28 Kasım 2009 Cumartesi

Bir bayram günümüz from BTV on Vimeo.

1 Kasım 2009 Pazar

Çaresiz bir kadın, doğmamış bir bebek ve bencil bir adam.


Sabrican Locva
1 Kasım 2009


Hayat yaşanır; ama bu hayatı ya sen yaşarsın ya da sana başkaları yaşattırır. Başkalarının yaşattığı hayata asla müdahale edemezsin, karışamazsın, fikir beyan edemezsin; çünkü sen aslında yaşamıyorsundur.

Çaresiz kadının en mutlu olduğunu sandığı gün, ona yaşamak haram olmuştur. Yaşamanın ona haram olduğu günkü bir telefon görüşmesi:

Çaresiz Kadın - Aşkım!

Bencil Adam - Efendim?

Çaresiz Kadın - Aşkım, müjdemi isterim.

Bencil Adam - Efendim?

Çaresiz Kadın - Aşkım, bugün annemle doktora gittik; çocuğumuz olacakmış, şu an çok sağlıklıymış…

(Kadın bunları anlatır; fakat adam o kadar bencilleşmiştir ki, sevinmesi gereken bu güzel habere bile tahammül edemez.)

Bencil Adam - Tamam!

Çaresiz Kadın - Bu kadar mı?!

Bencil Adam - Ne olacaktı ki?

Çaresiz Kadın - Tamam!

(Çaresiz Kadın, telefonu kapatıp ağlamaya başlar. Çaba harcamasına karşın, bir türlü ağlamasını durduramaz. Çünkü bencil bir adamın kölesi olmuştur. Zâten epey zamandır çaresizdir, yaşamak için yaşıyordur şimdi. Tamamen hayatın akışına bırakmıştır kendini. Çaresizdir. Ama bilmediği bir umut doğmuştur hayatında.)

Aylardan şubat, güzel bir günün gecesi ve yine bencillik, yine çaresizlik geceyi kaplayan
hüzünlü tartışma:

Çaresiz Kadın - Aşkım lütfen yapma böyle.

Bencil Adam - Ben bir şey yapmıyorum ki sen yaptırtıyorsun!

Çaresiz Kadın - Benden neden kaçıyorsun?

Bencil adam cevap verememiştir. Çünkü neyi, neden yaptığını o da bilmemektedir ve bencil adam toplar her şeyini 3 aylık bir çocukla bırakır gider düşüncesizce çaresiz kadını fakat kadın umutla bakar hala hayata.

Ufak kardeşi saçma sapan sorular sorar o gülerek cevap verir yaşadığı her şeye rağmen:

Çocuk - Nereye gitti ki?

Çaresiz Kadın - (Gülerek) Bilmiyorum canım!

Çaresiz Kadın güler, ama içi ağlar. Karnındaki masumla hayat hâl devam eder. Çaresizlik hâkim olmuştur artık hayatın her alanına.

Bir gece yarısı bir telefon gelir bilinmeyen bir numaradan kim olduğu önemli değildir çünkü hayat çaresiz kadına da doğmayan çocuğa da bitmiştir artık yarın döneceklerdir İstanbul’a fakat bu bilinmeyen telefon her şeyi değiştirir çünkü arayan bencil adamdır

30 Eylül 2009 Çarşamba

Bulunmaz oluşturduğu mekânda sanat yoluyla kolektif bilinç geliştiriyor...


Yağlıboya resim: "Güneşi taşıyanlar"


bugün günlerden pazar
hava aydınlık
hava alabildiğine sıcak
ve havada kum fırtınası var


Bulunmaz
Kültür
Merkezi


Şiir
Resim
Tiyatro
Sinema
Edebiyat


Çalışmalarımız sürüyor.

Yaşamınızı renkli kılmak için çalışmalarımıza katılabilirsiniz!

Renkli bir yaşam elde etmek için çalışmalarımıza katılmalısınız!!

Çalışmalarımıza katıldığınızda, yaşamınızın kazanacağı renkliliği tahmin etmeniz çok zor!!!


Adres: Binbirdirek Mahallesi, Gedikpaşa Camii Sokak, No 57, Eminönü - İstanbul
Tel: 0212 513 47 32-33 / 0532 642 88 57
Web: www.bulunmaztiyatro.blogspot.com
e-posta: tiyatroyun@gmail.com


Not: Yukarıdaki yağlıboya resim ve alıntı yapılan şiir Hilmi Bulunmaz'a aittir.

11 Eylül 2009 Cuma

Benim, halkımın ve tüyü bitmemiş yetimin verdiği vergilerle beslenen Kültür Bakanlığı emrindeki DT'nin beslediği dergiler tam zamanında çıkıyor mu?

Bugün 11 Eylül 2009


Lemi Bilgin tarafından yönetilen Devlet Tiyatroları'ndan aldığı reklamlarla beslenen hangi tiyatro dergileri on gün önce, yani tam yayınlanması gereken günde yayınlanıp, kitapçı raflarındaki yerini aldı?

İşlerimizin yoğunluğu nedeniyle, biz takip etmekte zorlandığımız için, okurlarımızdan, Devlet Tiyatroları reklamlarıyla beslenen tiyatro dergilerinin, ayın hangi gününde yayınlanıp, kitapçı raflarındaki yerlerini aldığını takip etmelerini rica ediyoruz! (HB)

Sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz, sadece Mustafa Demirkanlı'nın başlattığı LİNÇ KAMPANYASIna değil, faşizmin bütün biçimlerine karşı savaşım veriyor!

Sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz, 12 Eylül 2009 Cumartesi günü, saat 10.00-12.00 arası, Özgül Üstünel'in sunduğu RADYO BARIŞ'daki "BİR YAŞAMDAN BİR SANATTAN" programında

"12 Eylül ve Sanat"

üzerine konuşacak!Bulunmaz'ı RADYO BARIŞ'ta konuşmaya davet eden Üstünel, OYUN dergisinin sansür koyduğu "12 Eylül Faşizmi ve tiyatro" başlıklı yazıyı okuyup etkilendiği için bu daveti yaptığını belirtiyor.

RADYO BARIŞ 107.0
Tel: 0212 240 69 69
Faks: 0212 240 69 73
www.RadyoBaris.com.tr
info@radyobaris.com.tr

11 kişilik Danışma Kurulu üyesinin 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talât Halman'a "Emek Ödülü" verdiği 13. Festival'in uzantısı 14. Festival de gündemde

14.ULUSLARARASI ANKARA TİYATRO FESTİVALİ OYUN BAŞVULARI SONUÇLANDI.


119 farklı tiyatro 133 etkinlik ile festivale katılım başvurusunda bulundu.

13-22 Kasım 2009 tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan 14. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali katılım başvuruları sona erdi. Tüm tiyatro ve sanat dünyasına, gösterdikleri ilgiden dolayı; Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat için Vakıf, Festival Komitesi, Festival Danışma Kurulu ve Festivali destekleyen kurumlar adına teşekkür ederiz.

Yener AKSU
Festival Yönetmeni

Başvuru listesi için tıklayınız.

--
Berna ÖZDEMİR
Direktör Asistanı&Festival Sekretaryası
0 312 231 06 33
0 537 397 26 81
14.Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali
"Yaşanılır Bir Dünya İçin Sanat"

***

BULUNMAZ'ın notu: Yukarıdaki yazıyı geldiği gibi yayınladık.

Ayrıca bakınız: "Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakıf'ın (TAKSAV) 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talât Sait Halman’a verdiği 'Emek Ödülü' haber linkleri"
Efe'den kafa karıştıran açıklama


Kavak Yelleri'ndeki Efe rolü ile genç kızların sevgilisi olan Dağhan Külegeç ayrılığın perde arkasını anlattı

Kavak Yelleri'nde Efe rolünde oynayan Dağhan Külegeç, geçen sezonun son bölümünde denize uçan arabadaki kişilerden diziye devam etmeyen tek oyuncu olmuştu.

Külegeç'in sette yaşanan bir tartışmadan sonra senaryonun bu şekilde geliştirildiği söylenirken, bir başka açıklamada ise Dağhan Külegeç'in uzun süredir sette memnuniyetsiz olduğu ve ayrılmak istediği bu nedenle de senaryoda değişiklik yapıldığı söylenmişti.

Dağhan Külegeç, atv'de annesi Ayşe Erbulak ve Erbulak ailesinin kendisini gibi oyuncu olan diğer fertleri Sevinç ve Füsun Erbulak ile konuk olduğu Berna Laçin'in programında yaptığı açıklama ile kafaları daha da karıştırdı.

Bu sezon herhangi bir işte yer almayan Külegeç, Laçin'in dizilerde oynayıp oynamayacağıyla ilgili sorusuna "Dizi güzel iş, niye devam etmeyeyim" dedi.

Külegeç daha sonra, "Kavak Yelleri'nden de ayrılmak istemezdim ama öyle olmak zorunda oldu. Yoksa gül gibi işim var, severek yapıyorum. Ama istemezdim yani. Devam etmek isterdim" açıklamasını yaptı.

Genç oyuncunun bu imalı açıklaması üzerine Berna Laçin'in "Kendin ayrıldın. Sanki bunu attılar" şeklinde bir yorum yapınca Dağhan Külegeç'in yanıtı ise şöyle oldu: "Komik değil mi? Çok acayip bir durum. Neyse hadi. Yeni işlere bakacağız işte. Yeni yeni bir şeyler. Oyunculuk güzel, eğlenceli." Televizyon Gazetesi.com

(Kaynak: Milliyet)

10 Eylül 2009 Perşembe

Su Gösteri Sanatları, CHE oyunu için erkek oyuncu arıyor!


Su Gösteri Sanatları, 2009-2010 sezonunda yılın tiyatro olayını gerçekleştiriyor; Küba Devrimi'nin ünlü ismi CHE GUEVARA'yı Türkiye'de ilk kez tiyatro sahnesine taşıyor.

Devlet Tiyatrosu rejisörü Faik Ertener'in yönetmenliğinde hayata geçirecek olan bu projede, çeşitli rollerde görev almak isteyen erkek oyuncularla tanışmak istiyoruz.

Oyunda yer almak isteyen oyuncuları 15 Eylül 2009 Salı günü saat 17:00'de Su Gösteri Sanatları Sahnesi'ne (Aksaray) tanışmak üzere bekliyoruz.

Detaylı bilgi almak için aşağıdaki iletişim numaralarından bize ulaşabilirsiniz.

Tarih: 15 Eylül 2009 Salı - Saat: 17:00
Yer: Su Gösteri Sanatları Sahnesi
İletişim: (212) 611 45 52/53

Gureba Hüseyin Ağa Mah.
Vezir Çeşme Sok. No:3 Aksaray
(Pertevniyal Lisesi Arka Sokağı)

(Kaynak: Tiyatro Dünyası)
Muhsin Ertuğrul, 16 milyona mal oldu


Yıkılıp yıkılmayacağı tartışmaları neredeyse bir sezon boyunca süren ve sonunda 2008 yılının Nisan ayında yıkılan Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde mutlu sona yaklaşıldı. Yeni sahnenin inşaatının bitmesine sayılı günler kaldı. Dış cephesi tamamlanan sahnenin içinde bugünlerde hummalı bir çalışma var.

Yeni sahne, açılışı için önceki sezon açıklanan 29 Ekim tarihine yetiştirilmeye çalışılıyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) yetkilileri mekanın daha önce öngörülen tarihte şehir tiyatrolarının hizmetine sunulacağını belirtiyor.

Yeni sahnenin toplam inşaat alanı 11.315 metrekare ve net kullanım alanı ise 6.930 metrekare. Mekanın İBB'ye maliyeti ise KDV ve tüm masraflar dahil yaklaşık 16 milyon TL oldu. Yeni sahnenin koltuk kapasitesi, eskisi gibi 600 olacak. Bu karar İBB ile Şehir Tiyatroları Müdürlüğü'nün ortak kararı. İBB yetkilileri tiyatroyla ilgili yapılan tüm planlamalarda sanatçılarla birebir görüşüldüğünü ve yapılan görüşmeler sonucunda imalatlara başlanıldığını özellikle vurguluyor. Yeni binada sahne haricinde; üst fuaye, tiyatrolar müdürlüğüne ait ofisler, iki adet toplantı odası, kafeterya ve kafeterya servis alanları, mutfak ve kütüphane de bulunacak. Yeni mekana yapılan başkan odası ayrıca tiyatro Araştırma Laboratuvarı (TAL) olarak da kullanılabilecek. Sahne direktörü ve yardımcısı odaları, baş dramaturg odası, ışık-ses-sahne kontrol odaları, aksesuarcılar odası, prova odası, idare amiri odası, terzi odası, kuaför odası, iki tane fotoğrafhane ve efekt kayıt stüdyosu da yeni mekanda yer alacak. Yeni Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde yer alacak çalışma stüdyosu çocuk tiyatrosu olarak da kullanılabilecek. Ayrıca konuk odası, 6 adet banyolu sanatçı odası özel dekor girişi, 81 metrekarelik kulis, sahne teknik odaları, bilet satış birimleri de yeni mekanın diğer bölümleri. Ayrıca altıncı bodrum katta sanatçıların talebi üzerine asansör ve servis merdiveni ile ulaşılabilinen 1.010 metrekarelik bir de depo inşa edildi.

Eski sahnede en çok şikâyet konusu olan ışık ve ses sistemlerinde son teknoloji ürünleri kullanıldı. Ses sistemi electrovoice, line array hoparlör sistemi, ışık sisteminde ise; 20 tane robotik ışık, 350 adet spot ışık yer alıyor. Ayrıca sis ve kar makinesi de sistemlerin içinde yer alıyor. Akustik olarak; tiyatronun tüm tavan-duvar ve döşemelerinde akustik hesabı yapılarak, salon formu ve malzemeleri buna göre belirlendi. Yine şikâyet konularından biri olan sahnede; spirallift sistemli orkestra çukuru ile aşağı-yukarı hareket yeteneğine sahip döner sahne mekanizması kullanıldı. Yeni Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin fuayesi, eski fuaye ve alanlarına nazaran daha konforlu, daha geniş ve daha kapsamlı olacak şekilde modern bir yapı olarak tasarlandı ve inşa edildi. ZAMAN

Benim, halkımın ve tüyü bitmemiş yetimin verdiği vergilerle beslenen Kültür Bakanlığı emrindeki DT'nin beslediği dergiler tam zamanında çıkıyor mu?

Bugün 10 Eylül 2009


Lemi Bilgin tarafından yönetilen Devlet Tiyatroları'ndan aldığı reklamlarla beslenen hangi tiyatro dergileri dokuz gün önce, yani tam yayınlanması gereken günde yayınlanıp, kitapçı raflarındaki yerini aldı?

İşlerimizin yoğunluğu nedeniyle, biz takip etmekte zorlandığımız için, okurlarımızdan, Devlet Tiyatroları reklamlarıyla beslenen tiyatro dergilerinin, ayın hangi gününde yayınlanıp, kitapçı raflarındaki yerlerini aldığını takip etmelerini rica ediyoruz! (HB)

9 Eylül 2009 Çarşamba

Bulunmaz'ın çektiği fotoğraflar fotokritik'te!

İsa da bir insan!


Ağustos ayının son günlerindeki Almanya, Avusturya, Liechtenstein, İsviçre gezim sırasında, Alp dağlarına yaslanmış Zermatt kasabasına da gittim. İsviçre'nin ünlü "Buzul Ekspresi"nin batıdaki son durağı olan bu minik kasabanın etrafı, Avrupa'nın en ünlü kayak pistleriyle çevrili.

Dünyanın hemen hemen her yerinde rastlayabileceğimiz İsa'ya, Zermatt'a gölgesini vuran ünlü Matterhorn dağının yanıbaşında da rastladım. Çok acı çektiği yüzünden belli olan İsa'nın da bir insan olduğunu düşündüğümden, onun bir fotoğrafını çekerek, adeta acısını hafifletmek istedim.

Hilmi Bulunmaz

(Kaynak: fotokritik)

***

Hilmi Bulunmaz'ın fotokritik'teki fotoğraflarına bakınız:
Suyun imgesi kendisindedir
Direngen ışığın ıslak umudu
Hüzünlü Ayasofya
Hüzünlü Sultanahmet
Işık ağacı
Çocukluğumun ayak izlerini gizleyen camii
Kendi rengini taşıyan çiçek
Kuş yağmuru
Güneş açan çiçek
Otoportre
Bahçemde açan resimler
Ateşin dondurduğu hayatlar
Yüreğimi serinleten şelale
Somutu soyutlamak
şiir yazdıran adam
St. Gallen göğündeki yapay yıldızlar
İsa da bir insan!

A. Ertuğrul Timur, 3. Abdülhamid olmadığı, LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından Mustafa Demirkanlı'nın etkisinde kalmadığı anlarda güzel şeyler yazıyor

"Bundan dolayı diyorum ki sanat profesyonel eğitim alınsa bile, sanatçı unvanı taşınsa bile, uluslararası başarılara imza atacak yetkinlik ve ustalığa ulaşsa bile sanatçı amatör olmalıdır sanat hiç kimsenin 'iş'i olmamalıdır hiç kimse geçimini sanattan sağlamamalıdır ancak o zaman özgür sanattan söz edilebilir."

(Kaynak: aetimur.blogspot.com)

Midi ile St. Gallen'deki ilk turumuz from BTV on Vimeo.

Hiçbir kapitalist kişi, kuruluş ve kurumun çanağını asla yalamayan Bulunmaz Tiyatro, kendi alın teriyle satın aldığı binasını hizmete hazırlıyor!

Bulunmaz Tiyatro önü söyleşisi from BTV on Vimeo.

Kendine, halkına ve tüyü bitmemiş yetime güvenen Bulunmaz Tiyatro, "duvarına bir çivi" yada "salonuna bir koltuk" için dilenmiyor. Burjuvalara ve küçük burjuvalara güvenerek işe başlamak yerine, kendi gücüne güvenen Bulunmaz Tiyatro, bu gücünü sosyalist bir dünya oluşturmak için kuramsallaştırılan Marksizm'den alıyor! (HB)

Büktel'le Bulunmaz'ın sanatsal ifade olanaklarını imha etmek için Demirkanlı tarafından başlatılan LİNÇ KAMPANYASIna imza vermeyen Özgür Tiyatro sunar

Doğru bildiğini güzel okuyan, kendi oyununun kuralını kendi koyan, enerjik ve sinerjik kuruluş Özgür Tiyatro'dan gelen olumlu ve iyileştirici bir e-postayı okurlarımıza sunuyoruz. (HB)


"Özgür Tiyatro'da 15. emek yılı" etkinlikleri kapsamında şiir dinletileri sürüyor.


Bu seferki durağımız Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Ankara Şubesi.

Özgür Tiyatro Şiir Dinletisi, 09 Eylül 2009 Çarşamba günü saat 19:00'da EMO Ankara Şubesi Eğitim Merkezi Toplantı Salonu'nda yapılacaktır.

ŞİİRLERİ OKUNACAK ŞAİRLER:
ENVER GÖKÇE
NÂZIM HİKMET
HASAN HÜSEYİN
ORHAN VELİ

EMO ADRES: NECATİBEY CD. NO:102/3 ÇANKAYA - ANKARA

***

Ayrıca bakınız: Yalan makinesi ve küfürbaz Mustafa Demirkanlı'nın sözde küfre karşı kampanyasına alet olanların imzaladıkları metni ve alet olanları teşhir ediyoruz!

Linç imzacıları listesi

Anlaşılır bir alışveriş: Yiğit Sertdemir, Mustafa Demirkanlı'nın dergisinden "Tiyatro Tiyatro Ödülleri" alıp, karşılığnda LİNÇ KAMPANYASIna imza verdi

(Kaynak: www.altidansonra.com)

***

Ayrıca bakınız: Yalan makinesi ve küfürbaz Mustafa Demirkanlı'nın sözde küfre karşı kampanyasına alet olanların imzaladıkları metni ve alet olanları teşhir ediyoruz!

Linç imzacıları listesi

BU ADAM KİM?

A - Haliç Üniversitesi öğretim görevlisi
B - Sansürcü BİRGün gazetesi yazarı
C - Linç kargası
Ç - Hiçbiri
D - Hepsi

Bulunmaz Tiyatro'nun konumu from BTV on Vimeo.

Büktel ile Bulunmaz'ın sanatsal ifade olanaklarını imha etmek için 1100 kişilik karanlık bir alay oluşturanların, 12 Eylül'e karşı çıkmaları olası mı?

LİNÇ KAMPANYASI ana sponsoru Mustafa Demirkanlı tarafından da desteklenen ve "Koordinasyon Komitesi"nde linççilerin (Fırat Güllü - Mehmet Esatoğlu - Nedim Saban - Orçun Masatçı - Orhan Aydın - Ömer F. Kurhan - Turgay Tanülkü - Zafer Gecegörür)* çoğunlukta olduğu "kurultay", 5 gün sonra "gerçekleşecek"!

* LİNÇçilere LİNK verdik!

(Kaynak: tiyatro-kurultayi.org)

"Tiyatroya Fransız kalmak" istemeyenler; LİNÇ KARGALARInın (Tiyatro Yayıncıları Birliği) yazdıkları yalan haber/yorumları izlemeyip OYUN'u izliyorlar!

MUSTAFA DEMİRKANLI'YA BELGELİ YANITLAR

Tiyatro yayıncılığı?! (Coşkun Büktel ile Hilmi Bulunmaz'ın verdikleri haklı ve onurlu mücadeleye omuz vermek yada omuz silkmek; işte bütün mesele bu!)

OYUN sitesinin sahibi Hilmi Bulunmaz, kendinden o denli emin ve o denli sıfır sansürden yana ki, kendisine sansür koyanlara bile asla sansür koymuyor!
(Sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz'ın kaleme aldığı bu çok önemli yazıyı okumayanlar, Türkiye tiyatrosundaki çürümüşlüğün gerçek boyutunu asla algılayamazlar!)

Coşkun Büktel ile Hilmi Bulunmaz, Mustafa Demirkanlı'nın başlattığı "KINIYORUZ!" başlıklı iftira kampanyasını ameliyat masasına yatırıp irdeliyorlar!

ALİ ŞİMŞEK'İN KÜLTÜR-SANAT EDİTÖRÜ OLDUĞU BİRGün GAZETESİ TARAFINDAN SANSÜRLENEN HİLMİ BULUNMAZ'IN YAZISINI MUTLAKA, AMA MUTLAKA OKUYUNUZ, OKUTUNUZ!!!

Mustafa Demirkanlı'nın komutasında gerçekçiliğe, sosyalizme saldıran bir LİNÇ KAMPANYASI başlatanların kuyruğuna asla takılmayan bu dergiyi okuyunuz!

Adnan Tönel, saatini kirli tiyatro zamanına göre ayarlıyor!

Sayın Büktel'i, deyim yerindeyse, kurda kuşa yem etmeme kararlığında olan ve bu kararlılığı bir insanlık görevi, namus gereği sayan OYUN sitesi sunar!

"Sabahattin Eyuboğlu’nun hakkı Sabahattin Eyuboğlu'na"

"Taraf gazetesi sansürünün belgesi"

Benim, halkımın ve tüyü bitmemiş yetimin verdiği vergilerle beslenen Kültür Bakanlığı emrindeki DT'nin beslediği dergiler tam zamanında çıkıyor mu?

A. Ertuğrul Timur, 3. Abdülhamid olmadığı, LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından Mustafa Demirkanlı'nın etkisinde kalmadığı anlarda güzel şeyler yazıyor

St.Gallen kenti, bir kültür akşamına konuk oldu!

Tiyatroda faşizme ödül (ödün) vermeyin: "Talât Sait Halman skandalı"nda tarafınızı belirleyin!

Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakıf (TAKSAV) tarafından, hem de "Emek Ödülü"yle onurlandırılan 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talât Sait Halman (Talât Sait Halman, the Minister of Culture of Turkey during fascist March 12th stroke, who has been awarded)


12 MART FAŞİZMİ'NE KARŞI ÇIKAMAYAN

12 EYLÜL FAŞİZMİ'NE KARŞI ÇIKAMAZ!


Türkiye dramatik yazarlığının Everest'i ve "Türk dilinde yazılmış en iyi oyun" olan Theope'nin yazarı Coşkun Büktel ile Bulunmaz Tiyatro yöneticisi sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz'ın sanatsal ifade olanaklarını imha etmek için,

"KINIYORUZ!"

başlıklı aldatıcı bir linç kampanyası başlatan yalan makinesi, küfürbaz, linç kampanyası ana sponsorlarından Mustafa Şükrü Demirkanlı, Ahmet Ertuğrul Timur (nam-ı diğer 3. Abdülhamid), "Bileyci Kurhan" (nam-ı diğer Ömer F. Kurhan), Yaşam Kaya, İsmail Can Törtop gibi tiyatro sanatını kirletenlerin üzerini örtmek istedikleri anti-faşist görüşümüzü bir kez daha haykırıyoruz:


Talât
Sait
Halman'a
verilen
"Emek
Ödülü"ne
karşı
çıkmayan
faşizmi
savunur.


***

Not: Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakıf'ın (TAKSAV), 13. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali'nde, 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talât Sait Halman'a, hem de "Emek Ödülü" vermesini içine sindiren kişi, grup, topluluk, aşiret, inisiyatif, kurum, kuruluş...'lar, 14. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali'ne destek sunarlarsa, artık "12 Mart Faşizmi'ni destekleyenler listesi"nden çıkartılıp, "faşizmin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesi için çaba harcayanlar listesi"ne dahil edilecekler! Tüm tiyatro kamuoyuna duyurulur!! Tüm halkımıza duyurulur!!!

TAKSAV'ın 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı'na ödül vermesi, tiyatroya sürülmüş kapkara bir lekedir!

Mücadelemiz, tarih, TAKSAV'ın Talât Halman'a verdiği ödülü geri alıncaya dek sürecek!

Ayrıca bakınız: "Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakıf'ın (TAKSAV) 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talât Sait Halman’a verdiği 'Emek Ödülü' haber linkleri"

Benim, halkımın ve tüyü bitmemiş yetimin verdiği vergilerle beslenen Kültür Bakanlığı emrindeki DT'nin beslediği dergiler tam zamanında çıkıyor mu?

Bugün 9 Eylül 2009


Lemi Bilgin tarafından yönetilen Devlet Tiyatroları'ndan aldığı reklamlarla beslenen hangi tiyatro dergileri sekiz gün önce, yani tam yayınlanması gereken günde yayınlanıp, kitapçı raflarındaki yerini aldı?

İşlerimizin yoğunluğu nedeniyle, biz takip etmekte zorlandığımız için, okurlarımızdan, Devlet Tiyatroları reklamlarıyla beslenen tiyatro dergilerinin, ayın hangi gününde yayınlanıp, kitapçı raflarındaki yerlerini aldığını takip etmelerini rica ediyoruz! (HB)

8 Eylül 2009 Salı

İstanbul'da yağmur yağdı; böyle oldu! from BTV on Vimeo.

YORUMSUZ!

Basına ve Tiyatro Kamuoyuna Duyuru ve Bir TEKZİP


Tiyatro… Tiyatro… Dergisi'nden Kamuoyuna Açıklama...

Yeni Tiyatro Dergisi Yayın Yönetmeni Erbil Göktaş, yayınlamış olduğu şiir kitabının tanıtımının yapıldığı haber262.com sitesinin yorum bölümünde birileriyle girdiği polemiklerin veya didişmelerin içinde, durup dururken ve konuyla ilgisi olmamasına rağmen şahsıma yönelik şu iftiraları atmıştır.

1. "…Mustafa Demirkanlı 2004 yılında Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın İbrahim Karaosmanoğlu'na hakaretten dolayı para cezasına çarptırılmıştı." (Dava sonuçlanmamış, temyiz aşamasındadır.)

2. "Ondan önce Kültür Bakanı Sayın İstemihan Talay'ın da açtığı "hakaret" davalarından "ceza" almış olan Demirkanlı'yı…" (Bakan İstemihan Talay şahsıma yönelik herhangi bir dava açmadığı için, ceza almam da söz konusu değil.

Kaldı ki hakkımda açılan davaları ve sonuçlarını Tiyatro… Tiyatro… Dergi’sinde her zaman yayımlamaktayız, bunlar basın davalarıdır, hakkımda açılmış başkaca davalar ve mahkumiyetler vardır ve hepsi siyasilere ve onlarla işbirliği içinde olan kişilere yönelik tiyatroyu savunmamdan kaynaklı yazılardır ve basın davalarıdır. Yaklaşık 25 yıl (1984’den beri) basının içinde olan bir gazeteci için dava açılmaması haberdir. Ancak, Erbil Göktaş’ın bunları zan altında bırakacak bir biçimde Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz’la birlikte organize etmesinin anlamını ve yararını anlamak mümkün değil, bu ve benzer suçlamalarını Bulunmaz’ın sitesinde “YAKINDA”, “AZ SONRA”, BıRAZDAN” PEK YAKINDA” gibi spotlarla arka arkaya yaklaşık 4 saat süreyle duyurduktan sonra yayınlaması ise ne basın ahlakına ne de iyi niyete sığmaktadır, kendilerini “küfürsüz yayıncılığa” davet etmemizi hazmedemeyen kişilerin husumetine hizmet etmektir ki Erbil Göktaş bunu bile isteye ve işbirliği içinde yapmaktadır.

Her iki şahsa; Bulunmaz ve Büktel’e, 'Küfürsüz yayıncılık' imza kampanyasından sonra herhangi bir yanıt verilmediği gibi, tarafımdan bundan böyle bu iki şahısla kol kola hareket ettiği ve onlar kadar yıkıcı davranan Erbil Göktaş’a da yanıt verilmeyecektir.

Tiyatro yayıncılığının etiğini oluşturmak ve korumak için kurulan TİYAB’a (Tiyatro Yayıncıları Birliği) konu intikal ettirilmiş olup, Birliğin vereceği karar doğrultusunda hareket edilecektir.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

Mustafa Demirkanlı
Tiyatro… Tiyatro… Dergisi
Yayın Yönetmeni


***


"Mustafa Demirkanlı’ya Belgeli Yanıtlar" başlığıyla www.yenitiyatrodergisi.com sitesinde yazdığım yazıda her şeyi net ve belgelerle açıklamama karşın; Demirkanlı www.tiyatrodergisi.com.tr sitesinde "Tiyatro...Tiyatro Dergisi’nden Kamuoyuna Açıklama" başlıklı yazısında, sözlerimi çarpıtarak yansıtmış ve asıl kendisi bana "iftira" atmıştır. Demirkanlı, Kültür eski Bakanı Sayın İstemihan Talay’la ilgili olarak yazdığı bir yazıda "ceza aldığını" bizzat kendisi söylerken, her zaman yaptığı gibi yine yalanlara sığınıp "böyle bir şey yok" deyip ceza aldığını inkar etmiştir. Şu yazdığı yazıdakiler doğru değilse, Demirkanlı, kendi kendine "iftira" atmış demektir; ya da kendisini "kahraman" göstermek için zamanında "bir yalan" söylemiş, şimdi onu, o zaman söylediği yalanını, bir başka yalanla örtmeye çalışmaktadır...

İşte, Demirkanlı'nın kaleminden çıkan şu sözler ne anlam taşıyor acaba?..

"...Bunlar mahkumiyetle sonuçlanmış davalardır. Zamanın Devlet Tiyatroları Genel Müdürü’nün -İ Rahmi Dilligil- belgeleriye ortada duran intihal iddiasını ortaya çıkarttık, Devlet Tiyatroları sanatçısı Serhat Nalbantoğlu da suç duyurusunda bulundu, savcılık ciddiye aldı, dava açmak için zamanın Kültür Bakanı İstemihan Talay’dan yargılama izni istedi -yasa gereği prosedür böyledir- ama Sayın Bakan o izni vermedi, bunun üzerine yazdığım bir yazıdaki -H……. ayyuka çıkmış Genel Müdürünü savunan Bakan- cümlemden dolayı bir değil, iki mahkumiyetim var: Biri 3 ay hapis cezası -tecil edildi ama ceza cezadır- diğeri ise 7.000 lira tazminat ödemeye mahkum oldum..."

(Coşkun Büktel: "Mustafa Demirkanlı, Küfür (Hakaret) Yüzünden Mahkemece Tazminata Mahkum Edilmiş, 'Tescilli Ve Sicilli' Bir Küfürbazdır!")

LİNK: http://www.tiyatrodergisi.com.tr/detay.php?hng=946

Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu ile ilgili olarak da davanın "temyizde" olduğunu söylüyor. Ama verilen cezayı yetersiz bulduğu için, "temyize" gidenin Sayın Karaosmanoğlu olduğunu söylemiyor. Bir tür pasif yalancılık yapıyor. Yani, yine kendi İnternet sitesinde, yukarıda linkini verdiğim yazısında yer alan şu açıklamalar "temyize gidilse de" ceza aldığı anlamına gelmiyor mu?..

“...-oysa herkesin bildiği, Tiyatro… Tiyatro…’da da yazılmış- Medya Ajans’ın IV. Kuvvet Sitesi’ndeki şu habere...”

...“Akmen, Kararı veren Kocaeli 2. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından Karaosmanoğlu’nun kişilik haklarına saldırıda bulunduğu gerekçesiyle 7 bin 500 YTL (7.5 milyar TL) tazminat ödemeye mahkum edildi.

İkinci dava ise 2 Temmuz 2004 sayılı Birgün Gazetesi’ndeki köşe yazısında “İzmit ve AKP” başlıklı yazının sahibi Mustafa Demirkanlı’ya açılmıştı. Yazısında “… dün beline kadar sarkan sakallarını Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu için kesen, dini bütün, ama herkesten bütün (!) Karaosmanoğlu’na ‘Ne diyorsunuz bu işe?’ diye Yuvacık Belediye Başkanı olduğu günlerde sorsaydınız, muhtemelen ‘Vay, kafir!’ der, sakallarını sıvazlardı…” ifadesine yer veren Demirkanlı’nın, 5 bin YTL (5 milyar TL) manevi tazminat ödemesine karar verildi.”

Ayrıca “yıkıcılık” sözcüğü de şahsıma yapılmış büyük bir haksızlıktır. Ben, yazımı kendi sitemde www.yenitiyatrodergisi.com yayınladıktan sonra Hilmi Bulunmaz’ın “yazımı” hemen almayıp parça parça yayınlaması kendi bileceği iştir. Ben kendisine hiçbir birşey telkin etmiş değilim.

Ben, Demirkanlı’nın tüm yazdıklarını sitemde yayınlayıp yanıtlarken, tüm sözlerine link verirken, Demirkanlı’nın benim yazdıklarıma link vermeyip sözlerimi tam alıntılamaması da “yalanın, çarpıtmanın, yıkıcılığın” asıl Demirkanlı tarafından yapıldığının kanıtlarıdır.

“Yayıncılık etiğinden” söz eden Demirkanlı, asıl kendisi bu tavırlarıyla “yayıncılık etiğini” de, “insanlık onurunu” da ayaklar altına almaktadır. Üstelik beni “Tiyatro Yayıncıları Birliği”ne şikayet ettiğini söyleyerek “TEHDİT” de etmiştir. Ben herkese, öncelikle hiç bir “hakaret” ve “tehdit” içermeyen yazılarımı tamamen okumalarını önerirken; “vicdanlarının sesine” de kulak vermelerini öneriyor ve anımsatıyorum. Demirkanlı’nın sitesinde yayınlanmış, Nisan 2009’dan bu yana “belgeli” tüm tehdit ve hakaretleri “adli makamlara” bildirmiş durumdayım. Yine bu yazısındaki “kışkırtmalardan” doğacak tüm maddi ve manevi “yıkımları” yasal yollardan arayacağımı basına ve tiyatro kamuoyuna saygıyla duyururum.

Erbil Göktaş
Yeni Tiyatro Dergisi
Genel Yayın Yönetmeni

(Kaynak: yenitiyatrodergisi.com)

Işığın tılsımı from BTV on Vimeo.

2 Eylül 2009 Çarşamba

30 Ağustos 2009 Pazar

Bulunmaz Tiyatro, kendi binasında!

Kültür Bakanlığı çanağına değil; kendine, halkına ve tüyü bitmemiş yetime güvenen sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz'ın kurup yönettiği ve bulunduğu Galatasaray'daki binasında, mal sahibi Süleyman Solmaz ve avukatları Şahin Çelik ile Seminur Sonuralp tarafından üç davayla "sıkıştırılan" ve Yargıtay'ın mal sahibi Süleyman Solmaz lehine, hem de bir başkan (A. Özdemir) ve dört üyenin (M. Gökdemir, N. Abacı Utku, H. Coşkun, F. Pınarcı) oybirliğiyle karar vermesi sonucu Bulunmaz Tiyatro, uzun yıllardır çektiği kiracılık acısına son vermek için bugün bir yer satın aldı. Devlete değil, halka güvenen Bulunmaz, artık kendi binasında:

Adres: Binbirdirek Mh. Gedikpaşa Camii Sk. No: 57 Çemberlitaş - Eminönü (Fırat Kültür Merkezi arkası)
Tel: 0212 513 47 32-33

Kendilerinde olmayan yazma yeteneğini başkalarına pazarlamaya çalışan düşünce cüceleri piyasada cirit atarken, Bulunmaz'dan ücretsiz yazarlık kursu!

Hilmi Bulunmaz, İtalya'nın Campania bölgesindeki Amalfi'de; komünizm anlayışı pek uyuşmasa da, bir "Alternatif Komünist Partisi" afişi önünde (Foto: Cemal Bulunmaz)


ÜCRETSİZ!


Ön not: Yazarı tanrılaştırma niyetiyle ortaya atılan "Yaratıcı Yazarlık" yada "Yazmak Yaşamak" palavrasına papuç bırakmayan Bulunmaz Tiyatro, herkesin yazar olabileceğinden yola çıkarak "yazarlık kursu" çalışmalarını sürdürüyor.


Türkiye Yazarlar Sendikası üyesi, şair, yazar, tiyatro sanatçısı Hilmi Bulunmaz yönetiminde başlatılan ücretsiz yazarlık kursu, hiç ara vermeden sürüyor. Herkesin katılımına açık olan kurs, yazarlığın gökten zembille inen bir edim olmadığını duyumsatan bir mantıkla yürütülüyor. Dahilere ve kahramanlara gereksinim duymayan bir anlayışın izdüşümüyle ilerleyen kurs, kendilerini kapitalist mecraya teslim etmek istemeyen yazar adaylarına büyük yarar sağlıyor. Yazarlığın da toplumsal bir iş olduğu anlayışıyla harekete geçen Hilmi Bulunmaz'ın, bizzat kendisi tarafından yürütülen kursa katılmak için bir kalem ve bir kağıt yeterli.

Katılmak için; para, sınav, torpil, rüşvet gerekmemektedir!

Türkiyeli yazarların bireyselliği aşamayan, benmerkezci tutumlarına teslim olup para ödemeyin. Yazın sanatının halklaşması için savaşım veren kurumumuza gelin. Amiyane tabirle kazıklanmayın!

Oyun, senaryo, roman, öykü, şiir... yazmak isteyenlere önemli bir olanak. Herşeyin paraya endekslendiği kapitalist üretim ilişkilerini parçalamak için savaşım veren kuruluşlardan biri olan Bulunmaz Tiyatro, ücretsiz yazarlık kursu başlattı. 22 Haziran 2008 günü başlayan kurs, süresiz olarak devam edecek. Yazarlığın tıkandığı bir süreçte, yepyeni ufuklar açacak olan kurs, halktan yana yazarların yetişmesini sağlayacak. Gözlerini devlet olanaklarına diken tilki düşünceli yazarların egemen olduğu anlayışı kırmak için başlatılan kurs, işlevini yerine getiremese bile, seçenek bir evrenin kurulabileceği varsayımını gündemde tutacak.

Kursumuz, üniversitelerin Yazarlık Anasanat Dalı bölümüne kapağı atmak veya bu konuda hobi düzeyinde kişisel çalışma yapmanın ötesine geçip, yazarlık sanatına katkıda bulunmak isteyen kişiler için hazırlanmıştır.

Not: Başvurunun bizzat Hilmi Bulunmaz'a yapılması gerekiyor.

Tel: 0212 513 47 32/33 251 85 23 638 22 36 0532 642 88 57

Sanat yapmak, işçilerin (de) hakkıdır!

Foto: Hilmi Bulunmaz (İsviçre / Ren şelalesi)


Bulunmaz Tiyatro kurucusu, sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz yönetiminde, işçiler ve işçi dostlarının katılabileceği ücretsiz oyunculuk çalışmaları başlıyor!

Çalışmalar, her cumartesi 17.00 - 20.00 arasındadır.

Adres: Binbirdirek Mh. Gedikpaşa Camii Sk. No: 57 Çemberlitaş - Eminönü(Fırat Kültür Merkezi'nin arkası)
Yer: Bulunmaz Tiyatro
Tel: 0212 513 47 32-33 / 0532 642 88 57

Not: Linç imzacıları, televizyon dizisinde ve/ya reklam filminde oynamak isteyenler, çalışmalarımıza katılamazlar!

12 Eylül Faşizmi, Feridun Çetinkaya, KOÜ Güzel Sanatlar Fakültesi, Kültür Bakanlığı çanağı from BTV on Vimeo.

Bulunmaz Tiyatro'nun Oyunculuk Çalışmaları

Soldan sağa: Kazım Şimşek, Hüseyin Dinç, Eser Bozan.


Bulunmaz Tiyatro, resmi tiyatro anlayışının dışında, ciddi anlamda oyunculuk çalışmaları yürüten tek kuruluş. Bilimsel yöntemlerle üretim yapan Bulunmaz Tiyatro, hiçbir tiyatro duayenini kendine örnek almıyor. Çünkü dahilik palavrasına ve mükemmelliyetçiliğe inanan bir tiyatro değil Bulunmaz.

Emeğin en yüce değer olduğunun bilincinde olan Bulunmaz Tiyatro, yüzünü emekçilerin iktidara yürüyüşünden yana çeviriyor. Yarışma, rekabet, ödül, ödün, çanak yalama, alkol tezgahtarlığı, bankaların küflü kasalarına göz dikme... gibi, sanatı halktan uzaklaştıran tuzaklara yanaşmayan Bulunmaz Tiyatro, televizyonun geçiciliğine tutsak olan, kaşarlanmış oyuncularla çalışma yerine, kendi oyuncusunu kendisi yetiştiriyor.

Tiyatronun; kültür, politika, bilim, estetik, hatta sanat boyutunu göz ardı etmeyen Bulunmaz Tiyatro, yeni dönemde, yepyeni bir oyunculuk anlayışıyla çalışmalara başlıyor. Hemen her yaştan insanın katılabileceği çalışmalar için hiçbir koşul öne sürmeyen Bulunmaz, insanı örseleyen sınav anlayışına da karşı.

Yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz, Sen Gara Değilsin oyununu Mart / 2008'den başlayarak aylarca oynayan Bulunmaz Tiyatro oyuncularının tümü, bu tiyatronun açtığı Oyunculuk Çalışmaları'ndan yetişti. Bulunmaz Tiyatro'da Oyunculuk Çalışmaları'na katılanlar, birkaç ay içinde sahneye çıkabilecek donanıma sahip olup, özgüvenlerini hızla geliştiriyorlar.

Adres: Binbirdirek Mh. Gedikpaşa Camii Sk. No: 57 Çemberlitaş - Eminönü (Fırat Kültür Merkezi'nin arkası)
Tel: 0212 513 47 32-33 / 251 85 23 / 638 22 36 / 0532 642 88 57

29 Haziran 2009 Pazartesi




20 Mayıs 2009 Çarşamba

Sihir


Leman Koç
20 Mayıs 2009


Ay, karanlık yüzünü takınmadan önce, ipince ışığını gölde keskin bir hançer gibi parlattığında; göl, yakamozlarının sonuncusunu kustuğunu biliyordu. Dikey yar duvarlarının sakladığı bu kadim çukurda kurbağalar, son serenatlarını söylemekteydi. Yarın, koca bir sarı tekerlek, yuvarlana yuvarlana uzak dağların arkasına düştüğünde; zifirî karanlık çökecek, göl dibe vuracaktı. Kurbağalar, sığındıkları saz döşeklerine can havliyle tutunarak, hafızalarını kaybetmeye hazırlanıyorlardı. Şarkıları biter, güneş uzun yolculuğunu korkunç geceye devredene dek uyurlardı.

Gün, kendini dağların ardına devirdiğinde, sırtındaki ağır yükle gölün kıyısına, zorlu ve uzun yolculuğun sonunda ancak varan yorgun adam, karanlık suya gülümseyerek baktı. Ağır çuvalını sırtından ıslak toprağa indirdi ve önünde diz çökerek sıkıca bağladığı ipi çözdü. Çuvalın içinden çıkarttığı ışıltılı tozu, avuç avuç göle serperken, karanlık ve korkunç gökyüzüne gururla göz attı.

Göl hiç olmadığı denli parlak yüzeyini kendi de beğendi ve kurbağaları, yeni şarkılar besteleyecek koroyu oluşturmak üzere yumurtlamaya çağırdı.

Ay, karanlık yüzünün ardındaki uykusundan ilahi bir senfoniyle uyanarak, göl yüzeyindeki bu olağan dışı parlak yakamozun pırıltısını gördü. Ve perdesini ince bir çizgi halinde aralayarak, yeryüzüne baktı.

“O da ne, benim krallığımda, benden habersiz birileri yakamoz mu oluşturur? Benim gücüm, saldığım korku hiçe mi sayılır? Kurbağaların şarkısı mı şu duyduğum tını? Ya böcekler? Onlar da mı korkmaz oldu benden? Yapıştıkları çöplerde mırıldanıp, karşı mı gelirler? Orada neler oluyor? Bilmezler mi başlarına gelecekleri?”

Hiddetle köpüren ay, perdesini kızgınlıkla sonuna dek açtı. O gece, yeryüzünde ayın koca çehresini görenler, bu zamansız dolunayı, kıyamet alametidir diye, dualar okuyup tütsüler yakarak korkuyla karşılayadursunlar; göllerin kadim bakireleri durgun sulara bıraktıkları yumurtalarını erkeklerine teslim ederken, altın çanakta birlikte dans ederek, çuvaldan çıkan sihrin keyfini sürüyorlardı.

8 Mayıs 2009 Cuma

Yeni Tiyatro, yeni bir süreç başlattı!

YENİ TİYATRO’DAN “İNTERNET” SALDIRISI ÜZERİNE AÇIKLAMA


Bu yazının bu konuda SON açıklamamız olduğunu, cevap verilsin ya da verilmesin, ne teknik ne etik hiçbir konuya açıklık getirmeyen, muhtemelen getirmek istemeyen, hiç kimseye hiçbir yararı dokunmayacağını düşündüğümüz boş, bomboş, “çerçöp” polemiklerden kesinlikle uzak duracağımızı, yaratıcılıktan, humordan, cesaret ve saygınlıktan uzak, “korkak yavaş sesli ihanet konuşmalarına” yakın, bir de üstelik akademik yaşam hakkında “zır cahil” zavallı kafalara bir dakika ayırmanın bile bizim için “zül” olduğunu, ancak üslupları, tarzları ve bu yolla çeşitli çevrelerde yarattıkları tahribat dolayısıyla HAKLARINDA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNUP KONUYU YARGIYA TAŞIDIĞIMIZI duyururuz.

Yanıtladığımız yazının tamamı için link: http://www.tiyatrodergisi.com.tr/yazi.php?hng=149


YENİ TİYATRO DERGİSİ


"Önce hemen belirteyim ki bu whois sorgulaması gayet sıradan.."

Bu işlemin sıradan bir işlem olması, Google haritalarından askeri ve önemli noktaları işgüzarlık edip kamuoyuna sunmak kadar sıradandır. Sanırız anlatılmak istenen bu. Sonuçta her türlü kişi bilgisi sorgulama, eğer izinsiz yapılmışsa ve daha korkuncu bu kamuoyuna açıklanmışsa, yasadışıdır! Hukukun temelini ortaokuldaki "Hayat Bilgisi" derslerinde ASIL SEN yeterince öğrenememişsin. Bu yüzden gece derslerinde de tekrara kalmanız normal... (Bu arada ileride sakın yukarıda verdiğimiz tehlikeli örneği yapmayı denemeyin! BU ÜLKEDE HUKUK OLDUĞUNU, SAVCILARIN VE HAKİMLERİN OLDUĞUNU BİR GÜN SİZE DE ÖĞRETİRLER.)

"whois sorgulaması yasal bir haktır ve whois de görünen bilgiler gizli bilgi değil tam tersine internet sitesi açan herkesin vermekle yükümlü olduğu ve kamuya açık olmak zorunda olan bilgilerdir."

Uzun süreden beri görüşmediğiniz bir arkadaşınızın telefon numarasını rehberden arayıp bulmak da yasal bir haktır. Fakat telefon sapıklığı yapmak için rehberi karıştırıp, tanımadığınız insanlara tacizlerde bulunmak bir suçtur! Fakat yanlış daha bitmiyor, üst üste geliyor. Sanırım bu "bilgi sahibi olmadan fikir sahibi" olmaktan ileri geliyor: whois bilgileri girmek şart değildir! Evet, değildir! Tekrar ediyoruz, ".com" uzantılı bir isim hakkı için Whois bilgileri girmek şart değildir! " .com" uzantılı adresler Amerikan yasalarına tabiidir ve Türkiye'de bu bilgileri girmek suç değildir! Suçun tanımı ortaokul "Hayat Bilgisi" derslerinde, her çocuğun sınava bile tabii tutulmadan öğretildiği bir konudur. Fakat yanlışlıklar ve bilgi kirliliği henüz bitmedi, devam ediyor. Bu bilgiler kamuya açık olmak zorunda değildir! Evet, değildir! Biz tekrar yazmaktan bıktık fakat yazı o kadar yanlış ve hatalı ki, elimiz mahkûm, yazacağız. Bu bilgileri gizli tutma hakkı, her zaman sabittir ve bu hakkı kullanmak sizin inisiyatifinize kalmıştır! Bu durumda, acaba bundan böyle bu bilgileri gizlesek mi acaba diye de düşünmüyor değiliz...

"Yani Erbil Göktaş ve internet sitesi açmaya karar vermiş herkes bu whois sorgulamasında görünen temel bilgileri, vermeyi ve yayınlanmasını kabul etmiş demektir, bu yasal bir sorunluluktur ve bu bilgiler kamuya açıktır."

Yukarıdaki yanıt bu yanıt için de geçerlidir. Fakat biz yine tekrar edelim, bu bilgilerin “sözde” kamuya açılmış olması, birilerinin bunu uluorta yayınlayacağı anlamına gelmez! Bu işgüzarlıktır! Bu suçtur! Eğer bir zorunluluk varsa, bunu yapmamak tabii ki de suçtur! Fakat ABD İnternet yasalarına göre bu hakkımızı kullanıp kullanmamak kimsenin tekelinde değildir. Bu bir "zorunluluk" değildir! Bu bilgiler kamuya falan da açık değildir. Boğaz Köprülerini kullanmak da bir haktır. Fakat satmak suçtur!

"Her isteyen her istediği internet sitesinin sahibini ve iletişim bilgilerini görme hakkına sahiptir."

Bu hak, site sahibinin insiyatifine kalmıştır, bunu görmek isteyene ya da isteyenlere değil!

"Nasıl ki Erbil Göktaş internet sitesi değil de bakkal dükkanı açsaydı tüm bilgilerini Ticaret Sicil Gazetesi’nde yayınlatmak zorundaysa ve bu gazeteyi edinen herkes bu bilgileri görebilecekse bunlar da yayınlanmak zorunda ve her isteyenin görebileceği bilgilerdir."

Bu zorunluluk sizin siteniz için geçerlidir. "Fikir sahibi olmadan bilgi sahibi olmanın" diğer bir örneği olarak gördüğümüz bu paragraf, maalesef tabi olduğumuz internet yasalarına göre bir zorunluluk değildir!

"Whois sorgusu ile aynı zamanda DNS bilgilerini de kontrol edebilirsiniz. "

İşte en tehlikeli bölüm! Buraya dikkatleri çekmek istiyoruz, "Whois sorgusu ile aynı zamanda DNS bilgilerini de kontrol edebilirsiniz." Evet, işte ilk doğru geldi! Koca yazı boyunca ilk defa doğru bir nokta bulduk, sevindirici bir gelişme. İşte tehlike çanları da çalmaya başladı! Peki, şimdi bir “hacker” gibi düşünelim ve bir siteye saldırmayı planlayalım; bu durumda ilk yapılması gereken şey, -biz de bunları bilgiguvenligi.gov.tr'den ve diğer kaynaklardan öğreniyoruz- sitenin DNS kayıtlarına ulaşmaktır! E. Timur'un bu konuya dikkat çekmesi "aynı zamanda" çok ilginç, çünkü DNS kayıtları bir sitenin can damarıdır ve DDoS saldırılarının yapıldığı tek damardır! Bir şey daha öğrenmenin haklı gururuyla bu konuyu kapatalım, çünkü fazlasıyla tehlikeli; hayır canımız yandı, oradan biliyoruz.

"Şimdi Erbil Göktaş'a göre bu google şirketi onun site bilgilerinin sorgulanıp görülmesine olanak sağlayarak yasadışı bir iş yapıyor olmalı... Ama hayır... yukarıda anlattığım gibi bu bilgiler zaten halka açıktır, açık olmak zorundadır."

Sitemizin Google ile hiç bir organik ya da inorganik bağı yoktur, sanırım E. Timur burada da başka bir hata yapıp, site adresi kısmında "google" ibaresi yazan her siteyi Google sanmakta! Olabilir, bu hatayı affediyoruz. Hiç bir şirket, bizim iznimiz olmadan site bilgilerimizin görülmesine yardımcı olamaz! İznimiz olmadan servis sağlayıcımız bile kişi bilgilerimizi üçüncü kişilere veremez! Bu tür sorgulamalar, bilgi edinme amaçlı yapılır ve sadece iznimiz dâhilinde kamuoyuna sunulabilir! Eğer ortada yasa dışı bir durum varsa, bu da işgüzarlık yapıp bunu uluorta yayınlamanızdır!

"Hatta bu arada aramızda kalsın Erbil Hoca telefon numaralarını eksik girerek yasadışı bir iş yapmış zira internet sitesi açan birisi bu bilgileri doğru vermek zorundadır."

Yukarıda tekrar belirttik; fakat yine hatırlatmakta, elmayla armudu birbirine karıştırmamakta yarar var. "com.tr" uzantılı alan adlarıyla ".com" uzantılı alan adları arasında hukuksal olarak kural farklılıkları vardır! Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmanın bambaşka bir örneğinin sergilendiği bu paragraftan çıkarılacak sonuç: yine hata üstüne hata yapmaktasınız! Keşke yazmadan önce adamakıllı bir araştırma yapmış olsaydınız ve kamuoyunu yanıltmaya teşebbüs etmeseydiniz! Teşebbüs diyoruz, çünkü bu saçmalığa inanacak derecede cahil insanların var olmadığına inanmak istiyoruz.

"Genelde şirketler bunu göz ardı eder ama diyelim ki mahkemelik bir durum oldu ve savcılık tespiti yapılırken bu noksan bilgi de görüldü bu da artı bir suçtur."

Keşke koskocaman bir şirket olsaydık da, biz de reklamlardan aldığımız gelirle tıpkı sizinki gibi ".com.tr" alan adı alabilseydik! İşte o zaman bu söyledikleriniz bir anlam ihtiva ederdi. Bu durumda, savcılığı ve güzel ülkemin mahkemelerini ayağa kaldırmak, işlenmemiş bir suçun çığırtkanlığını yapmaya çalışmak, bu kadar gereksiz bir uğraşı olmazdı! Fakat bir hatırlatma da bulunmakta yarar var: TCK’nin 271’inci maddesine göre, “suç uydurma” suçu şöyle tanımlanır: "işlenmediğini bildiği bir suçu, yetkili makamlara işlenmiş gibi ihbar eden ya da işlenmeyen bir suçun delil veya emarelerini soruşturma yapılmasını sağlayacak biçimde uyduran kimseye üç yıla kadar hapis cezası verilir”

"765 sayılı TCK’de ise, vuku bulmadığını bildiği bir suçu adliyeye veya keyfiyeti adliyeye tevdie mecbur olan bir makama veya kanuni takip yapacak veya yaptırabilecek bir mercie vuku bulmuş gibi ihbar ile yahut vaki olmayan bir suçun eserlerini takibata mübaşeret olunabilecek derecede uyduran kimse 30 aya kadar hapis cezasına mahkûm olur (birinci fıkra). Adliye huzurunda sahte olarak bir suç işlendiğini yahut bu suça iştirak eylediğini söyleyen kimse hakkında dahi aynı ceza tertip olunur (ikinci fıkra)” şeklinde düzenlenmiştir."

Bu düzenlemeler; suçları araştırıp bulmak ve suçluları cezalandırmakla yükümlü organların boş yere uğraşmamasını, emek harcamamasını sağlayarak adalet mekanizmasının iyi işlemesini amaçlamaktadır.

Sözün kısası; “bilgi sahibi olmadan fikir sahibi” olmak, adamı rezil etmekle kalmaz, aynı zamanda suçlu durumuna düşürür. Umarım bu yanlıştan bir an önce döner, bilgi sahibi olmak için biraz da olsa araştırma yapmak için kolları sıvarsınız.

"Çünkü bir google hizmeti olan whois sorgulamayı yapabilirsiniz kolayca..."

Paragraf geçmiyor ki yeni bir yanlışla daha karşı karşıya kalmayalım, biz yorulduk ama ne yapalım, balçıkla sıvanmış güneşi temizlemek de görevimiz! Whois sorgulama işlemi, "bir Google hizmeti" değildir! Whois sorgulama işlemi, bağımsız Whois sunucular tarafından yapılır ve eskiden ARPANET, bugün de internic tarafından sağlanan bir dizi işlemle gerçekleştirilir. Bunların Google'la bir alakası yoktur. Fakat yukarıdaki sözleri söyleyebilmek için, bir insanın sadece ama sadece bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olması, yeterlidir.

"whois sorgulaması yapıyor olabilmeniz sizi hacker yapmadığı gibi öyle bir yetenek de kazandırmaz. "

Bingoya az kaldı, ikinci doğru da geldi. Fakat bir yanlış anlaşılma yaşanmış, biz böyle bir şey demedik ki! Sadece ortaya bir soru attık. Dedik ki, "Whois sorgulamasını yapabilen biri için, bir internet sayfasını 'iş göremez' hale getirebilmek ne kadar zor olabilir?" Sanırım yukarıdaki cümlelerinizle buna cevap vermeye çalıştınız. Teşekkür ederiz. Diğer sorularımızı da cevaplarsanız mutlu oluruz.

"Ama siz hiç tereddüt etmeden bunu yapabiliyorsa hackerlık da yapabilir diye suçladınız. Tıpkı dün siteniz açılmadığında cengaverce ortaya çıkıp "saldırdılar bana!!!" diye araştırmadan feryat ettiğiniz gibi."

Bir soru cümlesinin yargısı, kesin değildir. Bu da yine ortaokul da, “Türkçe” dersinde işlenen bir konu. Bunu bilebiliyor olduğunuzu fakat sırf kafa karıştırmak için yanlışa düştüğünüzü düşünüyoruz. Tekrar ediyoruz, biz sadece masum bir soru sorduk, o kadar! Araştırmadan feryat etmeye gelince: -yukarıda verdiğim örnekler, "Araştırma Yapılmadan Savunulan Görüşler" başlığı altında da pekâlâ incelebilir- Eğer gönderdiğimiz e-postaları okusaydınız, araştırmak için ne kadar çabaladığımızı görürdünüz! Fakat okumadığınız gibi, yanlış anlamalara gayet müsait yapınızla "yavuz hırsız" misali ortaya fırlıyorsunuz! Eğer ortada saldırıya uğradığımıza dair gayet mantıklı deliller varken ve biz servis sağlayıcımızdan "genel bir problem var" uyarısı almadığımız halde, böyle düşündüğümüz için suçlanabilir miyiz?

"Keşke bu suçlamaları yapmadan önce de bir araştırsaydınız"

Araştırmadığımızı da nereden çıkardınız? Dört (4) saat boyunca bunun için başvurmadığımız çarenin kalmadığını nereden biliyorsunuz? Sanırız şuradan biliyorsunuz: gönderdiğimiz mesaj kayıtlarını hasıraltı ettiğiniz için olabilir mi? Siz sorunu yaklaşık dört (4) saat sonra fark etmiş biri olarak, partinin ancak sonuna yetişebilmişsiniz ve hiç de ilginiz olmadığı halde pişti yaparak "bizim durumumuzu" "bizim sunucu sağlayıcımıza" bildirmişsiniz. Üçüncü bir şahıs olarak buna gerek duyuşunuzu, iyi niyetinize (!) yorduğumuzu zaten belirttik. Yaptığınızı, gerçekleri söylediği için susturulmaya çalışılan bir sesin yardım çağrısına gösterdiğiniz ilgiye yoruyor ve hatta bunun için de teşekkürü bir borç (!) biliyoruz...

"Bizim memleketimiz ne çekiyorsa bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlardan çekiyor"

Buna katılıyoruz. Hatta yukarı da yazdıklarımızla bunun kallavi bir örneğini sunuyoruz.

Eğer okumaktan ve yanlış bilgilerden hala bıkmadıysanız, lütfen gerçekleri okumaya devam edin: çünkü bizim de söyleyeceklerimiz var!

"Bakınız ne güzel söylemişsiniz: Sunucu çok yoğun... Bir sunucuda bir servis sağlayıcı pek çok site barındırır. Bir tek sizin için sunucu kurmaz. Ve sunucu çok yoğun demek o sunucu yoğun demektir. Daha buradan başlayarak bir sürü ihtimal doğuyor. A) Sunucuda sorun olabilir B) Sunucudaki diğer siteler belki çok okunan sitelerdir onlardan kaynaklanan sorun olabilir C) Bu sunucuya dediğiniz türden bir saldırı olmuştur ama bu ille de sizin sitenize değil belki o sunucudaki herhangi bir başka siteyedir (ki firma bu saldırı konusunu yalanladı güvenliklidir dedi) D) daha onlarca neden olabilir ama neden ne olur olsun bu nedeni sunucu yaşamaktadır yani mahallenin elektrikleri kesilmiştir bir sizin evinki değil. Ha bu arada siz o siteden hizmet alan başka sitelere girebilirsiniz. Zira bir şirkette birden çok sunucu olabilir sizinkiyle aynı sunucuda olmayanlar normal çalışmış olabilir. Ayrıca efendim sunucu yoğunsa Mustafa Demirkanlı nasıl telefon etti ya da oradan mail aldı falan demişsiniz. Şirketin telefonuyla sunucusunun zaten bir alakası yok ama kendi sayfalarını barındırdığı sunucu da farklı olabilir. Kaldı ki bizim sizin yazınızı fark ettiğimiz saati mailleştiğimiz saati yazdık o saatte zaten sorun çözülmüştü."

Evet, "Sunucu çok yoğun" demişiz... Eğer sunucu çok yoğunsa, bizim dilimizde buna "Sunucu çok yoğun"du denir ve bunun sebepleri araştırılır! Yani durum, pardon sonuç ortada... Peki, bu neden olmuş olabilir: Biz buna saldırı diyoruz. Siz, "sunucu hatası" diyorsunuz. Biz bu "sunucu hatasının" saldırının sonucu olduğunu söylüyoruz, siz ise kanıtınız olarak da sanki tehdit gibi savurduğunuz yanıtlarınızı öne sürüyorsunuz! Açık açık bizi tehdit ediyorsunuz! Niye? Özür dilememiz için Sunucumuza saldırı düzenlendiği için ÖZÜR DİLİYORUZ!, o zaman. Burası tamamsa hemen diğer cümlelere geçelim: Demişsiniz ki, daha doğrusu yanlış bir mantık dizgesiyle yazmaya çalışmışsınız ki, bir servis sağlayıcı, veri merkezlerinde bir sunucuda bir ve/veya birden fazla site barındırabilir. Evet, doğru, buna da -gereksiz bir bilgi olarak- "shared hosting" denmektedir. Biz de -henüz tek başımıza bir sunucu kiralayabilecek kadar reklam geliri alamadığımız için- böyle bir sunucuda barındırılmaktayız. Şimdi tekrar soruna dönelim, yani meselenin özüne: Bir sunucu neden yoğunluk yaşar? -aslında bunları ince detayına kadar anlatmak bizi o kadar yoruyor ki, ama yılmadan devam edeceğiz:-

"A) Sunucuda sorun olabilir" Evet biz de böyle bir şey olabileceğini düşündük ve aldığımız yanıt A) şıkkını kafadan elememiz gerektiğini söyledi: yani, sunucuda sorun yoktu. Eğer olsaydı, bize "sunucuda sorun var" denmeliydi. Hemen B) şıkkına geçelim:

"B) sunucudaki diğer siteler belki çok okunan sitelerdir onlardan kaynaklanan sorun olabilir." Evet, bu da bir ihtimal, fakat bizim bunun böyle olmadığını kanıtlamak için yaptığımız testi söylemeden önce şunu belirtmekte yarar var: "shared hosting"lerde, işlemci gücü ve disk alanı sınırlanmıştır, yani aynı sunucudaki farklı siteler birbirinden bağımsız ve ortak çalışır. Yani eğer çok okunan bir site varsa, “shared hosting” de barınmaz. Barındırılamaz. Servis sağlayıcı başka bir formül bularak, diğer barınan sitelerin yararını düşünerek bu tür siteleri başka bir platforma kaydırır. Yani aynı apartmanda oturduğunuz üst komşunuz evinin mutfağını yıktığında, sizin mutfağınız da yıkılmaz! Bunu nereden biliyoruz, çünkü "Hizmet Şartları"nda böyle yazıyor, siz de okuyabilirsiniz. Daha önceki yazımızda belirttiğimiz gibi, servis aldığımız sunucuda, aynı işletim sistemi kullanan, aynı özelliklerde başka bir sitemiz, bizim sitemiz çöktüğünde bal gibi de çalışıyordu! Bu da demek oluyor ki, B) şıkkı da doğru şık değil. Neyse, biz devam edelim ve C) şıkkına bakalım:

"C) Bu sunucuya dediğiniz türden bir saldırı olmuştur ama bu ille de sizin sitenize değil belki o sunucudaki herhangi bir başka siteyedir (ki firma bu saldırı konusunu yalanladı güvenliklidir dedi)" Evet sizin de "belki" deyip biraz da olsa mantıklı yaklaştığınız bu örnek bizce de gayet mantıklı. Fakat parantez içine katıldığımızı söylemek zor, çünkü hiç bir sunucu sağlayıcı %100 güvenlik sağlayamaz. Bize inanmıyorsanız bu cevabı aldığınız kişilere sorun, fakat biz sizin için yanıtlayalım, ne de olsa kendi evimiz, burayı en iyi biz biliriz: genel olarak sunucu trafiğimizin ataklara karşı güvenlik oranı "99,38%"tür, yani asla “tam güvenli” denilemez. Her zaman bir ihtimal vardır ve biz bu %0,62%'lik riski göze alarak burayı seçtik. Uzun bir yazı olduğunun farkındayız sayın okuyucu, fakat dediğimiz gibi, bizim de söyleyeceklerimiz var her durumu tüm ince ayrıntılarıyla anlatmayı göze aldık! Şimdi C) şıkkının parantez içi okumasına devam edelim; servis sağlayıcımız ne demiş, "bizi yalanlamış." Nasıl? 28 nisan gecesi hiç bir saldırı olmadığını söyleyerek mi? Böyle bir şey söylediler de biz mi kaçırdık acaba? Tekrar okuyalım cümleyi: "(ki firma bu saldırı konusunu yalanladı güvenliklidir dedi)" Hayır yanlış okumamışız, o gece %0,62'lik güvenlik riski taşıyan sunucuya saldırı olmadığına dair en ufak bir kanıt yok. Neyse, bu şıkkı da silip D) şıkkına geçelim:

"D) daha onlarca neden olabilir ama neden ne olur olsun bu nedeni sunucu yaşamaktadır" Anlatılmak istenen şey şu, "ne olursa olsun, bu nedeni sunucu yaşamaktadır yani sizin sitenize özgü bir sorun ortada yok" Hemen linkini verdiğimiz yazının başına bakalım, orada ne yazıyor: "Bir sunucuda bir servis sağlayıcı pek çok site barındırır." Yani birisinin bizim sitemize saldırı yapması teorik olarak mümkün değil, pratik olarak da saldırı sadece sunucuya yapılabilir. Evet, doğru. DDoS saldırısı sunucuya, hatta "NETWORK"e yapılır, bunun başka çaresi yoktur. Fakat bu amacı değiştirir mi? Yani amaç sitemizi iş göremez hale getirmekse, sunucuya saldırmak gerekmez mi? O zaman bu şık kendisiyle çelişip, kendi kendisini imha ediyor.

Geriye ne kaldı? Geriye başka bir şık kalmadığına göre biz de E) şıkkını ekleyip bu çoktan seçmeli test sorusunun doğru yanıtını verelim:

E) Hepsi! Evet, sanırız yazdığınız iddialarda şıklar cevabı hep “bilinçli” olarak bir yerlerinden ıskalamış, doğru cevap bunların içinden teker teker açıklayarak çıkarttığımız sonuçtur! Yani bu şüpheli olay, satır aralarında unutulmuş cevaplarda gizlidir!

Örneklerle devam edelim, linkini verdiğimiz yazıda bizim apartman örneğimize benzer, bir mahallenin elektrikle olan mücadelesiyle meramını anlatmaya çalışmış, fakat yine “bilinçsizce” kaçırdığı bir noktayı es geçmiş, hemen aydınlatalım: Sunucu mimarileri elektrik direklerine benzemez. Biz başka bir mahalle sakininin elektriğine bakmadık ki! Biz hemen alt komşumuzun elektriğini kontrol ettik. Bizimle aynı “IP” adresine sahip, -şimdi bütün sunuculardaki bütün sitelerin aynı ip adresine sahip olup olmadığını araştırabilirsiniz- aynı işletim sistemine sahip, aynı işlemci ve sabit disk özelliklerinde, aynı yazılımla yaratılmış ve yine aynı sistem saatine sahip bir örneğini test ettik. Yani araştırıp incelemeden değil, önce kontrol ederek sonra da test ederek.

"Ayrıca efendim sunucu yoğunsa Mustafa Demirkanlı nasıl telefon etti ya da oradan mail aldı falan demişsiniz."

Yalan! Bile bile lades diyorsunuz! Biz telefon edildiğine dair bir cümle kullanmadık, hatta bunu ima bile etmedik! Fakat buradan anlıyoruz ki, siz ısrarlı bir şekilde -bunu yine iyi niyetinize (!) veriyoruz- telefonlarla sözde "destek" almışsınız! Ayrıca yazınızda Mustafa Demirkanlı'ya verilen cevabın sadece saati yazmakta, bu bize gönderdiğiniz e-posta'nın saldırı anında atılıp atılmadığının kanıtı olamaz ki! Keşke aldığınız yanıtın değil de, gönderdiğiniz mesajın saatini ve içeriğini açıklasaydınız ve bizi şüphelere gark etmeseydiniz! Neyse, biz yine iyi niyetinize halel getirmemek adına bunu bizim yaşadığımız şaşkınlığın (!) bir benzerine yoruyoruz.

"sunucuda barındırılan tek site sizinki değil ve işte siz de söylüyorsunuz "Ana makine" hatası bu. Yani sizin siteye has bir sorun değil ana makine (sunucu) hatası... Ne güzel işte kendi kendinizi yalancı yapıyorsunuz. Ya o sunucudaki sizin siteniz değil ama bir başka site çok yeni değilse? Ya o sitelerden birisi o saatler arasında bir TV programında tanıtılmışsa ve birden binlerce kişi girmişse? Dedim ya binlerce neden bulunabilir bilemeyiz. Ama sorun sizin sunucu sorununuzdur bal gibi işte siz de söylemişsiniz bunu! bu hata, sunucu -yani ana makine- yoğunluğundan kaynaklanır. Yani bu Erbil Göktaş’ın sitesinin değil onun da olduğu makinenin ana serverın sunucunun hatasıdır. Azıcık İngilizcesi olan anlar demişsiniz. Hayır Erbil Göktaş itiraz ediyorum! Azıcık İngilizcesi olan anlamaz! Sadece tercüme eder ama anlamaz örneğin sizin tercüme ettiğinizi anlayamamış olduğunuz gibi! Nasıl ki Türkçe bilen herkes her Türkçe teknik açıklamayı anlayamazsa azıcık İngilizcesi olan da anlayamayabiliyormuş demek, örneğin siz tercüme ettiğiniz ve bunun ana makine sorunu olduğunu çevirdiğiniz halde ana makinedeki sorunu kendi sitenize mal ettiğiniz gibi."

Biz ilk cümleden farklı bir şey söylemedik ki! Belki onlarca defa söyledik, bir sunucu hatasını doğuran sebeplerin nedenleri mutlaka vardır. Fakat siz bir sürü belkili, soru işaretli cümle kuruyorsunuz. Siz yukarıda saydığınız örneklerden şüphe ediyorsunuz, biz ise bir saldırıdan. Bu saldırı işte o binlerce nedenden sadece biri. Bunu kabul edemiyorsunuz. Biz diyoruz ki, dairemiz çöktü! Siz diyorsunuz ki, daire çökmez apartman çöker?! Nedenlerle sonuçları birbirlerine karıştırıyorsunuz ve bilinçsizce bizim dediğimizle aynı kapıya gelen şeyler söylüyorsunuz. Şimdi azıcık İngilizcesi olanların bile anlayamadığı hata mesajını tekrar yazalım... "Server too busy". Şimdi de bunu dediğiniz gibi motomot tercüme edelim: Sunucu çok yoğun. Bu yine ortaokul “İngilizce” derslerinde öğretilen çok basit bir “reading” tekniğidir. Sizin ortaokul da Hayat Bilgisi, Türkçe ve şimdi de İngilizce’den kaldığınızı öğrenmek bizleri çok şaşırtıyor. (GECE DERSLERİNDEN DE TEKRARA KALDIĞINIZ GİBİ… TEKRARDA İŞİNİZ ZOR: ERBİL GÖKTAŞ TEHDİT VE HAKARETLERİNİZDEN DOLAYI DERSLERİ CUMHURİYET SAVCILARINA VE HAKİMLERE BIRAKTI!..) Neyse konumuza dönelim: “Sunucu çok yoğun.” Şimdi bunun neresi anlamsız! Neden kafalar karıştırılmaya çalışılıyor? Bunun neresi teknik? Neresi Türkçe değil? Eğer bu "bizim çevirdiğimiz" şekildeyse, bir de siz çevirin, siz nasıl çevireceksiniz görelim. Son cümleye vereceğimiz cevabı zaten ilk cümlemizde verdik, apartman çöker de, daire çökmez mi? Amaç daireyi çökertmekse ve bunun yolu apartmanı çökertmekle olacaksa, elden başka ne gelir, soruyoruz?

"Sözlük anlamı: Dağıtık Servis Dışı Bırakma (Distributed Denial of Service - DDoS) Saldırıları

Efendim bu eski bir saldırı modelidir ve artık pek çok servis sağlayıcı firma bunu bertaraf etmiştir. Bunu yazan biraz geride kalmış.

Ama olsa dahi bakınız yine de bu saldırı olsa dahi bu sunucuya yani o şirkete yönelik saldırıdır. O sunucuda belki bir şeriatçı site de var, belki bir devrimci, faşist ya da bölücü site de var ve ona yönelik bir girişimdi. Nereden biliyor Erbil Göktaş benim şirketime saldırıldı çünkü bana yönelikti diyebilir mi? Tabi ki bu ciddiye alınacak bir savunma değildir. Kaldı ki ne yazmış? Bu saldırı yüz binlerce bilgisayardan aynı anda yapılırmış. Pes be hocam pes! Bizim yüz bin bilgisayar alacak paramız olsa sizinle mi uğraşırdık:) ya da hadi çocuklar saldırın diyecek yüz bin tanıdığımız olsa adaylığımızı koyar ilçe belediye başkanı falan seçilirdik:) size de komik gelmiyor mu şimdi bu gerçeği kendiniz bulup okuduğunuz halde bu gücü bize atfetmeniz ve direk bizi suçlamanız?"

Efendim bu saldırı modeli, tüm zamanların en popüler saldırı yöntemidir. Gün geçtikçe farklı tür ve modelleri çıkarak da yaygınlaşmaktadır. Şimdi uzun uzadıya kaç farklı saldırı yöntemi olduğunu anlatarak yersiz ve de gereksiz bir bilgi yığınına sebep olmamak için, daha detaylı bilgi almak isteyenlerin http://en.wikipedia.org/wiki/Denial-of-service_attack adresine bakmalarını söyleyelim. Verdiğiniz bu bilgi yine diğerleri gibi "geçersizdir". Devam edelim, acaba neye dayanarak artık servis sağlayıcı firmaların bunu bertaraf ettiğini söylüyorsunuz, anlamıyoruz? Elinde %100 gerçekliği ispatlanabilir bir kanıt var mı? Yine biraz detaya kaçacak ama bu işlerde yetkili bir kişiden aldığımız yanıtı aynen aktarıyoruz: "Dünyada herhangi bir sunucu yoktur ki DDoS saldırısına maruz kalmasın, emin olun 'DDoS yemeyen sunucu yoktur' gibi bir cümleyi sarf edecek olan güvenlik uzmanlığı sertifikasını hayatı boyunca uğraşsa da alamaz. %100 güvenlik sağlıyoruz, gibi bir cümleyi hiç bir servis sağlayıcı söylemeyez. Ki maksimum güvenlikli Google bile bundan bir kaç ay önce bir süreliğine 'down' oldu, yani çöktü. Sebebi de işte bu ataklardı. Zaten DDoS saldırı seviyesi diye bir şey vardır: Hiç bir DDoS saldırısı almayan firma, Seviye I olarak adlandırılır. Bu Seviye II, III, IV ve V olarak gider. Bu da DDoS'a karşı olan dayanıklılığını gösterir." Yani bu internet dünyasının “hâlâ” en büyük problemidir ve örneklerle açıklayacak olursak: 2001'de İngiliz Meclis sayfası, 2007'de internetin can damarı olan DNS merkezine büyük bir saldırı -ki bu saldırı tüm Dünyayı etkilemiş ve etkilerini Türk kullanıcıları da hissetmiştir- Yakın tarihlerde, 2008'de Osetya'daki savaş sırasında Gürcistan Hükümet sayfası ve bu yıl, Amerikan Telif Hakları sayfaları bu saldırılar sonucunda çökmüştür. Şimdi bu örnekleri verdik, çünkü siz, bunları görmezden gelerek, bizi geride kalmakla suçluyorsunuz. Peki, şimdi biz soruyoruz: Acaba siz, Google'ın, İrlanda Hükümeti'nin ya da Gürcistan Hükümeti'nin güvenlik uzmanlarından daha bilgili ve deneyimli misiniz ki, böyle atıp tutmakta kendinizi özgür hissediyorsunuz? Ki öyleyse keşfedilmemiş genç yetenekler listesindesiniz... Sizlere tavsiyemiz bu bilgilerinizi kullanarak interneti daha güvenli bir hale getirecek eşsiz bilgilerinizi herkesle paylaşmanızdır. Fakat yine “belki”si bol cümlelerine sığınıp, saldırıyı kabulleniyor ama bize değil de "diğerlerine" yapıldığında diretiyor ve kendinizce bunun ciddi bir savunma olduğu kanısında yanılıyorsunuz. "Pes be hocam pes! Bizim yüz bin bilgisayar alacak paramız olsa sizinle mi uğraşırdık:)" Bu tarz bir cümle, bir sürü bit yeniği barındırmakta. Düz mantıkla tersine bir okuma yaptığımızda, demek ki yüz binlerce bilgisayarınız olsa, ilk işiniz bize saldırmayı bırakmak olacak(!!!) Bu nasıl bir açıklamadır! Biz bir teknikten, sözlükteki anlamından bahsediyoruz ve ekliyoruz, "Bu saldırılarda bazı durumlarda saldıran bilgisayar sayısı yüz binleri bulabilmektedir." Siz, bir olasılık belirten cümleyi alıyor ve işinize geldiği gibi yontup, bizden ciddiyet bekleyen bir tavırdan beklenmemesi gereken bir ciddiyetsizlikle anlamın içini boşaltarak cümleyi boş bir geyik esprisine dönüştürüyorsunuz. Tabii bu arada, bu cümleden ne kadar yanlış bir meslek seçtiğinizin de ipuçlarını alıyoruz; asıl isteğiniz belediye başkanı olmakmış(!!!) Bizce de gidin belediye başkanı olun, bu yaptıklarınızı oralar kaldırır ama SANAT ORTAMI BU YAPTIKLARINIZI HAKETMİYOR! Evet, bize de komik geliyor tüm bunlar. Ama traji-komik!

"Tüm bu teknik açıklamalardan gele gele şuna geldiniz. Evet Ertuğrul Timur ve Mustafa Demirkanlı'nın söylediği gibi sunucu arızası olabilir ama bunu da onların yapmadığı ne malum? Onlar saldırıp bozulmasına neden olmadığı ne malum? Evet geldiğiniz nokta budur. İyi ama oradaki yetkili kişi ne diyor? Hayır herhangi bir saldırı söz konusu değildir, tamamen bizden kaynaklanmıştır, giderilmiştir özür dileriz... O halde hocam komplo teorilerine başlamışken sürdürünüz. Aslında Ertuğrul ve Mustafa benim siteme saldırmayı aylar önce kafaya koyup oraya bir adamlarını işe soktular. İşte o adamları bu açıklamayı yaptı. Problemin kaynağını veriyor mu? deyip soruyor ve kendiniz hayır diye yanıtlıyorsunuz. Hiç de kazın ayağı öyle değil hocam. Bir saldırı olmuş olabilir mi diyoruz "hayır" açıklamasını alıyoruz. E problemin kaynağı oradaki sunucuda bir transistor mü yanmıştır, bir salak görevli yanlış giriş yapıp kilitlemiş midir en az bir milyon sebep sunulabilir değil mi hocam? Ama kesin olan ne var? Saldırı yok açıklaması var."

Şimdi de komplo teorilerine girişiyoruz. Çünkü anlattığımız gibi değil, anladığınız gibi yazmakta diretiyorsunuz. Saçma ve gereksiz, hatta inanılması imkânsız planlardan bahsediyorsunuz. Sözde her şeyi kafanızda planlayıp, bize karşı tüm kalelerimizi saf dışı bırakmaya çalışıyorsunuz. Gerçek hayatta buna ne derler bilmiyoruz ama satrançta bunun adına "Sicilya Savunması" deniyor. Ve savunmasını, kendisine gönderilen ve bizim de inanmak istediğimiz delillerle destekliyorsunuz. Sizin bunları konuştuğunuz sunucu sağlayıcıdaki arkadaşlara demeyi unuttunuz sanırım, yine de hatırlatalım: Size verilen bu net cevaplar neden bize ucu açık şekilde veriliyor? Bunu sorsaydınız ya? Saldırı olmadığına dair herhangi bir kanıt sunsaydınız ya? Acaba yayınlamadığınız ve üzerimizde "Demokles'in Kılıcı" gibi tutarak tehditvari bir şekilde bahsettiğiniz o "gizli" mesajlarda, o malum gecede "hiç bir saldırı olmadığına dair" gözle görülür inandırıcı kayıtlar mı mevcut? Yoksa biz bunları söyleyerek sizin savunmanızı size karşı mı kullanıyoruz? Hayır! Biz diyoruz ki, yarım gün yayın yapmamız engellendi! Sesimiz susturuldu! Ama durun sizin işinizi kolaylaştıralım; evet, biz sunucu odasına bir adamımızı yerleştirdik ve sonra da dedik ki: "Erbil Göktaş'ın yazılarından sonra, sen hemen ana bilgisayarın fişini çekeceksin! Böylece biz de 'Bakın bize saldırıyorlar!' diye feryat edeceğiz. Ha, inanmazlarsa, düzmeceden bir kaç mesaj gönderir, işimizi sağlama alırız!" Bakın nasıl da işler yoluna girdi, hiç bir sorun kalmadı ortada. Fakat kazın ayağı öyle değil! Çünkü hiç bir firma size "saldırı falan olmadı" diyemez, çünkü bu eşyanın tabiatına aykırı. Olmuştur, olacaktır. Bakın yine savunmamızı sürdürüyoruz, her türlü cevabınıza karşı sizin yaptığınızı yapıyoruz; yani kaleleri siz ele geçirmeden zapt ediyoruz! Ama kesin olan bir şey var: "Saldırı yok açıklaması var" cümlesi E. Timur'un boş bir anına gelerek söylediği kuyruklu bir yalan. Çünkü oldu ve olacaktır.

"Evet tamamen rastlantısal ve daha onlarca kez sitenizde kesintiler olacaktır siz de alışacaksınız. Bugün benim tiyatrom.com da 2 saat boyunca kesildi, 3 kez firmamı aradım sebep sordum. Ama kalkıp Erbil Göktaş sitemi göçertti demedim. Erbil Göktaş'ın yazılarından ürksek onun yazılarını biz de kendi sitelerimize alıp koymazdık. Yani hocam gerçekten azıcık düşünseniz bu mantıksızlığı yapmayacaksınız. Yani biz sizin yazılarınız okunmasın diye hem sitenizi hackleyeceğiz hem de aynı yazıları alıp bizler de yayınlayacağız. Olur mu böyle bir şey?"

Biz sorunlara alıştık, fakat böylesiyle ilk defa karşılaşıyoruz! Lütfen görüştüğünüz arkadaşları arayın ve şunları sorun: bu olaydan iki gün önce, veritabanı adresimizin numarası bize haber verilmeden değiştirilmişti. Bunun karşısında eyvahlara bürünüp "Saldırıyorlar!" demedik! Peki, ne yaptık? Hemen bir mesaj gönderdik, eğer isterseniz size bu mesajın "ticket numarasını" verebiliriz ve siz de bunu doğrulatırsınız. Peki, o mesajın içeriği neydi? Şuydu: “Sayfamız açılmıyor ve bir veritabanı hatası alıyoruz, acaba sorun nedir?" Yanıtın gelmesini bekledik ve geldi de. Fakat bu sefer gayet anlaşılır, çözüm önerisi sunan ve hatanın kaynağını gösteren bir mesaj aldık. Biz de hemen söyleneni yaptık ve sorun vakit kaybetmeden halledildi. Yani "ufacık bir hatada etekleri tutuşan" birileri yok karşınızda! Bu söylediklerinizin, öğrenmeden ve gelişigüzel ortaya attığınız diğer komplo teorilerinden hiç bir farkı yok. Yazılarımızın sizin sitenizde yer alması, sitemizin çökmemesini mi garantiliyor? Bu nasıl bir mantık!

"Efendim siz sitenin sahibi olarak daha çabuk fark etmişsiniz. Biz ise fark etsek de umursamayacaktık zira her site zaman zaman erişilemez olabiliyor, mesela google dahil. Ancak biz ne zaman umursadık? Bundan dolayı bizi suçladığınızda umursadık ve mecburen araştırmaya girdik. Dolaysıyla siz bizden önce biz ise bu yazınızı fark edip okuyunca aradık. Dolayısıyla siz aradığınızda arıza nedeni henüz bilinmiyor olabilir biz aradığımızda neden anlaşılmış olabilir, geçiniz bunları. Size detaylı yanıt vermemiş bize verdi zira özellikle sorduk ve nedeniyle yazmasını rica ettik çünkü suçlanıyorduk ve bunu belgelemeliydik."

Tabii ki fark ettik, bunu şimdi öğreniyor oluşunuz "Biz bu oyunu önceden fark ederek önlemimizi aldık ve planları suya düştü! Yakalandılar!" minvalinde açıklamalar yapma işgüzarlığı mı sağlıyor size? Bakın ne güzel söylüyorsunuz, "zira her site zaman zaman erişilemez olabiliyor, mesela google dahil." Şimdi de Yeni Tiyatro Dergisi ulaşılamaz oldu! Sebep: olağan sebepler canım, tamamen rastlantısal?! Geçiniz bunları demekle kendinizi mi savunduğunuzu sanıyorsunuz? Sizin sunduğumuz sebepler can da, bizim sunduğumuz sebepler patlıcan mı? Size yanıt veren teknik ekiple, bize yanıt veren teknik ekip farklı dünyalarda mı yaşıyor? Aldığınız detaylı yanıt "Sunucu kaynaklı problem yaşandı ve sorun giderildi" mi? Bunun neresi detaylı bir açıklama allasen? Bu kadar basit mi?

"Bir kesinti ancak programlı ise bildirilebilir. Elektrik idaresi de öyledir, bakım vardır, yenileme vardır, bozuk parça değişimi vardır bildirir. Ama ya beklenmedik bir arıza ise nereden bildirecekti üç gün önce? Siz Türkiye'de yaşamıyorsunuz galiba? Kaç elektrik kesintiniz önceden bildirilerek, kaçı bildirilmeden olmuştur? Ama hayır siz komplo teorisi kurmayı kafaya koymuşsunuz ya. Olamaz Erbil Göktaş yazı yazdı ve arıza oldu bu tesadüf olamaz. Yani hocam geçen hafta da yazılarınız vardı ve biz aldık yayınladık, bu hafta da yine muhtemelen yayınlayacaktır muhatapları. Mantığınız gerçekten alıyor mu bunu? Biz bir yandan sizin yazılarınızı alıp daha da fazla insanın okuması salaklığını göstereceğiz bir yandan sizin yazılarınız okunmasın diye engelleyeceğiz."

Biz de bunu söylüyoruz işte, ama siz yine bizi destekler mahiyette konuşup bir şey söylediğinizi sanıyorsunuz. Siz diyorsunuz "beklenmedik bir arıza", biz diyoruz "saldırı". Biz soruyoruz: "Ne zamandan beri saldırılar planlı programlı olur?" Siz soruyorsunuz: "Beklenmedik bir arıza 3 gün önceden nasıl bildirilebilir?" Anneni mi daha çok seviyorsun, yoksa babandan mı daha çok nefret ediyorsun, gibi hiç bir sonuç üretmeyen bu soru cümleleri neden? Hem niye sadece siz üstünüze alıyorsunuz, bunun Mimesis’i var, İATP-G’si var… var oğlu var (Ayrıca İATP-G büyük bir pişkinlikle “Yeni Tiyatro’ya Sansürden Vazgeçme ve Cevap Hakkını Tanıma Çağrısı” yapacağına önce yazdığımız yazıyı yanıtlasınlar, kendilerini temizlesinler, ondan sonra ağızlarını açsınlar; pişkinliğin bu kadarına da pes doğrusu!...); Erbil Göktaş’ın yazdıklarından ve Yeni Tiyatro’dan rahatsız olan A’lar’ın Ö’lerin, M’lerin yanı sıra daha N’eleri var?.. B’leri var, C’leri var, F’leri var… Yumuşak G’leri bile var: Sahte isimle kurumuna ve Kocaeli yerel basınına yapılan “ihbarları”, sözde söyleşilerde isim vermekten çekinen korkakları kastediyoruz. Göktaş bunları Kocaeli Cumhuriyet Savcısı’na bildirdi. Yasalar çerçevesinde de, önümüzdeki günlerde kamuoyuyla da paylaşacaktır. Bütün bu saldırıların nedeni Yeni Tiyatro Dergisi’nin “önlenemeyen yükselişi” olduğundan açıklama da Yeni Tiyatro’nun 11. sayısında yapılacaktır.

"Bakınız bunun ilahi bir rastlantı olmadığını ilerleyen günlerde yine ara ara kesintiler yaşadığınızda anlayacaksınız. Diyorum ya benim tiyatrom kapalı olduğu halde bugün 2-3 saat kesikti kapalı bir siteyi hackledikleri için mi?"

Biz zaten ara sıra kesintiler yaşıyoruz ve bunu kendi içimizde hallediyoruz. Geçmişte de bunlar yaşandı ve çözümler üretildi. Siz 2-3 saat kesik kaldığınızda, bunun nedenini araştırıp, karşılığında ucu açık cevaplar mı aldınız? Bu sırada kağnı hızından yavaş bir şekilde mi açılıyordu siteniz? Ve tüm bunlar olurken sunucu hatasıdır canım, diyerek olayı geçiştirmeyi mi seçtiniz? Görünen o ki öyle davranmışsınız. Fakat biz “hacklendiğimizi” iddia etmedik, bunu yine siz uyduruyorsunuz. Biz çöktük! Çökertildik! “Hacklenmek” ayrı bir şey, çökmek ayrı bir şeydir!

"Burada kimsenin herhangi bir konuda hak iddia ettiği yok bu sadece şunu belgelemektedir: Erbil Göktaş'ın sitesi bakınız bu firma üstünde barındırılmaktadır bize de o firma cevap verip arıza nedenini açıklamıştır. Bunu yapmadan bir mail yayınlasaydık okurlar nereden bilecekti? Belki arkadaşına bana şöyle bir mail yazsana demiştir de diyebilirdi. Biz orada 1- bu şirket Erbil Göktaş'ın hizmet aldığı şirket, görünüz 2-işte o şirketin problem nedenini açıklayan emaili, görünüz dedik."

İşte; kendiniz söylüyorsunuz, bu kendinizi haklı çıkartmak için uyguladığınız bir süreç. Bunu yapmasaydınız, biz sizin haksız olduğunuzu düşünecektik değil mi? O zaman hak iddia etmediğiniz söylemi sizce de hâlâ inandırıcı mı? Dahası: problemin nedeni diyorsunuz ama problemin kaynağını belirtmiyorsunuz? Bir problem hangi aşamada sunucu kaynaklı bir problem olur bir zahmet bunu bize açıklayın? Ayrıntılı düşünmek zorundayız çünkü problem çözmek ayrıntıyı görmekle başlar, biz bu ufak ayrıntıyı fazlasıyla merak ediyoruz? Fakat ne olur yaşadığımız ya da yaşattırıldığımız bu süreci anlatan, gerçekçi, elle tutulur ve inandırıcı bir şekilde açıklayan deliller sunun bize ki, biz de bilelim.

"Yukarıda açıkladım gece dersi olarak artık öğrendiniz. Suç değil tam tersi bu bilgiler verilmek zorunda olan bilgilerdir ve whois sorgulaması ile kamuya açık bilgilerdir."

Kulaktan dolma bilgilerle yazmış olduğu bu ve buna benzer diğer yazılarına vereceğimiz yanıt yine aynı ve yine çok açık! Bu bilgileri vermek gibi bir zorunluluğumuz yok! Olmadı, olamaz! Hadi bilgilerimizi değiştirdik, suçluysak, cezamızı verin! Yargılayın bizi, hakkımız olan bir şeyi yaptığımız için cezamız neyse çekelim, hazırız biz. Bu, kamuoyunu gereksiz bilgilendirme çabalarına yenilerine eklemenizi diliyor ve en kısa zamanda internette halka açık ama kamuya mal olduğunda tehlikeli olabilecek bildirilerini okumayı can-ı gönülden istiyoruz(!!!) Ufak bir hatırlatma: Çok değil, bundan bir sene önce, “KEY Ödemesi” alacak milyonlarca insanın T.C. kimlik ve sosyal güvenlik numaraları, sahiplerinin izni olmaksızın kamuya açılmıştı. Günlerce haberleri yapıldı bunun, kişi gizliliğinin nasıl bu kadar kolayca ayaklar altına alınabildiğine dair. Kim bilir, belki o numaralarda sizlerin de T.C. kimlik numaralarınız vardı ve birileri işgüzarlık yapıp bunu kullanarak sizlerin tüm vergi, vatandaşlık, sosyal, sınav daha bir sürü gizli bilginize ulaştı! Hiç de tasvip edemeyeceğimiz bu davranışın biz normal olmadığını savunuyor ve sizlerin bu yanlıştan biran önce dönmeniz gerektiğini bildiriyoruz.

"Yani bunu sizin yapmanız gerekmez çünkü bunlar zaten nette var isteyen her an whois ile görür. Siz nasıl ki derginizin künyesinde isim, telefon, adres vs yazmak zorundaysanız ve zaten yazıyorsanız bu da aynı durumdur yazılmak zorunda ve isteyen görebilmekte. Eğer görünmesini istemediğiniz tel nosu varsa onu değil halka açık olanını yazsaydınız bu sizin sorununuz derler adama."

Bakın gereksiz bir savunma mekanizması daha. Takılmış plak gibi aynı bilgisizliği tekrarlamaktasınız. Bir önceki paragrafımızda yazdıklarımız bu paragraf için de geçerli. Böyle yapmakla kişi hak ve özgürlüklerini, gizlilik haklarını hiçe sayan bir ideolojiyi savunmaktasınız. Ve bizden hakkınız olmadığı halde, haksız taleplerde bulunuyorsunuz. Tekrar edelim, -varsa- işlediğimiz bu suçun cezasını biz çekmeye hazırız da, bu cezayı verecek kaideleri bir de sizden duyabilsek.

"Hal böyleyken sizin yarım gün sesinizi duyuramamanıza ancak üzülürüz. Ama bunu bize fatura etme hakkını nereden alıyorsunuz? Bir suç isnat eden suçu ispatla yükümlüdür bakınız Coşkun Büktel yazıları. Hangi ispata dayanarak bize iftira atıyorsunuz? "Ben onları eleştirdim sitem yarım gün kapandı" bu delil değil sadece iddiadır, sizin kanınızdır. Hani bunun delili? Yarın Mustafa Demirkanlı bilerek isteyerek yayınını 1 tam gün kapatsa ve sonraki gün de Erbil Göktaş'ı eleştirmiştim siteme saldırdı dese yeterli olacak mıdır bu? O zaman siz en azından bakalım kendin mi kapadın şirketten mi sorun yaşandı, arıza mı vardı demeyecek misiniz? Ben onlar aleyhine yazdım sitem yarım gün kapandı bu tesadüf olamaz o halde onlar siteme zarar verdi Eyy ahali saldırı var bana sahip çıkın! diye feryat edeceksiniz sonra da özür dilemeye yanaşmayacaksınız... Yok öyle yağma hocam! Bunun benzerini Burak Caney de yapmıştı ne tesadüfse... Elinizde hiç bir delil yokken ve sizin firmanız gece bir teknik görevli gündüz bir yetkili tarafından tamamen bizden kaynaklanan bir arızaydı diyor biz bunu ortaya çıkarıyorsak sizin de yeterli araştırma yapmadan ortalığı ayağa kaldırma kamuoyu yaratma ve bizi karalama çabanız için hem bizden hem okurlardan özür dilemeniz şarttır! Burada yeni bir şey söylemiyorsunuz. Yayınladıklarımız sizin sitenizin yasal olarak vermek zorunda olduğunuz künye bilgileridir. İstemiyorsanız site açmazdınız. Evet sen saldırıya uğramadın, eğer fırsatı değerlendirmek için bilerek bu davranışı geliştirmedinse bile sadece panik atak davrandın ve araştırmadan suçladın. Sen dövüldüğünü iddia ettin, biz döven yok, kafasını çarpmış deyip şahidi bulduk çıkardık. Sen bizim dövdüğümüzü iddia ettin biz sana ve okurlara şirketinin cevabını vererek adam döven olmadığımızı ispatladık ki aslen suçlanan değil suçlayan ispatla yükümlü olduğu halde. "bıçakların bileylenmesi" deyimi için ben size haddim olmayarak Ördek Paşa fıkrasını bir kez de sizin okumanızı salık veririm. Ne anlatacağım, bildiklerimi yaşadıklarımı demişsiniz burada da bir kez daha hatırlatırım, hoca olmak sadece bir alanda uzman olmaktır. Kimya hocası kimyayı, fizik hocası fiziği bilir ama alanı olmayan bir konuda zır cahil dahi olabilir eğer meraksızsa. Sizin de bildiklerinizin yetersizliği ortadadır. Artık bir şüpheye kapıldığınızda fikir üretmeden bilgi sahibi olmayı denersiniz. Gerçeklerden buyurun asıl siz korkmayın gerçek olan servis sağlayıcınızın arızaya geçmesi, sizin de panik atak davranışla bunu karşınızdaki kişilere iftira atmak için ya da yalan yanlış bilgiyle karalamak için kullanmanızdır. Sizin merak edip araştırmadığınızı biz araştırıp açıkladık, lütfen teşekkür edip özür dileyin."

Yukarıda verdiğimiz tüm cevapların bir toplamını da aşağıya yazarak kafaları karıştırmak istemiyoruz. Fakat belli ki siz yorulmamışsınız, aynı lafları farklı özne ve yüklemlerle tek tek sıralamışsınız. Kanıtlardan bahsetmişsiniz, bize ulaşmayan ve ucu açık kanıtlardan… Araştırma yapmadan davrandığımızı yazmış, fakat sitemiz çöktüğü andan başlayarak açıldığı ana kadar süren mesajlarımızı görmek istememişsiniz. Bildiğini okumakta da bir beis görmemişsiniz. Yavuz hırsız misali ev sahibinden özür bekleme gafletine düşmüş aynı şeyleri tekrarlamışsınız. Suçtan bahsederek kendi suçsuzluğunuzu, hakkı olmadan yayınladığı gizli bilgilerin sözde gizli olmadığını savunmuşsunuz. Fakat bunları yaparken, hiç bir araştırma yapmadan, kulaktan duyma bilgilerle, bilgi sahibi olma ihtiyacı bile hissetmeden, haktan, hukuktan, suçtan ve zorunluluktan bahsetmişsiniz. Fakat biz, sizlerden özür değil, bilgilenmesi için göstereceği azmin bir kanıtını istiyoruz. Bir dergi künyesiyle bir internet sitesinin yayın hukukunu öğrenmenizi diliyoruz. Kendinizi ne olarak tanımlıyorsunuz, bilmiyoruz ama –belediye başkanı, dergi yayımcısı, tiyatrocu, vs.- eğer biraz daha çalışırsanız sizden parlak bir güvenlik elemanı yetişeceğini sanıyoruz. Sonuçta meraklı ve özverilisiniz. Atıp tuttuğunuz alanda biraz bilgi sahibi olduğunuzda, yetersiz bilgisiyle güneşi balçıkla sıvamaya çalışmadığınızda ve seçeceğiniz alanın uzmanı olmak için var gücünüzle çalışmaya başladığınızda bu tür yanlış bilgilendirmelerde bulunmayacağınıza ve bir yazarken iki düşünmeniz gerektiğini öğreneceğinize inanıyoruz. Ve yazımızı bitirirken, günlerdir yinelediğiniz, sonuna kadar katıldığımız sözlerinizi SİZE İADE EDİYORUZ: Sizin merak edip araştırmadığınızı biz araştırıp açıkladık, lütfen teşekkür edin. Özür dilemeseniz de kafi…

(Kaynak: Yeni Tiyatro)