GÜNCEL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
GÜNCEL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Nisan 2007 Pazartesi

Oyunculuk çalışmaları

Çok uzun yıllardır oyunculuk çalışmaları yaptırıyoruz... Bir yandan dünya görüşümüzden ödün vermeden sürdürdüğümüz çalışmalar, diğer yandan estetik bilinç geliştirmeye yönelik bir çabayla yürüyor...

Özellikle, video çekimler yapmaya başladığımızdan bu yana, oyuncu adaylarının ilgisi giderek artıyor...

Düzen yanlısı tiyatroların; oyunculuk çalışmalarına da el atmaları nedeniyle, değişik durumların oluşması, ister istemez ilgimizi çekiyor...

Bu hafta, çalışmalarımıza katılan iki kişiden duyduğumuz bir haber, bizleri hayrete düşürdü!.. Tiyatro Ti adlı düzen yanlısı tiyatronun yöneticileri, OYAKBANK merkez binasına gidip, hem de emekçilerden para alarak, bu bankanın çalışanlarına "hizmet" sunmaya başlamışlar...

"Halk tiyatroya gelmiyorsa, biz halka gideriz" mantığının bir başka yansıması olan; "Bankacılar tiyatroya gelmiyorsa, biz bankaya gideriz" mantığıyla hareket eden Tiyatro Ti, ister istemez, kapitalist tiyatro gruplarının anlayışını kavramamıza neden oluyor!.. Bu da az bir kazanım sayılmaz!..

Çağrımıza dolaylı yanıt: Mine Ergen

Sanırım, işlerinin yoğunluğundan, bize değgin bir şeyler yazmak yerine, kendi yaptıklarından örnek sunan Mine Ergen, her ne denli "doyurucu" bir yaklaşımda bulunmasa da, en azından "yanıt" verdiği için, sitemize konuk oluyor...

Üç dize halinde yazdığı bir "önsöz" ile bizlere seslenen Mine Ergen'in dizeleri şöyle:

"Merhabam atacli dosyada sizinle.

Sevgiyle kalin.

Mine ERGEN"

Şimdi de, dosyasını buraya alalım:

"DUYURU

8 Mart Dünya Emekci Kadinlar Günü nedeniyle, yazip yönettigi "BiZ KADINIZ! BiZ DE VARIZ!" adli oyunu Avrupadaki Tiyatro gruplariyla sahneleyen MiNE ERGEN, bir kac Avrupa kentinde gerceklestirilecek panele de konusmaci olarak katiliyor.

"SANAT VE KiTLE iLETiSiM ARACLARINDA KADIN"

KONUŞMACILAR

MİNE ERGEN (Yazar-Yönetmen)

FATMA DİKMEN (Gazeteci-Yazar)

AYFER ÖZGÜR (ATiK Kadinlar Komisyon Başkanı)

02.MART.2007 CUMA SAAT: 18.00

innsburg Avusturya

03.MART.2007 CUMARTESi SAAT: 18.00

TOHUM KÜLTÜR DERNEGi Firnhaberstr.1 STUTTGART

10.MART.2007 CUMARTESi FRANKFURT SAAT: 18.00

TiYATRO

"KADINIZ! BiZ DE VARIZ ! "

YAZAN- YÖNETEN MiNE ERGEN

03. MART. 2007 CUMARTESi SAAT: 18.00

TOHUM KÜLTÜR DERNEĞİ

Firnhaberstr.1 STUTTGART "

Bir zamanlar (koşullar dayattığında) birlikte üretimin tadına vardığımız insanlardan bir olan Mine Ergen, ne yazık ki, bizi kapitalist tiyatro yapmakla suçlayarak gitti. Buna gerekçe olarak da, soyadımı kullanarak, Bulunmaz Tiyatro adıyla etkinliğimi sürdürmemi gösterdi. Kendisinden (ve diğer eleştirenlerden) kamuoyu önünde, somut gerekçelerini görmek istiyorum. Bu arada, kendilerinin, ne denli sosyalist işler yaptıkları konusunda, bilgi edinmek istiyorum. Doğal ki, kamuoyu önünde...

Mine Ergen'den, şunu da öğrenmek istiyorum:

O zaman mı doğru yaklaşım içerisindeydin, yoksa (şimdi) kendi tiyatronun adını MEBA (Mine Ergen-Bülent Aydın) koyarak mı doğru yaklaşım içerisindesin?..

Ben (ve biz), tiyatromuzun adını koyarken doğru yaptık ve bence (ve bizce) MEBA da doğru bir düşünüştür...

Anlayamadığım, sanırım uzun zamandır görüşemediğimizden, anlamakta zorlandığım konu şu:Bulunmaz Tiyatro adını koyduğumuzda kapitalist olacağımızın garantisi oluyor da, MEBA konulunca neden kapitalist olunmuyor?..

Yada; Mine Ergen yapınca kapitalist tiyatro olmuyor da, biz yapınca neden kapitalist tiyatro oluyor?..

İstanbul Tiyatro Dükalığı'nın tüm saldırıları ve resmi faşizmin tiyatromuzu talan etmesine karşın, biz neden hala Mine Ergen tarafından (aksini açıklamadığına göre) kapitalist tiyatro olarak anılıyoruz?..

Tüm tiyatro salonlarınız mühürleniyor, oyunlarımızın tamamına yakını yasaklanıyor, tiyatromuz basılıyor, baskına uğruyor, gözaltına alınarak, ruhsal işkence görüyoruz... Tüm bunları, herhalde sosyalistler yapıyor!.. Demek ki, ülkemizin yönetimini, sosyalistler ele geçirmiş ve benim (ve bizim) kapitalist tiyatro yaptığımı anlamışlar da, tüm bu işkenceleri onun için yapıyorlar!..

Her şeye karşın; "GÜZEL ÜRETİMLERİN ANISINA" diye seslenen bir insandan umudumu kesecek değilim!..

Her ne denli; mücadele verirken ölen bir devrimcinin arkasından seslenilen bir anıştırma (ANISI MÜCADELEMİZE IŞIK TUTACAK) ile kaleme alınsa da, ölmediğimiz, ama mücadele verdiğimiz ortada olduğundan, daha fazla söz etmek istemiyorum (ve istemiyoruz)...

Gösteri Sanatları Merkezi vs...

Devlet, bizim sosyalist olduğumuzu ve bu bağlamda sanat yaptığımızı bildiğinden, elinden ne gelirse yapıyor:

Oyunlarımızı yasaklıyor, salonlarımızı mühürlüyor, mekanlarımızı basıyor, bize ve izleyicilerimize baskı uyguluyor, bizi ve izleyicilerimizi gözaltına alıyor, bizlere ve izleyicilerimize ruhsal işkence uyguluyor...

Kapitalist devletin tek bir düşünce biçimi var:

Sosyalist düşünceyi yaşatmak isteyenleri engellemek...

Örnekse, Gösteri Sanatları Merkezi adlı tiyatro "öğreten" kurumların da tek bir derdi var:

Sosyalist düşüncenin engellenerek, gerici düşünce yapısının, tiyatral anlamda insanlara zerk edilmesi...

Herşeye karşın, bu ve buna benzer kapitalist imge oluşturucusu kurumlarda da bizim düşüncemize yakın insanlar var...

Örnekse dün (02. Mart. 2007) bir delikanlı geldi ve Hilmi Zafer Şahin'in selamını söyleyip, kendi adını vermek istemeyerek, bizimle konuşma gereksinimi duyduğunu dile getirdi. Biz de derhal sohbete başladık...

Bu arada, her kim ki bizimle, bir biçimde ilişki geliştirmek isterse, durumun uygunluğuna göre adını vermek zorundayız. Adlarının anılmasından rahatsız olanlar, bizimle görüşme yapmamalı ve görüşme isteminde bulunmamalı...

Her neyse, delikanlıyla sohbet ederken, söz Aziz Sarvan'a geldi... Bu zat-ı muhteremin "hocası olmadığı, kendi kendini yetiştirdiğini..." dile getirdiğini anlattı delikanlı... Durumun böyle olmadığını, kendi kendine domates bile yetişemeyeceğini, mutlaka bir yada birkaç "hocası" olması gerektiğini belirtip, sözü kendime getirmek zorunda kaldım...

Bu ve buna benzer durumları içeren yazı yazabileceğini söyledim delikanlıya... Ne var ki, sanırım, ileride bir tür Aziz Sarvan olacağını sandığım delikanlı, "okulu" bitirdikten sonra yazabileceğini dile getirdi... Yine aynı durum; köprüyü geçinceye dek, ayıya dayı deme sendromu!..

Böyle bir vesile oldu da, bu konuya yeniden dönme gereksinimi duydum...

Bir kez daha çağrı yapmayı deniyorum:

Basın Müzesi'nde "hocalık" yaptığım kişiler gelin, başta tiyatro olmak üzere, her konuda tartışalım!..

Not: Yazıda konu edilen "delikanlı" bugün (07. Mart. 2007) yine geldi ve adının yayımlanmasını istedi...

Volkan Kara adlı delikanlının "delikanlılığı" bizi etkiledi...

Daha önce de adını söylediğini ve bizim yanlış anımsadığımızı belirten Volkan Kara, taraflar ve okurlardan özür dilerim...

Basın Müzesi'nde "öğrencim olan" kişilerin de aynı "delikanlılığı" göstermesini arzu ederim...

Önemli not: Volkan Kara bugün (14. Mart. 2007) bize uğradı ve birlikte kahvaltı ettik... Aziz Sarvan'a haksızlık ettiği kanısına varmış... Bu kanının oluşmasında en büyük etmen arkadaşlarıymış; Volkan'ı (Aziz Sarvan konusunda) uyarmışlar...

Aziz Sarvan, her ne denli adımı (Hilmi Bulunmaz) anmasa da, "hoca" kavramına karşı olduğundan, "benim tiyatroda hocam olmadı, ustam vardı, ben Basın Müzesi'nde usta - çırak ilişkisi içerisinde tiyatroyu öğrendim!" demiş...

Bu konuda Volkan Kara, Aziz Sarvan'dan özür diliyor... Sarvan'ı iyi dinleyemediği için pişman olmuş...

Ne var ki, Basın Müzesi Tiyatro Bölümü'nü ben (Hilmi Bulunmaz) kurdum ve yönettim. Adımın anılmasını "zorunlu" görüyorum... Dolayısıyla ben "özür dilemiyorum"...

13 Nisan 2007 Cuma

Yorumsuz: Salonlar Yıkılıyo - Perdeler Yakılıyo



Mustafa Demirkanlı tarafından yayımlanan http://www.tiyatrodergisi.com.tr/Public adlı sitede kullanılan "yangın" ile Internet Teröristi Burak Caney adlı sanal kişinin, hacklendiğini iddia ettiği sitede (http://www.geocities.com/burakcaney/) kullanılan "yangın" aynı duyguyu verse de; bir rastlantı olmanın ötesine gitmeyen duruş olarak kendini gösteriyor!... Evet, bu bir rastlantı!... Ama çok
garip bir rastlantı!...

Çağrımıza dolaysız yanıt: Mine Ergen

Sayin Hilmi Bulunmaz,

Size gönderdigim ilk e-postada iki yazi iletmistim ama sonra sizin yazinizdan anladigim kadariyla sadece 8 Mart etkinliklerim ulasmis. Oysa ben yazinin ulastigina iliskin onay almistim, sanirim teknik bir noksanlik olmus. Siz merak ettiginiz icin üretimlerim hakkinda bilgi sunmustum, „Simdi nerede ne yapiyorlar“ sorunuza yanit anlaminda idi. Ilk iletide size ulasmayan ikinci yaziya da asagida yer veriyorum.


Bu arada sunu da belitmeliyim ki sanat ve beyin emekcisi olarak su siralar gercekten cok yogun calisiyorum ve buradaki bir cok insana cok agir gelen bir calisma hizinda oldugumdan zaman yetersiz bile kaliyor. O nedenle sizin internet sayfasini da özellikle izleyecek lüksüm de simdilerde bulunmadigindan, her yaziniza yanit veremeyebilirim buna gerek de görmeyebilirim. Ancak bana söz hakki doguran yazilariniz ulastiginda en uygun zamanlarimda yanit verme hakkimi sakli tutuyorum. Genel bir yanit sayarsaniz, bu yazimi da oldugu gibi yayinlayabilirsiniz.


Basari dileklerimle..


Mine Ergen


NOT: Klavye farkliligi nedeniyle Türkce harfler bulunmadigindan, olasi yazim yanlislari nedeniyle üzgünüm.)


(1 MART 2007“de size gönderdigim ilk iletideki diger sayfa asagidadir.)


1. Mart.2007


Sayin Hilmi Bulunmaz,


Internet sitenizdeki yazilarinizi rastlantiyla gördüm. Sizde telefonum var ve soracaginiz ya da paylasmak istediginiz bir sey oldugunda, 24 saat ne zaman isterseniz ulasabilirdiniz hala da istediginiz zaman telefonum size 24 saat acik.


Gecmise iliskin tepkilerin bir kismini yanlis animsiyorsunuz, adiniza yönelik bir tepki degil, yönteme iliskin bir elestiriydi. Biliyorsunuz, o dönemlerin güncesini tutan tek kisiyim ve tüm yasamimi yeniden kurma asamasinda evi de kapattigim icin esyalarim kolilerde ve su an benden uzakta da olsa, söylediklerimin dogrulugunu günü gününe kanitlayabilirim.


Sizinle yaptigimiz calismalari cok önemsiyorum elbette, ama saldirgan tavrinizi o zaman da begenmiyordum, hala da yanlis yorumlarla insanlari mahkum ettiginizi düsünüyorum. Bense üretimlerimde baskalarini da olumluya yöneltmeye calisiyorum, saldirarak kiskirtmak bana göre degil. Ayrica gecmis bir döneme iliskin degerlendirmeler yaparak olumluyu, olumsuzu ortaya koymak istiyorsaniz sizi anlamaya calisarak ben de görüs aktararak katki da sunarim ama, bence yine bir yaklasim hatasi yapiyorsunuz, yine bir tarz uyumsuzlugumuz var. Hem bana göre yanlis olmasi bir yana, genel olarak da diger arkadaslarin da saglikli katilimina ve gelistirici bir sonuc cikarmaya engel bir tutumunuz var. Kaldi ki gecmise isik tutmayi ve insanlarin da kendilerini olumlu olumsuz ortaya koymasini arzuluyorsaniz, öncelikle siz de kendinizi elestirmelisiniz ve ne yaparak bu denli cok insani sizden ve o alandan uzaklastirdiginizi ortaya koymalisiniz. Yoksa, tartisma yaratarak ilgi cekmek gibi, günümüz egemen kitle iletisim araclarinin yöntemlerini dogru buldugunuz kuskusuna kapilabilirim. Sahip oldugunuzu belirttiginiz dünya görüsüne daha uygun, yarasir yöntemlerle insanlara yaklasirsaniz, daha cok verim alacaginizdan hic kuskum yok.


Ben kendi adima, sizinle birlikte ürettigimiz gecmis sürecin olumlu degerlerine sahip cikiyor ve sizin calismalara sunabilecegim bir katki var ise, zamanim ölcüsünde yardimci olabilecegimi iletiyorum. Olumsuzluklara gelince, onlar olmasa olumlu degerleri anlayamazdik, ikisinin bütünlügünü animsatmama gerek yok saniyorum. Ayrica belitmeliyim ki, olumlu ve yararli üretim yapilmasinin tek ölcütü birarada olmak da degil kuskusuz. Eger insanlar benden uzaktayken de yoz kültürün karsisinda secenek yaratan olumlu üretimlerde bulunuyorlarsa sadece saygi duyar, katki sunmaya calisir ve hic olmazsa basarilar dilerim. Merak ettiginiz ve sitede sordugunuz icin aciklayayim; sizden sonra ürettiklerimin niteligi de niceligi de bu satirlara sigmayacak denli cok. Sizinle ortak üretimimiz sürecinde, gerek söylemlerimle gerekse eylemlerimle, bilincimi ve tutarliligimi yeterince yansittigimin ayrimindasiniz saniyorum. Bugüne dek yaptigim ve ürettigim her calismayi olumluyorum ve hepsininin de arkasindayim. Beni tanimladiginiz gibi, tek kisilik ordu caliskanliginda ve calisma arkadaslarimin tanimladigi gibi, "hem Ingiliz Atlari gibi hizli, hem arap atlari gibi uzun kosan" özelliklerimle, ASi KISRAK olarak dörtnalayim.


Bilim yada sanat alaninda olsun, yasamin her alaninda insanlik adina gelistirici ve yararli her üretimin, gelecegin okyanusuna dökülen irmaklar olduguna inaniyorum ve üretimlerimizle o okyanuslara ulastigimizda da hepimizin yeniden okyanuslardan beslenerek daha da zenginlesecegimize inaniyorum. Yaptigim is ne olursa olsun, sömüren degil üreten kisiligim nereye gidersem benimle gelecek. Aynasi istir kisinin lafa bakilmaz, Sanat emekcisiyim, yazin emekcisiyim ve en olanaksiz kosullarda bile, bilincimden ve yüregimden aldigim bitmeyen bir enerjiyle, disiplinli emegimle yetebildigim her alanda insanlik okyanusuna olumlu üretim irmaklari akitmaya calisiyorum. Ayrica aklin yolu birse yine biraraya gelinip yeni kaynaklar da yaratilabilir elbette, buna ne engel olabilir ki?


Ben de ilgi alanlarimda bircok insana katki sundum ve gerek tiyatro ve gerekse yazin dünyasina yeni isimlerin katilmasini sagladim ve benden uzakta da olsalar yetistirdigim ögrencilerimle de gurur duyuyorum ben de bir yaniyla dogadan da cocuklardan da hergün yeni seyler ögrenmeyi sürdürüyorum. Kisir tartismalari hic sevmedim ve tüm yasamim boyunca da o girdaplarda bogulmak degil, üretimlerin caglayaninda cosmak isterim.


Anadolu asigi biri olarak Avrupa hayranligim hic olmasa da, su siralar Avrupa"da 8 Mart etkinliklerini kotarmakla ugrasiyorum. Elbette Anadolu vazgecilmezim ve oralarda yapmak istedigim tasarilarimla 3000 yilina dek doluyum. Burada 8 Mart sonrasi göcmen sorunlarina iliskin arastirmalarim tamamlaninca Nisan 2007 sonunda yurda döndügümde sizinle görüsebilmeyi umuyorum. Sizin de hakettiginiz üretimleri, basarilari ve dostlarla gelecege kalici bir yasami tasiyacaginiza iliskin en icten düsüncelerimle saygilarimi iletiyorum.


Hersey gönlünüzce olsun. Yüreginizin günesi ve gökkusagi eksilmesin.


Mine Ergen

Basın Müzesi'nden günümüze...

Sayın Mine Ergen ve diğerleri,

Sürekli çağrı yapmamın nedeni, doyuma ulaşmamış duygularımı doyuma ulaştırmak değil...


Çok somut ve anlaşılır bir isteğim var; Basın Müzesi döneminde tutulan notlar ve bilgilere gereksinim duyuyorum...


Resmi faşizmin saldırıları sonucu (zaten bende pek az bulunan) belge ve bilgilerim sıfırlandı. Salt belleğime güvenerek, tarih yazmak istemediğinden, sizlerde bulunduğunu sandığım bilgilere gereksindiğimi bir kez daha yineliyor ve "yardım" etmenizi arzu ediyorum...


Daha önceleri, ulaşabildiğim insanlara bu konuda istekte bulunmama karşın, hiçbir "yardım" gelmedi. Fazla umudum olmasa da, ısrar ediyorum...


Hilmi Bulunmaz

12 Nisan 2007 Perşembe

Akın Güneş ve Kurtlar Vadisi

1988 - 1995 yılları arasında tiyatromuzda oyunculuk yapan Akın Güneş; şimdi reklam, dizi ve sinema oyunculuğu yapıyor...

Fatsalı olan Akın Güneş, Fatsa GÜNEŞ gazetesine röportaj vermiş. Olduğu gibi yayımlıyoruz:

AKIN GÜNEŞ VE KURTLAR VADİSİ

Reyting rekorlarını alt-üst eden Kurtlar Vadisi dizisinin bir çok bölümünde İstanbul Emniyet Müdürü karakterini başarıyla canlandıran hemşehrimiz Akın Güneş, annesi ve yakınlarıyla bayramlaşmak için Kurban Bayramı’nda Fatsa’ya geldi.

Zekeriya ERUZUN

Reyting rekorlarını alt-üst eden Kurtlar Vadisi dizisinin bir çok bölümünde İstanbul Emniyet Müdürü karakterini başarıyla canlandıran hemşehrimiz Akın Güneş, annesi ve yakınlarıyla bayramlaşmak için Kurban Bayramı’nda Fatsa’ya geldi. Fırsat buldukça sık-sık Fatsa’ya gelmeye çalıştığını söyleyen Akın Güneş; İstanbul’da özel bir şirkette çalıştığını, ancak tiyatro ve dizi filmlerde önemli rolleri de üstlendiğini ifade etti.

Akın Güneş; “Fatsa benim memleketim. Belki de herkesten daha çok Fatsa’yı seviyorum. Fatsa’da yaşayanların, buraları çok iyi muhafaza etmeleri gerekir. Fatsa’nın son yıllarda çok güzel bir yere geldiğini biliyoruz. Dolayısıyla her Fatsalı gibi ben de Fatsa’yla gurur duyuyorum. Kurtlar Vadisi’ne gelince... Gerçekten çok ses getiren önemli bir projeydi... Dizinin aşırı ilgi görmesinde bir çok neden olduğunu düşünüyorum. Bu anlamda Türk toplumunun sosyal, kültürel ve psikolojik yönlerini detaylarıyla incelemek ve devletine olan bağlılığını çok iyi değerlendirmek gerekir. Dizide kan, ölüm ve silah olması her fırsatta eleştiri konusu yapıldı. Ancak yabancı filmlere baktığınızda çok daha fazlasını görmek mümkündür. O nedenle eleştirilerin daha düzeyli olması gerekirdi.”

“Son bölümde Polat’ın tutuklanma sahnesinde, İstanbul Emniyet Müdürünü canlandırmama rağmen Beykoz Emniyet Müdürlüğü tabelasının ekranda görülmesi, haklı eleştirileri beraberinde getirmiştir. Buna niçin dikkat edilmediğini anlamış değilim.” dedi. Kurban Bayramını Fatsa’da geçiren Akın Güneş, daha sonra İstanbul’a döndü.

Kaynak:
http://www.gunesgazetesi.net/HaberDetay.php?BolumNo=1&HaberID=968

Adım: Hüseyin Hilmi Bulunmaz

Yazdıklarımın, daha rahat anlaşılması için, birçok site yayımlıyorum...

www.bulunmaztiyatro.com adlı siteyi, salt Bulunmaz Tiyatro ile sınırlı tutmaya çalışıyorum... Zaman zaman anlaşılmazlığa neden olan durumlar oluşsa da, buna dikkat ediyorum...

Bulunmaz Tiyatro'nun sitesindeki, karşıtı belirtilmemişse, tüm yazılar bana (H. Hilmi Bulunmaz) ait...

Mine Ergen bir e-posta yollamış ve bir dosyasını (sanırım) eksik okuduğumuzdan, kendisine "haksızlık" yapmıştık. Durum, bizden kaynaklanabilir kaygısıyla, hemen küçük bir yanıt postalamıştık:

Dosyanız daha önce gelmemiş yada ben görmedim... Bizden kaynaklanan bir durum varsa özür dilerim...

İlgileneceğim...

"e-postalara bakabilme donanımına ve "duyarlılığı"na bir türlü vakıf olamadığımdan, bu işi oğluma (Cemal Bulunmaz) "yıkmıştım"... Oğlum Litvanya'da olduğundan ve beni uyarmadığından, iletişimde bazı aksamalar olabilecek...

Sağolsun Mine Ergen, durumumuzu bilmediğinden, bir yanıt yazmış:

"Merhaba,

ilginize tesekkür ederim. Kime merhaba dedigimi bilmek istedigimden adinizi da yazmanizi rica ederim.

Calismalarinizda basarilar dilegiyle...

Mine ERGEN"

Not: Yanlış yada eksik anlaşılma varsa, taraflardan özür dilerim...

Tartışılan tiyatro

Tiyatro sanatının, diğer sanatlar gibi tartışılmaya gereksinimi var...

Tiyatro sanatının yapılması denli, tartışılması da gerekiyor...

Tartışılmayan tiyatro sanatı, sanat olmaktan çıkıyor. Kuru bir esnaflığa yada anlamsız bir işçiliğe teslim oluyor...

Dün (11. Mart. 2007) beklenmeyen biri geldi; Özgür Yüksekdağ... Beklenmeyen konulara değindi... Beklenmeyen sorular sordu...

Kendisine nasıl bir yararı oldu bu görüşmenin?... Bilemem!...

Ancak, bana, son derecede önemli yararları oldu. Tiyatro sanatının, tartışılmaz noktaya gelmekle birlikte; çürüdüğünü, küflendiğini bir kez daha anımsamama yaradı bu görüşme...

Gerçek anlamda düşünmeyen, üretmeyen, sunmayan, paylaşmayan... skolastik tiyatronun; günümüzü, Kongo Kenesi gibi sarmaladığını bilmenin verdiği acıyla yaşadığımı bir kez daha anımsadım bu görüşmeyle birlikte...

Bir yandan resmi faşizmin; tiyatromu mühürlemesi, baskı uygulaması, baskın yapması, bizleri ve izleyicilerimizi gözaltına alıp işkence yapması, diğer yandan; egemen tiyatro anlayışının düşünceye karşıt yapılanmada örgütlenmesi nedeniyle, tartışamaz duruma gelmiştik...

Neyse ki, Özgür Yüksekdağ gibi insanlar tartışma ortamı hazırlanmasına neden oluyorlar da, içime bir umut doğuyor...

17

17, benim uğursuz rakamımdır... Ne zaman bu rakam yakama yapışsa, kendimi çok kötü hissederim. Hatta, bu rakam etrafımda dolanmaya başladığında, kendimi bir sahtekar gibi hissetmeye başlarım...

Bu sitede, uzun zamandır, 17 rakamının talihsiz görüntüsüyle karşı karşıyayım; ne zaman bu siteye girsem, karşımda sürekli olarak "17 üye online" yazısını görüyorum...

Hiç kimse; beni, ailemi, dostlarımı, arkadaşlarımı, ırktaşlarımı, akranlarımı, yurttaşlarımı, sınıfdaşlarımı... uyarmamasına karşın, sanki birileri beni gözlüyor ve bu konuda itham ediyormuş duygusuna kapılıyorum...

Okurlarımdan bir ricam var; Internet denilen zamazingodan çok net anlayanlar varsa, bu konuda bana yardımcı olsunlar da bu uğursuz rakamdan kurtulayım...

Kahrolsun 17!

Yaşasın 18 yada herhangi bir rakam!

Sorun Yayınları sorunlara çözüm üretiyor

"Bulunmaz Kurumları" ayakta durabiliyorsa, bunun birçok nedeni var...
Ancak şunu belirtmek gerekir; Sorun Yayınları'nın varlığı ve sorunlara çözüm üretme istenci, kurumlarımızın ayakta durmasına katkıda bulunuyor...

Sorun'un yetkili ve yetkin kişisi Sırrı Öztürk; bize, güven ve savaşım duygusu veriyor... Sorun'un yapıtları, düşünsel düzlemimizin yükselmesine yarıyor... Sorun Polemik dergisinin; Marksist inceleme ve araştırmaya değer vermesi sonucu oluşan eleştirinin, kıvancını her zaman yaşantımızın orta yerinde duyumsayabiliyoruz...

Bu sabah (13. Mart. 2007) Sırrı Öztük ile karşılaştım. Kibar, insancıl ve bir o denli yürekli insanın sıcak soluğunu, bir kez daha yüzümde hissetmem, sosyalizmin insan ilişkilerine katkısının küçük bir provasıydı...

Kiracı olarak bulundukları mekandan ayrılmak zorunda kalmışlar... Yeni adresini verdi:

Akbıyık Değirmeni Sk. No; 33/B
Sultanahmet - İstanbul
Tel; 0212 638 81 72/82

Paranın düzeni kapitalizmden umudunu kesen; emeğin düzeni sosyalizmden yana gönül düşürenlerin yakından izlemesi gereken bir kolektif olan Sorun Yayınları, güler yüzüyle sizleri bekliyor...

11 Nisan 2007 Çarşamba

Okurlarımız yolunacak kaz değildir

"Şu anda Tiyatro... Tiyatro.. Dergisi'ndesiniz. Bu bölüm sadece DERGİ abonelerine açıktır.

Abone olmak için 'abone ol' butonundan abone olabilirsiniz.

DERGİ her ay adresinize imza karşılığı teslim edilir hem de bu bölümden DERGİ arşivine ulaşabilirsiniz,
zaman zaman da bazı yazıları DERGİ yayımlanmadan önce okuma şansınız da olur.

Kullanıcı adı:

Şifre:

Giriş"

Yukarıdaki gibi bir metinle, sadaka dilenen dilenci gibi seslendiğimizi (yani Internet arşivlerimize girebilmeniz için, matbaada basılmış dergimize abone olmanızı koşul olarak getirdiğimizi) görürseniz, anlayın ki, biz bu dergiciliği kıvıramamışız demektir...

Sizleri bir okur olarak değil, bir müşteri olarak görmeye başlamışız demektir...

Kendimizi bir avcı ve sizleri de tüyleri yolunacak birer kaz gibi algılamaya başlamışız demektir...

Okuruna güvenmeyen insanların ruh durumuyla böyle bir yazı yazdığımızda, anlayın ki, topluma hiçbir yararı olmayan ÇIĞLIK atmaya başlamışız demektir...

Kısaca iflas etmişiz demektir...

Böyle bir alçaklık yaparsak; bizi izlemeyin, bizi okumayın, bize abone olmayın, bizi bir bayrak gibi taşımayın... Bizi finans kapitalin sıcak kollarına teslim edin ki, biz de ait olduğumuz pisliğin ayrımında olalım... Bizi çürüyen burjuva tiyatrosuna teslim edin ki, biz de hızla küflenmeye ve ÇIĞLIK atmaya başlayalım...

Kanunsuzlar

Tiyatro oyuncusu olmayan bir işçi (Koray Aysak), gazetede okumuş; "Yeni bir kanun çıkmış, DT oyuncuları dizilerde oynayamayacaklarmış" dedi...

Bazen dışarıdan bakan birinin gözüne gereksinim duyuyoruz...

Oysa ortada bir kanun yapılması değil, kanunsuzluk durumu vardı... Hem de kanun sayesinde ayrıcalık elde eden Devlet Tiyatroları Genel Müdür Vekili İ. Mine Acar tarafından...

Danıştay'ın aldığı "olumlu" karar sonrası, kanun yerine yönergelerle "iş gören" DT, bundan böyle dizilerde, halkın düşünsel ırzına geçemeyecek...

Not: Bu konuda geniş bilgi edinmek isteyen; www.tiyatroyun.blogspot.com sitesini ziyaret edebilir...

27 Mart'a karşı 1 Mayıs

Kanıksanmış 27 Mart Dünya Tiyatro Günü'nün devrimci özü olmadığını saptayan tiyatromuz, tüm parlak sözlere karşın, emperyalist kültür taşıyıcısı olan bu güne omuz vermiyor...

Nazım Hikmet Kültür Dünyası'na (sosyalist kültür anlayışı) uymayan bu tür burjuva eylemliliğinin; Lenin'in gösterdiği yola aykırı olduğunu bildiğimizden, 27 Mart'ın hiçbir yanını benimsemiyoruz...

Sosyalizme karşıt olan bu yapılanmada görev alanları kınıyoruz...

Bulunmaz Tiyatro adına
Genel Sanat Yönetmeni
Hüseyin Hilmi Bulunmaz

Yayın sahibi olmak

Ülkemizde, hiçbir tiyatro topluluğunun sahibi olamadığı bir "ayrıcalık" sahibi olarak keyif sürüyoruz...

Bulunmaz Tiyatro'nun sahibi olduğu OYUN dergisi; taşları yerinden oynatıyor, kaleleri topa tutuyor, tiyatro iktidarının korkulu rüyası oluyor, kanunsuzların üstüne gidiyor...

Halkın düşünsel ırzına geçen televizyon kuşlarının, düşünsel donanımdan yoksun 27 Mart'çıların, günde beş vakit sosyalizme küfreden düzen tiyatrocularının korkulu rüyası haline gelen OYUN, sahte OYUN'ları da yırtıp parçalamak için savaşımını sürdürüyor...

Tiyatromuza olan ilgiyi giderek artıran OYUN sayesinde, savaşım gücümüz artıyor...

OYUN'un sahibi biziz... Sahte OYUN'ları bozmak için yayımlanıyoruz...

Gerçek OYUN'a katılan yüzlerce insan var... Dergimiz, Mart ayının başında yayımlanabilseydi, ikinci baskıyı yapmak zorunda kalacaktı. Ancak söz veriyoruz; bundan böyle hedefimiz 10.000 baskı...

Oyunculuk Çalışmaları

Tiyatro, sinema ve televizyon dizilerinin temelinde bulunması gereken öge; oyunculuktur...

Ne var ki, bizdeki ilkel ve çağdışı sanat anlayışı, oyunculuğu ikincilleştiriyor... Hatta, hiçimsiyor!...

Buna karşı çıkmak ve oyunculuğu birincilleştirmek için savaşım vermek gerekiyor...

Biz, Bulunmaz Tiyatro olarak, bu "teknoloji faşizmi" yada "teknoloji fetişizmi" çağında, ilkelliğe karşı çıkıyoruz...

Kuramın yoksandığı, salt bedene indirgenen "gösteri" anlayışına tutsak olunduğu bu ilkellik tapınıcılığına karşı, sanatsal birikim elde edilmesine katkı sunmak için, her zaman, "Oyunculuk Çalışmaları" yaptırıyoruz...

Yeni bir dönem ve yeni bir anlayışla, kolları sıvamış bulunuyoruz... Bu dönemde çalışmalarımıza katılmak isteyen insanlar, bir sürü çekinceleriyle birlikte geliyorlar... Bunun böyle olması doğal... Örnekse Müjdat Gezen Sanat Merkezi yada benzeri yerlere başvuran insanlar, birçok bürokratik ve devletçi anlayışla karşı karşıya geldiklerinden, bizim anti-bürokratik çalışma biçimimize alışmakta zorlanıyorlar...

Bir kez daha yineliyoruz; biz, sadece "Oyunculuk Çalışmaları" yaptırıyoruz... Kimsenin belgesinde, ününde, parasında... gözümüz yok... Çekincelerinizi vestiyere bırakıp gelin!...

Bilim, sanat, çalışma

Bugün, tiyatroya geç gittim... Çalışmaya çok az zaman kalmıştı ve yeni katılımlarla salonumuz adeta dolmuştu...

Yeni katılanların duruşu ve yaşı dikkat çekiyordu. Orta yaş sınırını aşmak üzere olan insanların varlığı, bir yerde, çalışmaların daha "ciddi" bir evreye girdiğini gösteriyordu...

Banka müdürü, öğretim görevlisi, reklamcı... gibi "değer" verilen insanların, çalışmamıza merak sarması, bir yerde önemli bir durum...

Özellikle bilim alanında öğretim görevlisi olan nükleer fizikçi Dilek'in; bilimsel uygulamaların çürümüşlüğünü dile getirip, çürümenin önüne geçebilecek sanatsal çalışmaların varlığını duyumsadığından, uzamımıza gelmesi yüreğimize su serpti...

Cast ajanslarıyla çalışmıyoruz

Bugün, bir cast ajansından bir e-posta geldi. Bizimle çalışmak istediklerini belirtiyorlardı:

"Merhabalar,

ben slayt ajans cast sorumlusu serkan. Biz ajansimiza yeni yüzler arayan,devamli yenilikçi ruh tasiyan ve bu ruhu yasatan bir ajansiz.Yeni yüzlerimizi genelde tiyatro kökenli insanlardan seçme yolunda tercihimizi kullaniyor ve tv'de,sinemada tiyatro kökenli oyunucularin artmasini istiyoruz.Bu sebepten dolayi sizin gibi tiyatro ve oyunculuk egitimi veren yerlerle irbibat halinde olmak ve sizden bu yolda yararlanmak istiyoruz.ilginize arz ederim... slayt ajans
serkan@slaytyapim.com"

Biz de yanıtımızı yazdık ve yolladık:

Serkan,

İlgine teşekkür ederiz... Ne var ki, biz sosyalist bir tiyatroyuz... Dolayısıyla, kapitalist değer üreten kişi, kuruluş ve kurumlarla çalışmıyoruz...

Bulunmaz Tiyatro
Genel Sanat Yönetmeni
H. Hilmi Bulunmaz

Oyunculuk çalışmalarından yararlanmak

Oyunculuk sanatıyla ilgilenen insanların ezici çoğunluğu, ne yazık ki, oyunculuğun ilk koşulu olan işlik (workshop) çalışmalarının doğal gerekliliğine gereksinim duymuyorlar...

Piyasa kültürünün egemen olduğu oyunculuk dünyasında, kendine ve yapabileceklerine yabancılaşan oyuncu adayı, halkın istemlerinin karşıtını yapan tiyatrolar, sinemalar ve televizyonlar için koşullandığından, kendine ve halka yararı olacak işlik çalışmalarına katılmaya eriniyorlar...

İşlik çalışmalarının gerekliliğine inanmayan ve böyle bir gereksinim duymayan oyuncu adayları, ansızın ünlü olabildikleri gibi, ansızın da (sonsuza dek) unutulanlar galerisine astıkları fotoğraflarıyla, "keşke" sözcüğünün tragedyasına tutsak oluyorlar...

Ne var ki, iş işten ve yaş yaştan geçmiş oluyor!...

Hakan Yavuz'dan sitem

Önce, bize yollanan bir e-postayı aktaralım:

"Usta merhaba,

Ben Hakan... Hangi Hakan bu? diye sordun kendine, bundan eminim! Neyse... Belki onca Hakan arasından hangisi olduğumu sezersin. Internet siteni inceledim... Geçmişte yüzlerce insan, bilinçli veya rastlantısal olarak, onca emek harcadı. Sen, İnek oyununun fotoğrafları ile yetinmişsin... Orda bile bazı oyuncuların yok görüntüde! Seninle bir dönem birlikte çalışmış insanları, bu belgelikte göstermemen, umuyorum ki sadece teknik bir problemdir.

Eşinize, Cemal ve Eylül'e sevgiler, kolay gelsin.

NOT: BANA GÖRE EN İYİ ŞİİRLERİN "DALGALARIN SESİ KULAK DELİYOR" kitabındakiler.

Sene 1993. Bir gün işe gitmek için sabah 7:30'da otobüse bindim. O zaman Bulunmaz Tiyatro'daydım. Elimde o kitap, otobüste oturmuş okuyordum. Yanımdaki adam da sezdirmeden okuyormuş. Bir süre sonra bana; elindeki kitapla bu kitabı takas etmeyi önerdi. Ben de 3.kez okuduğum kitabı değiştirmekte bir sakınca bulmamıştım. Ama sonra bir tane daha edinemediğim için şimdi yadırgıyorum kendimi."

Şimdi, küçük bir açıklama yapalım:

Merhaba,

Tamamıyla yanılıyorsun! Hangi Hakan bu? sorusunu sormadım. Böyle sorular soracak denli sezgiden uzak biri değilim...

Internet sitemi(zi) izlediğin için sevindim... İnek oyunu, resmi faşizmin tüm saldırılarına karşın, en çok eli ayağı düzgün oyunlarımızın başında geldiğinden, onun bir "ayrıcalığı" var. Bunu yadsıyamam... Ne var ki, bir baba, nasıl ki her çocuğunu ayrı ayrı severse, ben de tüm oyunlarımı, çok hem de pekçok seviyorum...