktel'i, "ısrar ederek kendini davet ettirmiş" gibi gösteriyor. Yani her zaman yaptığını yapıyor: "Sinsi" yalanlarla çamur atıyor.Demirkanlı, olayın (Büktel'in verdiği bilgiye uygun olarak) bizim anlattığımız gibi değil de, kendi anlattığı gibi gerçekleştiğini kanıtlasın, Demirkanlı'ya fotoğraftaki Limousine'i armağan etmeye söz veriyoruz!...

Biz sözümüzü yerine getirmezsek adiyiz; ama suçlamasını kanıtlamazsa Demirkanlı adidir...

YALAN: 19
"Ancak, Yayın Kurulu’ndaki arkadaşlardan biri -tam hatırlamıyorum ama, Orhan Aklaya olabilir- şu yanıtı verdi: 'Güzel, muhalif bir sesin olması güzel de, Coşkun’un Theope’nin dışındaki herhangi bir konuda muhalefetini gören, bilen var mı?' diye sorduğunda, Kerem’de ben de geri adım attık. Ve unuttuk. Söylenen o kadar doğruydu ki…"
(Kaynak: Coşkun Büktel'i Anlamak...)

Büktel'in Theope dışında herhangi bir konuda muhalefeti görülmediği doğruysa Demirkanlı (yada Orhan Alkaya'ya) yukarıdaki Limousine'i vereceğiz.

Demirkanlı yada Alkaya'nın iddiasının yalan olduğunu kanıtlamak bize düşer. Demirkanlı yada Alkaya, bu iddianın yalan olduğunu kanıtladığımızda eğer alçak olduklarını itiraf etmeye söz verirlerse; biz de, iddianın yalan olduğunu kanıtlayamadığımız takdirde hem alçak olduğumuzu kabul edecek, hem de ikisine de birer Limousine armağan etmeye söz veriyoruz!..

Demirkanlı ve Alkaya, sözlerinin arkasındaysa, hodri meydan!...

YALAN: 20
"bir başkası olsa tiyatrofanzini.com’un yayıncısı, en az elli sayfalık bir yazıyla o insanın ne kadar 'yalancı', 'sahtekar', Vandal' vs. vs. olduğunu ballandıra ballandıra anlatır da anlatır. İş Çetinkaya’ya dayanınca mahcupmuş… da, öne çıkmak istemiyormuş da.. git ya Coşkun, artık komik olmaya başladın."
(Kaynak: Coşkun Büktel'i Anlamak...)

Demirkanlı, Büktel'in, yayıncısı belli olmayan siteleri “yalancı”, “sahtekar”, "Vandal” vs. vs. diye aşağılayacağını ama tiyatrofanzini.com editörü Feridun Çetinkaya'yı aşağılamadığını bunun komik olduğunu söylüyor. Demirkanlı, Büktel'in herhangi bir siteyi "sırf" sahibi belli olmadığı için aşağıladığına dair somut bir tek örnek verirse, Demirkanlı'ya fotoğraftaki Limousine'i armağan etmeye söz veriyoruz...

Biz sözümüzü yerine getirmezsek adiyiz; ama suçlamasını kanıtlamazsa Demirkanlı adidir...

***

Yukarıdaki suçlamalarının herhangi birinin yalan olmadığını kanıtlasın, Mustafa Demirkanlı'ya fotoğraftaki Limousine'i armağan edeceğiz. yirmisini de kanıtlarsa, yirmi Limousine vereceğiz!...

Yalanlarının yalan olmadığını, gerçek olduğunu kanıtlasın; Demirkanlı'ya Limousine vermenin yanı sıra, alçak olduğumuzu açıklayacak, okurlar ve Demirkanlı'dan özür dileyeceğiz!...

Yalanlarının yalan olduğunu kabul ederse (yada en azından utanmayı ve susmayı becerirse), Demirkanlı'dan Limousine istemiyoruz; alçaklığının tescil edilmiş olması bize yeterli!...Biz, her zaman verdiğimiz sözü yerine getirdik. Yine getireceğiz...

Demirkanlı'nın yalanlarını teşhir etmeyi sürdüreceğiz. Yalan makinesi Mustafa Demirkanlı, sadece yirmi yalan teşhiriyle kurtulamaz!...

Tıklayınız:
YALAN: 23
YALAN: 22
YALAN: 21
YALAN: 20
YALAN: 19
YALAN: 18
YALAN: 17
YALAN: 16
YALAN: 15
YALAN: 14
YALAN: 13
YALAN: 12
YALAN: 11
YALAN: 10
YALAN: 9
YALAN: 8
YALAN: 7
YALAN: 6
YALAN: 5
YALAN: 4
YALAN: 3
YALAN: 2
YALAN: 1

1400'lü yıllarda ne oldu?

a-) Kazak ulusunun kökenleri oluştu
b-) Ankara Meydan Savaşı yapıldı
c-) Shakespeare ortaya çıktı (Yaşam Kaya)
d-) Hepsi yada hiçbiri

1907 yılında ne oldu?

a-) Kübizm akımı başlatıldı
b-) Fenerbahçe kuruldu
c-) Türk tiyatro tarihi başladı (Yaşam Kaya)
d-) Hepsi yada hiçbiri

Yazar olmak isteyip de, bir türlü yazar olamayan Yaşam Kaya çok garip!

Coşkun Büktel
3 Aralık 2007

Shakespeare'in değil doğum tarihini, hangi yüzyılda yaşadığını bile bilmeyen; en az 150 yıllık Türk tiyatro tarihinin 100 yıl önce, yani 1907'de başladığını sanan

Yaşam Kaya, "İngiltere basınında yazan ilk Türk tiyatro eleştirmeni" olmakla övünüyor

Yeditepe Üniversitesi gazetecilik bölümü öğrencisi (belki de öğretim görevlisi) Neslihan Ece Uncuoğlu, bir tiyatro eleştirmeni ile röportaj yapmaya karar vermiş ve bula bula Yaşam Kaya'yı bulmuş. Kaya da Uncuoğlu'na, tiyatro sanatıyla ilgili olarak; yüzlerce kez tekrarlandığı için artık 12 yaşındaki çocukların bile ezberlediği klişeleri (seyircimiz eğitimsizdir, popüler değilseniz kimse sizinle ilgilenmez, Londra'da İstanbul'dakilerden daha çok tiyatro vardır, Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra politik tiyatro gerilemiştir, ülkemizde tiyatro meslek haline gelmemiştir, vb) bir kez daha tekrarlamış.

Yaşam Kaya'nın ya da herhangi bir tiyatro insanının yaratıcı ve yetenekli olmasını beklemiyoruz; ama herkesin ve "İngiltere basınında yazan ilk Türk tiyatro eleştirmeniyim." diyen Yaşam Kaya'nın tutarlı olmasını bekliyoruz.

Yaşam Kaya, Uncuoğlu'na verdiği röportajda da bir kez daha yinelediği üzere, "İngiltere basınında yazan ilk Türk tiyatro eleştirmeni" olmakla övünen bir eleştirmendir(!). coskunbuktel.com okurları, eserleriyle değil de, bu tür pazarlama başarılarıyla övünen insanlara güvenilmemesi gerektiğini iyi biliyorlar; çünkü onlar, Rusya'yı sarstığı söylenerek pazarlanan Tuncer Cücenoğlu oyunu "Çığ" hakkındaki (diğer tüm sitelerin görmezden gelerek okurlarından gizlediği) nahoş gerçekleri biliyorlar. (Bakınız: Büktel, "Çığ Aslında Nedir, Neyi Sarsıyor?")

Uncuoğlu'na verdiği röportajda, "İngiliz tiyatro dergilerini inceliyorum sıklıkla" diyen Yaşam Kaya; İngiliz (bu arada Türk) tiyatrosu hakkında şu "değerli" bilgilerle insanları aydınlatmaktan(!) da geri durmuyor:

"İngilizler, 1400’lü yıllarda Shakespeare’ in çıkışı dünyayı sarsmıştır. İngiliz tiyatrosu 400 yıllık bir tarihe sahiptir fakat Türk tiyatrosu daha 100 yıllık bir süreci kapsar. İlk başlangıcı Şinasi’nin Şair Evlenmesi’dir."

Ben, İngiltere'de eleştiri yayınlayamıyorum, İngiliz dergilerini de (eski kitapçılarda ara sıra bulduğum eski sayılarının dışında) düzenli izleyemiyorum. Ama, Shakespeare'in 1564'te doğduğunu (yani, Yaşam Kaya'nın dediğinin tersine "1400’lü yıllarda" değil, 16. Yüzyıl'ın ikinci yarısında ortaya çıktığını) lise yıllarımdan beri gayet net olarak biliyorum. İngiliz tiyatrosunun Shakespeare'le başlamadığını ve "Mucize Oyunları", "Gizem Oyunları", "Ahlak oyunları" gibi, Shakespeare'den birkaç yüzyıl öncesine dayanan geleneklere sahip olduğunu; ("İspanyol Trajedisi"nin yazarı Thomas Kyd ve "Doktor Faustus"un yazarı Christopher Marlowe gibi) biri Shakespeare'den önce doğmuş ve her ikisi de eserlerini Shakespeare'in büyük çıkışından önce yazmış ve ölmüş önemli yazarların bulunduğunu ise sonradan üniversitede öğrendim ve bir daha da unutmadım.

Ayrıca, (Metin And'ın daha eski tarihli yerli oyun metinleri bulmuş ve 1983'te "Şair Evlenmesi'inden Önceki İlk Türk Oyunları" başlıklı kitabında bu metinleri yayınlamış olmasına rağmen) ilk Türk oyunu olduğu genellikle kabul edilen "Şair Evlenmesi"nin bile 1859'da, yani 150 yıl önce, yazıldığını ise ortaokuldan beri biliyorum ve "İngiliz tiyatrosu 400 yıllık bir tarihe sahiptir fakat Türk tiyatrosu daha 100 yıllık bir süreci kapsar. İlk başlangıcı Şinasi’nin Şair Evlenmesi’dir." diyerek okurları, hem Türk hem de İngiliz tiyatrosunun "kapsadığı süreçler" konusunda dezenforme eden Yaşam Kaya'nın da bilmesini; ve "İngiltere basınında yazan ilk Türk tiyatro eleştirmeni" olmakla övünmek yerine, hiç değilse, tiyatronun bu temel olguları hakkında yanlış yapmamakla övünür hale gelmesini, gerekli görüyorum.

Shakespeare hakkında da kendi ülkesinin tiyatrosu hakkında da, en basit bir tarihsel perspektife bile sahip olmayanlar, İngiltere'de eleştiri yazan ilk ve tek Türk olursa; Theope'yi ve "Ölüleri Gömün"ü aforoz eden bir vandal (Lemi Bilgin) DT genel müdürü olursa; ülkenin yazarları bir yazara iftira ettiği sabit olan Özdemir Nutku'yu başkan yapıp onunla gurur duyarsa; başka oyun bulunamıyormuş gibi mantık hatalarıyla dolu bir metin ("Çığ") DT'de ikinci kez sahnelenir ve Avrupa'ya lanse edilirse; ve bütün bu olguların işaret ettiği sorunları 15 yıldır somut belgelerle teşhir eden ve ta 10 yıl önce, "bindiğiniz dalı kestiğinizi ne zaman fark edeceksiniz? İlle yere çakılmanız mı gerek? İlle birinin düdüğü çalıp 'paydos' diyerek kapınıza kilit vurması mı gerek?" ("Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları", Dramatik Yayınlar, 1998, sayfa 348.) diyerek tüm tiyatrocuları gaflet uykusundan uyanmaya davet etmiş olan Coşkun Büktel'e, Orhan Aydın gibi ilerici demokrat örgütçüler dahil, hiç kimse kulak asmazsa; böyle bir tiyatroda, tiyatro sanatı yapılmıyor, yalnızca madrabazlık yapılıyor, yalnızca bazı esnaflar tiyatrodan rant sağlıyor demektir. Sanat değeri olmayan, sanatsallık talebi bulunmayan, sanatsallık taleplerine kulak asmayan bir tiyatro, halka tiyatroyu sevdirmeyi başaramaz ve önce halkın ilgisini, sonra da salonlarını kaybeder. Ben bunu bugün söylüyor değilim; on yıl önce söyledim. Ama kime söyledim? Kendilerinden iyilere tahammül edemeyen şişkin egolu tiyatro esnafına söyledim. Tınmadılar, tınmıyorlar. Ama tiyatrolarımız yıkılıyor diye AKP'yi suçluyorlar. Ya ne olacaktı? Siz o cılız zekalarınızla, tiyatroda yaratıcılığı aforoz edip, kendi kendinize tiyatroculuk oynayasınız diye; AKP, Türkiye'nin en büyük rantlı arsalarının tiyatro binaları tarafından "işgal edilmesine" seyirci mi kalacaktı? "Kalmaz" dedik! On yıl önce söyledik! Aldırmadınız. Kendinizden iyilere tahammül edemediğinizden, kendinizi beğenmişliğinizden, ahmakça kibriniz yüzünden, haklı uyarılara kulak asmadınız.

Tiyatromuz "sanatsal ruhunu" ve sonucunda halkın ilgisini kaybetmiş olmasaydı; AKP, değil % 47'yle, % 67'yle bile gelmiş olsa, tiyatro salonlarını yıkmayı aklından bile geçiremezdi.

Türk tiyatrosunun sorunları AKP'yle başlamadı ve AKP'nin bitmesiyle bitecek değildir. Türk tiyatrosunun asal sorunu AKP değil; onca uyarılarımıza rağmen, hâlâ daha gaflet uykusundan uyanmamakta (şımarık çocuklar gibi) inat eden ve özeleştiri yapıp kendi içindeki vandalizmle yüzleşmek ve mücadele etmek yerine, AKP'nin vandalizmini eleştirerek prim yapıp kendi vandalizmini örtbas etmeye çalışan Türk tiyatrocularıdır.

Siz, AKP'yi medenileştirmeye (demokratikleştirmeye) çalışmayın! Onlar, halka tiyatro değil, mescit vaat ederek iktidara geldiler ve vaatlerinin gereğini yapıyorlar. Siz vıdı vıdıyı bırakıp, on beş yıldır kafanıza vura vura, tiyatronun sanatsallaşmasını ve tiyatro eleştirisinin bilimsel yöntemlere dayandırılmasını talep eden Coşkun Büktel'in uyarılarına bari bundan sonra kulak vererek, tiyatronuzu ve tiyatrocuları (yani kendinizi) medenileştirmeye (demokratikleştirmeye) ve böylelikle halkın gözünde tiyatro sanatını yüceltmeye bakın!

Halk, o zaman, ancak o zaman, tiyatronun da katkısıyla, aydınlanma ve rönesansı nihayet yaşayabilir ve sizin vıdı vıdı yaparak asla başaramayacağınız şeyi, AKP'nin fişini çekip ampulünü söndürmeyi, başarabilir.

Aşağıda iki adet link verdik. Birincisi sizi Yaşam Kaya röportajına götürecek. İkincisi ise, Hilmi Bulunmaz'ın Yaşam Kaya'yı eleştiren taze bir yazısına:

1. "YAŞAM KAYA İLE SÖYLEŞİ"

2. YAŞAM KAYA'NIN SERZENİŞİ

3 Aralık 2007 Pazartesi

İhanet etmeyenler unutmaz!

Unutmamakta yarar var!

9 Yıl önce:

Coşkun Büktel, "Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları"nın önsözünde demişti ki:

Evet, insanları isimlerini vermeden suçlamak yalnız korkakça bir davranış değil, ama aynı zamanda alçaklıktır da. Çünkü bir insanı, ismini vermeden suçladığınızda, yalnızca o insanın kendini savunma hakkını, yani sizi yalanlama hakkını gasp etmiş olmuyor (bu korkaklıktır); ama aynı zamanda başka suçsuz insanların da zan altında kalmasına yol açmış oluyorsunuz (bu alçaklıktır).

Eleştiri konusunda artık yeni bir ahlak edinmemizin zamanı gelmiştir: İsim vermemenin, yani korkaklık ve alçaklığın, aristokratça bir yücelik ya da tenezzül etmeyen bir soyluluk gibi gösterilmesine; eleştirinin somut örnek ve isim vermeden, doğruluğu ve haklılığı kendinden menkul bir takım genellemelerle ifade edilmesine, artık tüm okurlar sert tepki vermelidir.

Coşkun Büktel, "Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları" (Dramatik Yayınlar, 1998. Sayfa 8-9)

Tıklayınız: coskunbuktel.com

Hilmi Bulunmaz yine konuşuyor...

Coşkun Büktel diyor ki:

Demirkanlı'nın dergisi Tiyatro Tiyatro'nun Kasım 2007 tarihli son sayısının künyesine baktığımızda, Ahmet Levendoğlu ve Orhan Alkaya isimlerinin, artık yayın kurulu üyeleri arasında bulunmadığını gördük.

Üstün Akmen ile Ali Taygun'un isimleri ise, yalan makinası Mustafa Demirkanlı'nın ismiyle aynı safta yer almaya devam ediyor.

Tıklayınız: coskunbuktel.com

29 Kasım 2007 Perşembe

Kocakarı masalı, amigo sloganı ve gerçekler!

4 Kasım Karanlığa Karşı Işık eylemini "büyümsemenin hafifliği"


ORHAN AYDIN'A (TARTIŞMAYA YANAŞTIĞI VE YANAŞMADIĞI KONULARDA) CEVAPLAR


Coşkun Büktel
30 Kasım 2007


TIKLAYINIZ

26 Kasım 2007 Pazartesi

Mine Ergen'den gelen mektup...

Foto: Mine Ergen (Avusturya Alpleri)


(Not: Onlarca insanın ödül düzeneğini kutsamasına karşın, ödül düzeneğine karşıtlığım sürüyor. Hilmi Bulunmaz)


Sayın Hilmi Bulunmaz,

Öncelikle festival ödül haberini sitenizde yayınlama inceliğiniz ve duyarlılığınız için çok teşekkür ederim.

Burjuva kültürünün ödül sistemine ben de karşıyım.

Ancak yoz egemen kültüre seçenek yaratan festivallerin de grupların da desteklenmesi gerektiğine inanıyorum.

Aşağıda Festival komitesinin çağrı yazısını; Festivalin içeriğini ilk ağızdan ve doğru yansıtabileceği açısından size iletiyorum.

Bu arada bir düzeltim yapmalıyım, sizinle yaptığımız çalışmalar değerliydi ve çok şey de kattı elbette, ancak tiyatroya sizinle değil, çok daha önce başladım.

İlk sahne deneyimini ilkokulda edinmem sayılmazsa, -o koşullarda ne kadar olabildiyse- 1981 yılında lisede oyunculuk ve yönetmenlik yaptığımı belirtmeliyim.

Bu arada sizde fotoğrafım olmadığını internet haberlerinden aldığınız fotoğraflarla anımsadığımdan, belki daha sonra başka konularda gerekli olabileceği düşüncesiyle son bir kaç fotoyu iletiyorum. Dağarcıkta bulunsun.

Bu arada sizin çalışmalarınızı da yoz kültüre seçenek gördüğümü ve istanbul'da olmadığımd yardımcı olamadığım tiyatro oyuncu adaylarını size yönlendirdiğimi bilmelisiniz.

Çalışmalarınızda başarılar diler en uygun zamanda görüşmeyi umarım.

Tüm tiyatro dostlarına sevgilerimle..

MİNE ERGEN
Yazar- Yönetmen


Festival Çağrısı

''Değerli Genç Arkadaşlar, Sevgili Kültür- Sanat Emekçileri,

Yeni Demokratik Gençlik olarak bu yıl 17. Gençlik-Kültür-Sanat Festivalini gerçekleştireceğiz. 17 yıl boyunca ezilen hakların özgürlük ve demokrasi mücadelesinde önemli bir yol aldık. Gençliğin temel hakları mücadelesi üzerinden yükselerek, halkın devrimci değerlerine sahip çıkarak ve onları gelecek kuşaklara taşımaya çalışarak bugünlere geldik. Bu anlamda bu yılki festivalimizin şiarını ''Temel Haklarımıza Sahip Çıkalım!'' şeklinde belirledik.

Gençliğin başlıca temel hakları olan barış içinde yaşama hakkı, iş hakkı, meslek hakkı, eğitim hakkı, erkek ve kızların eşitliği hakkı, ırkçılığın ve faşizmin olmadığı bir ortamda yaşama hakkı, temiz bir doğada yaşama hakkı, demokrasi ve katılımcılık hakkı, kendi yaşamını kendin belirleme hakkı gün geçtikçe daha da tehlikeye atılmakta, sömürülmekte ve tamamen unutturulup yok edilmeye çalışılmaktadır. Bu noktada gençliğin en önemli görevlerinden biri bu haklara sahip çıkmaktır. Günümüzün koşulları ve gittikçe küreselleşen sömürüyü göz önünde bulundurduğumuzda, gençliğin temel haklarına yapılan bu saldırılar hiçte şaşırtıcı olmasa gerek. Zira egemen güçlerin gelecek planlarının önünde en büyük tehlike yine gençliktir. Akademik, sosyal ve iş alanlarında haklarımıza yapılan bu saldırılara karşı koyabilmemiz, yine ancak gençlerin bir birlik içinde hareket etmesiyle olacaktır. Bu noktada gençlik örgütlülüğü büyük önem taşımaktadır ve varlık sebebi tam da bu noktada filizlenmektedir.

Gençliğin temel haklarına yapılan bu saldırılar dünyanın dört bir yanında boy göstermekte ve her geçen gün meşrulaştırılmaktadır. Avrupa genelinde hızla büyümekte olan harç sorunu, Türkiye özgülünde yer alan YÖK çıkmazı, eğitimi metalaştırma yolunda eğitime ve öğretime vurulan darbelerden sadece bir kaç örnektir. Ve bizim sessiz kaldığımız her bir saldırı yenilerini doğurmakta ve var olanların dozajını aleni şekilde yükseltmektedir.

Bu saldırılara en çok alet olan ve en büyük etkiyi yaratan araçlardan biri hiç şüphesiz medya ve onun çeşitli dallarıdır. Popülist akımlarla ve yozlaşmalarla birlikte bu etkiler hızla kültür ve sanat cephesinde akmaktadır. Sanatın artistik ve bağımsız değerlerini yok ederek popülist bir anlayışla halkın bu arenalarda ifade hakları da daraltılmaktadır. Sinemada hala var olan sansür öğesi gibi araçlarla sanat yoluyla ifade şekli kısıtlanmakta ve yok edilmeye çalışılmaktadır. Kültür ve sanat insanların kendilerini en iyi ifade edebileceği bir platformdur ve bu platformda kendimizi ifade hakkımız olmalıdır. Fakat bu da diğer temel haklarımız gibi saldırıya maruz kalmakta yok edilmektedir.

Kültür sanat bu popülist yaklaşımla ticaret aracı olmamalı ve ürünleri kamusal zenginlik olarak tüm topluma sunulmalıdır. Ancak bu şekilde gerçek anlamda sanat adına bir şeyler üretebilir ve bunları ifade özgürlüğümüz adına kullanabiliriz. Gençliğin kültür ve sanata bakış açısı ve yaklaşımı büyük önem teşkil etmektedir, keza yapılacak olan kültür ve sanat festivalimiz aynı derecede önem taşımaktadır. Kültür ve sanat üst yapı özelliği ile toplumsal şekillenişte önemli rol oynamaktadır. Dolayısıyla Avrupa gibi kapitalist-emperyalist üretim tarzının hakim olduğu bir coğrafyada, alternatif kültür-sanat anlayışını diri tutmak ve gençliğin temel haklarına sahip çıkmak için Yeni Demokratik Gençlik Kültür Sanat Festivali önemli bir mevzidir.

İşte bu sebeple biz YDG olarak Kültür Sanat cephesinde de anti-kapitalist anti-emperyalist bir duruşla tüm bu saldırılar karşısında durmak ve demokrasi mücadelemizi daha da ileriye taşımak için sizleri Festivalimize katılmaya çağırıyoruz! ''


17.YDG 2007 Kültür ve Sanat Festivali'nde
İkincilik Ödülünü alan oyun nedeniyle
Yönetmen Mine Ergen'e iletilen kutlamalar

1) HÜLYA TOZLU
Sevgili Prenses,
Çalışmalarını alkışlıyor, başarını kutluyor, sevgiyle kucaklıyorum. Başarıların uzun soluklu olsun.

2) MUSTAFA ÇİFCİ
Çok sevindim. Başarılarının devamını dilerim sevgili Tanrıçamız sevgiyle
sevgili Güneş Tanrıcam, çok haklısınız inanın ki..
isterim ki herkes mutlu herkes sevgi dolu olsun.
mavi gökyüzü hepimizin olsun, hepimize yeter..
gezegenin okyanus olmak bana şereftir. yaptığınız her işe inanın saygım büyük, hep özelsiniz, aramızda özel bir yeriniz var. sizi seviyorum..
saygılarımla,

3) FATİH
Selam Mine Hanım.
Ben MitosBoyut'tan Fatih başarınıza çok sevindim. Bundan sonraki emeklerinizin de taçlarındarılmasını dilerim. Sevgilerle

4) BEKİR ONAT
Sanatsal alanda yönetim konusunda başarıları tescilli entellektüel arkadaşım, kutlarım sizi.
LEYDİM EŞSİZ ÜSLUBUNUZ VE İÇERİSİNDEKİ UMUT BENİ MUTLU ETTİ. BELKİLER YAŞANANLAR OLABİLİR UMARIM.
TEKRAR KUTLARIM

5) YILMAZ ONAY
Mine'ciğim, seni ve çalıştığın topluluğu yürekten kutluyorum. Sevgiyle.

6) SADAN SELVİ
Mine Hanım
Merhaba,
Oduller sizi guclendirsin. Yurekten kutluyor, sevincinizi paylasiyorum.
Sevgiler, selamlar.

7) TACİM ÇİÇEK
merhaba
sevgili dostsevindim gerçekten başarın bana aitmiş gibidevamını dilerim. dostluklaselam ve sevgiler

8) TEKİN GÖNENÇ
Sevgili Mine ,
Kutluyor, başarılarının devamını dliyorum
Sevgiyle
(Not artık ben de gmail'i kullanıyorum....Lütfen not et)

9) ALİ GÜLER
Canım Seninle gurur duyuyorum ve sevinçliyim ve de özledim
Şövalye

10) RAGIP ZARAKOLU
Sizi ictenlikle tebrik ederim sevgiyle kalin

11) ENGİN TURGUT
sizi gönülden tebrik ediyorummm

12) GÜNEL ALTINTAŞ
Mineciğim,Tebrik eder, en sıcak duygularla öperim. Daha nice nice başarılar...

13) ERTUĞ KORUYAN
bilhassa üstadım Vasıf Öngören'in çok değerli epik oyununu sahneliyerek katılmanız beni çok sevindirdi.. başarılarınızın, sağlık ve mutluluklarınızla çoğalarak devamını dilerim..
saygılarım ve sevgilerimle...

14) ALİ ŞENER
Sevgili Mine Ergen aldığın 2.lik ödülü için seni tebrik ediyorum. Henüz ankaradayım daha akhisara dönmedim.döner dönmez tiyatrocu arkadaşlarla görüşeceğim

15) ÖNER YAĞCI
Kutluyorum. Selamlar. Dostlukla ve sevgiyle.

16) HAYRETTİN GEÇKİN
Mine Arkadaş, Keşke çok ellerim olsa, çok parmaklarım, çok kalbim... Alkışlamak için seni.

17) İSMAİL BİÇER
Mine Hanım, almış olduğunuz ödülden dolayı kutlar ve başarılarınızın devamını dilerim

18) ÖMER ÖNEREN
mine ,
seni kutluyorum,aşağıdaki dizelerimle sevincini paylaşıyorum.
"uçmayı
yeni öğrenmiş
mavi bir kelebek
kanadına
düşmüştü yüreğim."
ömer öneren

19) BERTAN ONARAN
Yürekten kutlarım canım; öpüyorum

20) SERKAN DURAK
Sayın Mine Ergen,
Başarınızdan dolayı sizi kutlar, aynı şekilde artan oranda başarılarınızın devamını dilerim. Sevgilerle,

21) ENGÜL ÇITAK
Mine Hanım,
Aldığınız ödülden dolayı sizi ve oyuna emek veren herkesi kutlarım.

22) ALİ EKBER ATAŞ
ALKIŞLIYORUM SEVGİLİ MİNE.. BAŞARILARININ DEVAMI DİLEĞİYLE, İSTANBUL MARTILARININ BİR FAZLASI SELAM..

23) FİLİZ TOSYALI
TEBRİKLER arkadaşım

24) HASAN KAYA
Sevgili Mine Ergen
Başarılarınız bizi elbete sevindirecektir. İçimizden birinin başarısı arkadan
yürüyenlerin rahatlıkla aşabileceği yolun da açılması anlamına geliyor.
Siz başarınızla bir yol açacaksınız ve sizden sonra gelecek gençler için sizin aştığınız yolu
almak kolay olacak ve ileriye gitmeninde zeminini yaratacaktır.
Bundan dolayıda olsa başarılı olmanızı, başarınızın sevincini sizle yaşamak isterim
Çalışmalarınızda tüm içtenliğimle başarılı olması ve herşeyin gönlünüzce geçmesi dileğimle
Sevgilermle kalın..

25) MEHMET GÜLER
Sevgili Mine Ergen,
Tiyatro alanında Avrupa'da gösterdiğin başarıdan dolayı seni yürekten kutluyorum. Nice başarılara...Sevgiyle kal.Mehmet GÜLER

26) ÜSTÜN AKMEN
YÜREKTEN KUTLUYOR, KESİNTİSİZ BAŞARILAR DİLİYORUM.
SEVGİLERLE...

27) TANER ÜMİT
Tebrikler ve başarılarınızın devamı dileğiyle..

28) YURDAY GÜVENC
Hanfendi tebrik ediyorum......güzel bir haber........mutluluğunu bizlerle paylaşmanda ayrıca sevindirici bir durum............selamlar.......

29) FAHRETTİN DEMİR
Sevgili Mine,
Ödülünü kutlar, başarılarının devamını dilerim.Sevgiyle

30) GÜLSÜM CENGİZ
Sevgili Mine,Seni ve grubunu kazandiginiz basari nedeniyle kutlarim, daha nicebasarili islere... Sevgiler, selamlar.

31) HIFZI YETGİN
Kutlanmayı en çok hakedenlerdensin.

32) Dr.SELMA ACUNER
Cok tebrikler, cok cok basarilar diliyorum,
sevgiler,

33) ZEKİ OĞUZ
Sevgili Mine,
Başarın beni mutlu etti. Her zaman başarılı olacağına inanıyorum.Çalı Yeni ürünlerini bekliyor.Konya'dan selamlar

34) H.T.
Canım kız, sen değersin, bir tanesin, alkışlanmayı her zaman hak edensin. Ne mutlu bu ülkede senin gibi uğraş verenlerimiz var...tabii ki hepimiz övünç duymalıyız. Çok öpüyorum.
Sevgilerimle.

35) TEVFİK TAŞ
Sevgi değer Mine Ergen;
İçtenlikle kutlarım. Eminim ki daha güzellerinin, büyüklerinin bir önsözü olacak bu ödül.
Esen kal.

36) MİMAR RAMAN
Mine Ergen'e aferin. artık odaya uğramama cezası olsada,
Teşekkürlerimizle
Mimarlar odası Bakırköy Şube Başkanı

(Sevgili Raman Bey,
Aynı anda iki ülkede birden bulunamıyorum
-şimdilik- bilim utansın.
kendimden klonladığım zaman ilk
Mimarlar odasına ve
Bakırköy Kent Konseyine
uğrayacağım söz.. )
( Mine Ergen)

37) Av İbrahim Yılmaz
Sevgili Mine Hocam,
oyununuzun ödül almasından dolayı kutlar, nice ödüllü oyunlar dilerim.


TÜM DOSTLARA ORTAK YANITIM:

SEVGİLİ DOSTLARIM

Duyarlılığınız ve içten desteğiniz için
çok teşekkürler.

Sepetten yukarıya tırmananı aşağı çeken
yoz anlayışın hakim olduğu topluma karşın,
içimizden birinin başarısını
tüm insanlığın
olumlu üretimler okyanusuna
katkı olarak algılayan
siz toplumcu dostların varlığını bilmek
içimdeki güneşi daha da parlattı.

İnsanlığın kültür okyanusuna
ben de küçük bir damla olabildiysem
ne mutlu bana.

En içten dostluk duygularımla
çalışmalarınızda başarılar dilerim.

Yüreğinizin güneşi ve
gökkuşağı eksilmesin.
Umut yüklü yıldızlarınız da..

Mine ERGEN DUYURU

Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonuna bağlı
Yeni Demokratik Gençlik
17. KÜLTÜR VE SANAT FESTİVALİNDE

MİNE ERGEN'İN YÖNETTİĞİ
''Kral Çıplak '' adlı oyun
FESTİVAL İKİNCİLİK ÖDÜLÜNE DEĞER GÖRÜLDÜ.

Avusturya İnnsbruck Tiyatro grubu
adına katılan oyunun yanısıra,
Almanya, Avusturya, Fransa,
Hollanda ve İsviçre'den
grupların da katıldığı
YDG 17.KÜLTÜR VE SANAT FESTİVALİ
17.KASIM.2007'de,
FRANKFURT'ta yapıldı.

KRAL ÇIPLAK

YAZAN: GÜLEN İPEK ABALI

METNE EKLEME YAPAN VE YÖNETEN

MİNE ERGEN

Oyuncular: Avusturya İnnsbruck
Demokratik Göçmenler Derneği
Çocuk Tiyatro Grubu

YDG 17. KÜLTÜR VE SANAT
FESTİVALİ İKİNCİLİK ÖDÜLÜ

Kendi çıkarı uğruna, ülkesinin zenginliklerini ve halkın değerlerini CIA ve İMF terzilerine peşkeş çeken kralın, sonunda çıplak kalışının öyküsü. Oyun KENDİ DEĞERLERİMİZE, EMEĞİMİZE SAHİP ÇIKALIM'' sözleriyle sona eriyor.

25 Kasım 2007 Pazar

Denizden Gelen Kadın / 5

Denizden Gelen Kadın / 4

Denizden Gelen Kadın / 3

Denizden Gelen Kadın / 2

Denizden Gelen Kadın / 1

Bulunmaz Tiyatro'nun işlik çalışmasında ele aldığı Denizden Gelen Kadın'ın yazarı Henrik İbsen. Beliz Güçbilmez tarafından dilimize kazandırılan oyun, beş perdeden oluşuyor. Henrik İbsen'in "Kadın Oyunları" olarak nitelendirilen oyunlarından biri olan Denizden Gelen Kadın, duru bir dille çevrilmiş olduğundan, sahnelenmenin yanı sıra, okunabilir bir metin olarak da varlığını sürdürüyor...

19 Kasım 2007 Pazartesi

Hilmi Bulunmaz konuşuyor...

Yine ödül!

Ödülün her türlüsüne karışıyız. Ödül düzeneğinin, insanı yüceltiyormuş gibi görünmesine karşın, aslında insanı onursuzlaştırdığı kanısındayız. Ödülün, tıpkı ceza gibi, insan onurunu zedeleyen bir olgu olduğu düşüncesindeyiz. Bu yüzden, hiçbir ödüle katılmıyor, sıcak bakmıyor, uzağında duruyoruz...

Herşeye karşın, Mine Ergen'in, tiyatroya bizim yanımızda başlaması, Avrupa'da tiyatro yapması gibi nedenlerle, bir ödül haberini veriyoruz:


Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonuna bağlı
Yeni Demokratik Gençlik
17. KÜLTÜR VE SANAT FESTİVALİNDE

MİNE ERGEN'İN YÖNETTİĞİ
''Kral Çıplak '' adlı oyun
FESTİVAL İKİNCİLİK ÖDÜLÜNE DEĞER GÖRÜLDÜ.

Avusturya İnnsbruck Tiyatro grubu
adına katılan oyunun yanısıra, Almanya, Avusturya, Fransa, Hollanda ve İsviçre'den
grupların da katıldığı
YDG 17.KÜLTÜR VE SANAT FESTİVALİ
17.KASIM.2007'de,
FRANKFURT'ta yapıldı.

15 Kasım 2007 Perşembe

Sabahattin Ali anılıyor

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti

SALI BULUŞMALARI


Türk edebiyatının önde gelen isimlerinden hikayeci, şair, gazeteci Sabahattin Ali, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin düzenleyeceği bir panelle anılacak. Toplantıya bekliyoruz...


KONUŞMACILAR

Prof. Filiz Ali
Hıfzı Topuz
Kemal Bekir
Hikmet Altınkaynak

TARİH: 20 Kasım Salı
SAAT: 15.00
YER: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Burhan Felek Konferans Salonu
Türkocağı Caddesi NO: 1 Cağaloğlu / İstanbul

Hilmi Bulunmaz'ın tiyatro üstüne konuşması...


Özür: Konuşmamda; "50, 100, 40... kişi" söylemi, niyetten bağımsız olarak, yanlış kullanılmıştır. İzleyicilerden özür dileriz. Etkinliğimizi, hem ilginin azlığı ve hem de salonumuzun fiziksel durumu nedeniyle, yaklaşık 10 kişi izlemektedir. Herşeye karşın, bu tür etkinliklerimizi sürdürmekte kararlıyız. (HB)

OYÇED susmaya devam ederken OYÇED'li Mine Ölce ("kendi adına") Büktel'e cevap veriyor!

SORUNLAR ORTAK; YAZARLIK ONURU


Mine Ölce
15 Kasım 2007


Mine Ölce, "OYÇED Ancak Cerahat Olarak Fışkırabilir" başlıklı yazıma karşı oldukça "makul" bir cevap göndermiş, hatta dostça bir el sıkışma için bana elini uzatmış.

Cevap mektubunu okur okumaz, Ölce'yi "aynı ölçüde makul", ama daha kısa bir mektupla "derhal" cevapladım. Ölce'nin metninin altında benim cevap mektubumu da bulacaksınız. CB

Not: 11 Kasım tarihini taşıyan bu iki mektubun neden ancak dört gün sonra yayınlandığını merak edecekler olursa, açıklama şudur: İzmir'de yaşayan Ölce'den fotoğraf istemek üzere kendisiyle iletişim kurmakta (İzmir'deki yağmurun elektrik hatlarını devre dışı bırakması nedeniyle) zorluklar yaşadım ve Ölce istediğim nitelikte bir fotoğrafı ancak kendisine ulaşmamdan iki gün sonra gönderebildi.

Tıklayınız: SORUNLAR ORTAK; YAZARLIK ONURU

Bu yazı Hakan Urcu'ya cevap değildir(!)

Özgür Ozan Yüksekdağ
15 Kasım 2007


Öncelikle sayın arkadaşıma düşüncelerini paylaşıp beni eğitme çabasından dolayı teşekkür ederim.Ama şunu belirtmeliyim ki bu yazı bir tartışma amacı taşımamaktadır, sadece düşünce paylaşımı davetine katkıdır ve kesinlikle Hakan Bey’e karşı kişisel tepki değildir.

Bence Hakan Urcu’nun eleştirileri haklı fakat duygusal bir abartı taşıyor.Ne demek bu? Yani ilk söz:ben bir yazar değilim, sadece yazı yazmayı öğrenme amaçlı yazı yazan biriyim.Bu yüzden insanların her okuduğu yazıya kabaran duygularıyla, karşılık verme dürtüsüne girmesini aceleci bir tepkime olarak görüyorum ama olsun buna ihtiyaç varsa benim zavallı yazılarım kadavra olarak kullanılabilir.Tiyatrocu,psikolog ve müzisyen kimliğime gelince bu kimliklere bu kadar değer verme kültürünün de yine bizim az gelişmiş kültürel yapımızın taşıdığı bir kompleks olduğu düşüncesinde olduğum için üzerinde durmaya gerek yok.Yani kimliklerimizle tezat oluşturan bir yazı yazmak/yazmamak hakkına, insani bir edim olarak sahibiz, lütfen abartmayalım.Ayrıca şunu da ekleyeyim: Hakan Urcu’nun hakkımdaki yazısına verdiği başlık da bir hayli agresif ve komik bir özelliğe sahip bence.Hoş şeyler değil bunlar, ne yani ben de yazıma “Beyinlerde Ur Yaratan URCU’ya ilişkin...”dir falan gibi bir başlık verseydim bana ve okuyanlara şiddet içeriğinden başka ne verebilirdi(?)

Ben halkından kopuk yaşayan biri olmadım hiçbir zaman ama düşünsel ve duygusal anlamda hiç anlaşılamayacağım bir toplumda yaşadığımı da hissetmiyor değilim.Hayatı hep emeğinin karşılığında yaşamakla geçen, modern zaman emekçilerinden biri olarak beni zavallı Türkiye Aydınları arasına sokmanıza da ancak üzülebirim.Ve şunu söyleyeyim ki halka merhamet etmeyenler biz değil bahsettiğiniz bileşenlerin ta kendileridir.Bu konuda el insaf diyorum ve ekliyorum: Bizim tiyatro fakirliği ve görmemişliği konusunda anlatmak istediğim, bahsettiğiniz gelişimimizi engelleyen etkenlerle ilgili size kesinlikle katılmakla birlikte, bu saldırıları duyarsızca sineye çeken toplumumuzu da (ki bireysel olarak saldırılara karşı boyun eymemeye çalışan biri olarak,dışardan biri olarak değil yani) sert bir şekilde eleştirmek gerekliliğini düşünüyorum.

Oyunun teknik kısmıyla ilgili olarak yazdığınız bütün eleştirileri başım gözüm üstüne diyerek, kesinlikle dikkate alacağımı bilmenizi isteyerek geçiyorum.Teşekkür ediyorum.

Oyunda gülünmemesi konusuyla ilgili olarak: evet her komedi oyununda gülünmek zorunluluğu yoktur ama bu oyun hem bana göre komikti hem de belitmek istediğim bu değildi.Ben, bu oyun ne kadar komik olursa olsun yine de insanlarımızın pek gülemeyeceğini ve nedenlerini -biraz dar olsa da- ortaya koymaya çalıştım, o kadar.

Ve son olarak, Hakan Bey, sizinle hayata ve dünyaya çok farklı açılardan bakmadığımızı bilmenizi isterim.Ben daha “Kuşadası” nı hiç görememiş biri olarak Türkiye Aydınlarının hakkını vererek yaşayamadıkları konusunda size katılıyorum ama ben “Aydın” falan değilim sıradan ama gerçekleri görmeye çalışan biri desek daha iyi olur.Türkiye’de görülmesi ve deşifre edilmesi gerekli bir sürü gerçek varken onlara hiç değinmeden gelişim sağlanacaksa bunlar içi boş bir şekilde olacaktır ve gerileme mutlak olur.

“Sudaki izinden ürken narsist” miyim bilmiyorum ama ürktüğüm bir şey var ki o da toplumumuzun kültürel,siyasal,sanatsal ve ekonomik gidişatıdır.

Saygı ve sevgilerimle...


Bakınız:
Hakan Urcu,
Alçak Dağları Yaratan "YÜKSEKDAĞ" ve Sersemler Evi'ne ilişkin...
Özgür Ozan Yüksekdağ "Sersemler Evi"nde sersemleştiler