7 Aralık 2011 Çarşamba

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz kendisini savcılığa şikâyet eden LİNÇÇİ Tiyatro... Tiyatro... Dergisi sahibesi Gülhan Avşar Demirkanlı'ya karşı çıktı

................................T.C.
..........................İSTANBUL
...........CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI
................BASIN BÜROSU'NA


Benim, Sayın Gülhan Avşar'a hararet etme kastım hiçbir zaman için olmadı. Ben, sadece ve sadece, yirmi yıldır Türkiye tiyatrosunun düzeysizleşmesine neden olan Tiyatro... Tiyatro... Dergisi kurucusu ve çok yakın zamana kadar sahibi olan Mustafa Şükrü Demirkanlı'ya karşı, eleştiri sınırlarını asla zorlamayan uyarılarda bulunuyorum. Çünkü, Mustafa Şükrü Demirkanlı, tam yirmi yıldır, hiçbir işlevi bulunmamasına, tiyatro sanatına hiçbir katkısı olmamasına karşın, sadece Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları vb., vb... resmî kurumlardan reklâm parası adı altında, hiç hak etmediği kadar çok, avuç dolusu paralar alıyor. Ben, sürekli olarak, bu konu üzerinde duruyor, bu konuyu irdeliyor ve bu konunun dışına çıkmamaya özel bir özen gösteriyorum. Ancak, aşağıdaki linklerde ve ekteki dosyada da sunduğum gibi, Mustafa Şükrü Demirkanlı, bana, aileme, yakın çevreme, arkadaşlarıma, Türkiye tiyatrosunda beni yakından tanıyan insanlara karşı müthiş bir saldırı ve yıldırma harekatı yürütüyor. Orduda askerlik yapmış ve (sanırım) bir usulsüzlük yapması nedeniyle bu kurumdan atılmış bulunan Mustafa Şükrü Demirkanlı, Türkiye tiyatrosunun yıpranması, bu güzel sanatın giderek yok olması için, bir Vandal gibi davranarak, bu sanatı, çeşitli entrikalarla imha etmek istiyor. Her saniye gözlem altında tuttuğum Mustafa Şükrü Demirkanlı, aynı zamanda, sanıyorum ki, devlet kurumlarına olan borçlarını ödememek için, işi kitabına uydurarak, Tiyatro… Tiyatro… Dergisi’ni, çok yakın arkadaşı, Gülhan Avşar'a, (yine sanıyorum ki) hileli bir biçimde satmış görünüp devlete olan vergi vb. borçlarını ödememe yoluna gitmektedir. Bunun yanı sıra, Sayıştay tarafından incelenmesi gereken bir durumla da karşı karşıyayız. Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin, İBBŞT Genel Sanat Yönetmeni Ayşenil Şamlıoğlu, KBBŞT Genel Sanat Yönetmeni Nejat Birecik'le çok yakın ilişkileri nedeniyle, Mustafa Şükrü Demirkanlı ve dolayısıyla her saniye birlikte yaşadıkları Gülhan Avşar, devlet kurumlarından, (sanıyorum ki) uygun olmayan bir biçimde reklâm alarak, dergilerini, âdeta bir şantaj aracı gibi kullanıyorlar. Bunun için "Rahmi Dilligil Dosyası / Davası" yakın incelemeye alınabilir. Savcılığınızın işini kolaylaştırmak için, biz de gerekli olan belgeleri, istendiğinde sizlere sunabiliriz. Yani mesele, hakaret meselesi değil, devletin kasasından reklâm adıyla alınan paralara karşı çıkma meselesidir. Bunun üzerinde özellikle ve sürekli olarak duruyorum, duracağım. Eğer Gülhan Avşar'la Mustafa Şükrü Demirkanlı'nın "devlete karşı işlediği reklâm adı altında alınmış haksız paralar suçu" derinlemesine araştırılırsa, beni neden savcılığa gönderdikleri hemen anlaşılabilir.

Tabii ki, başta Mustafa Şükrü Demirkanlı ve onun hayattaki en yakın arkadaşı Gülhan Avşar olmak üzere, Türkiye tiyatrosundaki "menfaat çetesi", tam 1100 imzayla bana ve oyun yazarı Coşkun Büktel'e karşı bir LİNÇ KAMPANYASI başlatmışlardır. Internet ortamında başlatıldığı için, Internet ortamında yanıt verdiğimiz bu LİNÇ KAMPANYASI, şimdi savcılığın önüne geldiğine göre, ben de bunu savcılığın önünde dile getirmek zorundayım. Hiçbir zaman, hiçbir konuda, hiçbir kimseye, hiçbir iftira atmamama karşın, beni ve oyun yazarı Coşkun Büktel'i "iftiracı" olarak niteleyip, müthiş bir LİNÇ KAMPANYASI başlatan 1100 kişilik "suç örgütü" hukuk masasına yatırılmadan, Sayın Gülhan Avşar'ın "şikâyetnamesi" gerçek anlamda değerlendirilemez.

Sayın Gülhan Avşar, “suç”unu örtmek için, yaptığı alıntıları eksilterek savcılığın önüne sürüyor. Oysa, bir düşünceyi alıntılamak için, en az ve mutlaka bir paragraflık bir alıntı yapma zorunluluğu vardır. Sayın Gülhan Avşar’ın benim sözlerimden alıntıladığı paragrafın tümü buraya aktarıyorum:

"Burjuvazi için demokrasi, halk için sömürü düzeneğinin dayatması sonucu parlamentoyu çoğunluk hesabıyla dolduran AKP, Ertuğrul Günay'ı Kültür Bakanı yapıyor. Ertuğrul Günay'a bağlı Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü'nün başında bulunan Lemi Bilgin, Sayın LİNÇÇİ Gülhan Avşar'ın sahibi, Sayın LİNÇÇİ Mustafa Şükrü Demirkanlı'nın Sorumlu Yazı İşleri Müdürü ve Sayın LİNÇÇİ Ayşe Nalân Özübek'in Yazı İşleri Müdürü olduğu LİNÇÇİ Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'ne verdiği çarşaf gibi reklâmlarla kapitalizmin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesi için, yoğun bir çaba harcıyor."

Peki, Sayın Gülhan Avşar, bir düşünce birimi olan paragrafı kuşa çevirerek ne yapmak istiyor? Bu sorunun yanıtı çok açık: Sayın Gülhan Avşar, bir şeyleri gizlemek, bir şeylerin görünmesini engellemek, delili, belgeyi, kanıtı çarpıtmak istiyor! Sayın Gülhan Avşar, neleri gizlemek istiyor? Her şeyden önce, Mustafa Şükrü Demirkanlı'dan, bu dergiyi pek de doğru olmayan bir yolla satın aldığını sezdirecek sözlerin okunmasını istemiyor. Bunun yanı sıra, yukarıdaki paragrafta bulunan "çarşaf gibi reklâmlarla" sözünün okunmasını, bu sözlerin algılanmasını asla istemiyor. Sürekli olarak "Lemi Bilgin'in Devlet Tiyatroları"dan, "Ayşenil Şamlıoğlu'nun Şehir Tiyatroları"ndan, "Nejat Birecik'in Şehir Tiyatroları"ndan vb., vb... reklâm parası adı altında avuç dolusu paralar alan Gülhan Avşar'ın sahibi olduğu Tiyatro... Tiyatro... Dergisi, hiçbir zaman için, programlarını yayınladığı devlet kurumlarının, resmî kurumların o programlarını zamanında, yani her ayın birinde yayınlamıyor. Çok sıkı ve yakın takibe aldığım bu dergi, genellikle ancak ve ancak ayın ortalarına doğru yayınlanıyor ve böylelikle ayın ortalarına dek olan resmî tiyatro kurumlarının reklâmı gerçek anlamda yapılmamış ve böylelikle resmî kurumlar, benim, halkımın, tüyü bitmemiş yetimin verdiği vergilerle beslenen devlet kurumları, tabiri caizse dolandırılmış oluyorlar. Yineliyorum, bu ciddi duruma karşı hukuksal süreç başlatılmalı ve bu haksız kazancı sağlayan da, sağlatan da yargılanmalı ve bu duruma Sayıştay bir an önce el koymalıdır.

Yineliyorum: Benim ve Coşkun Büktel'in sanatsal ifade olanaklarımızı imha etmek için Internet ortamında oluşturdukları LİNÇ KAMPANYASI için tam 1100 kişi imza verdi. "Entelektüel linç" kavramının tartışıldığı, "Naipaul'un onur konuğu olduğu Avrupa Yazarlar Parlamentosu"nun içinde bulunduğumuz bir ruh durumunda, ciddi bir saldırı biçimi olan ve tam 1100 kişi tarafından örgütlenen bu "suç eylemi" göz önünde bulundurulmadan, sanki uzaydan gelmiş ve dünyayla hiçbir ilgisi bulunmayan bir sözcük muamelesi yapılamaz "LİNÇÇİ" kavramına. 1100 kişilik bir "suç örgütü", beni, Internet ortamında da olsa LİNÇ etmek isteyecek ve benim verdiğim Internet ortamındaki sert mücadele sonucu, 1100 kişilik "suç örgütü" içerisinden dökülmeler başlayacak ve Sayın Gülhan Avşar, tutup aylar sonra, neredeyse yıllar sonra beni savcılığa şikâyet edecek. Bu, hiç de inandırıcı bir durum değil. Ben, 29 Nisan 2009 tarihinden beri, bu 1100 kişilik "suç örgütü" için LİNÇÇİ sıfatını kullanmayı uygun görüyorum. Ancak, bu sıfatı ilk kullanmaya başladığımda, bu kampanyayı başlatan Tiyatro… Tiyatro… Dergisi başta olmak üzere, hiç kimsenin kılı bile kıpırdamadı. Çünkü o zamanlar, 1100 kişinin arasından su bile sızmıyordu. Ancak, günümüzde, neredeyse 1100 parçaya bölündüler. Telaşlarının nedeni bu. Ayrıca, sanırım İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sanat Yönetmeni Sayın Ayşenil Şamlıoğlu, Sayıştay eski Başkanı Sayın Servet Şamlıoğlu'nun kızı olması, yani hakka hukuka saygılı bir insan olması nedeniyle, benim yaptığım uyarıcı yayınlar sonucu, bu LİNÇÇİ kişilerin "suç yatağı" Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'ne reklâm vermeyi kesti. Bu durum araştırıldığında bile, birçok şey, kendiliğinden orta yere saçılabilir.

Sayın Gülhan Avşar, savcılığı yanlış yönlendirmek için, yarım yamalak, dezenforme edeek yapmış alıntının da içinde bulunduğu ve benim sözlerimi tam olarak ifade eden paragrafın tümünü buraya aktarıyorum:

"Oyun'un notu: Aşağıdaki yazıyı, Sayın LİNÇÇİ Gülhan Avşar'ın sahibi, Sayın LİNÇÇİ yayıncı Mustafa Şükrü Demirkanlı'nın Yayın Yönetmeni ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü, Sayın LİNÇÇİ Ayşe Nalân Özübek'in Yazı İşleri Müdürü olduğu ve AKP'li Sayın Ertuğrul Günay'ın yönetimindeki Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı emrinde çalışan Sayın Lemi Bilgin'in yönettiği Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü'nün verdiği reklamlarla beslenen LİNÇÇİ Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'nin yan kuruluşu, gölgesi gibi hareket eden LİNÇÇİtiyatrodergisi.com.tr sitesinden alarak olduğu gibi yayınladık! Ancak, yazıda bulunan LİNÇÇİ adlara biz link verip, bu adları kırmızı renkle biz belirginleştirdik. Ayrıca, yazıdaki bariz yazım yanlışlarını kırmızı renkle belirtip, doğrularınıyeşil harflerle biz yazdık! Bir de, Coşkun Büktel'in röportajında bulunmasına karşın, LİNÇÇİ yayıncı Mustafa Şükrü Demirkanlı tarafından alıntı yapılırken "çöpe atılmış". "Çöpe atılmış bölümler"i belirtmek için kullanılan parantez içerisinde üç nokta=(...) işareti göz ardı edilerek, Coşkun Büktel'in defolu bir yazar olduğu izlenimi uyandırılmak istenen bölümleri, özgün metinden alarak, paragraftaki yerine yeniden yerleştirdiklerimiz sözleri, mor harflerle biz dikkat çektik. Bunun yanı sıra, anlaşılması güç ve okunamaz hamlıktaki yazıyı, biraz olsun olgunlaştırıp okunur hâle getirmek için yaptığımız müdahaleleri de kahverengi harflerle yine biz yazdık!!!"

Yukarıdaki paragraf okunduğunda, gerçek anlamda ne demek istediğim, ne dediğim hemen ortaya çıkar. Ancak, Sayın Gülhan Avşar, devletin resmî tiyatro kurumlarından, bence, usulsüz bir biçimde reklâm adı altında avuç dolusu paralar almaya alışmış bir "suç örgütçüsü" olduğu için, yarım yamalak olarak sunduğu sözlerimden suç imâl etmeye ve hukuk kurumunu da kendi kötü emelleri doğrultusunda yönlendirmeye çalışıyor.

Yukarıda da belirttiğim gibi, hakka, hukuka, insan haklarına, emeğe biraz olsun saygılı olan kişi, kuruluş ve kurumlar, Sayın Gülhan Avşar'ın (bence gerçek anlamda Mustafa Şükrü Demirkanlı'nın) sahibi olduğu dergiye reklâm adı altında avuç dolusu para vermeyi hemen kesiyor. Sayıştay eski Başkanı Sayın Servet Şamlıoğlu'nun kızı Sayın Ayşenil Şamlıoğlu, hakka, hukuka, insan haklarına, emeğe saygılı bir olduğundan, Tiyatro... Tiyatro... Dergisine, neredeyse yirmi yıldır reklâm verilmesine karşın, reklâm vermeyi kesebiliyor.

Bir "suç örgütü" olarak çalışan 1100 kişilik grubun önderlerinden biri olan Sayın Gülhan Avşar'ın böyle bir söylem kullanması, sanırım, kendisi de "linççilerin avukatı" olan ve kendisi de beni savcılığa şikâyet eden Burhan Gün'ün garip bir hukuk kavramı oluşturma kaygısından ileri gitmez bu söylem.

Sayın Gülhan Avşar ve Sayın Burhan Gün, kendi kendilerine suç imâl ediyorlar ve tam yirmi yıldır, resmî tiyatro yöneticilerinin zayıflığını sermaye olarak kullanmalarının önündeki engel olarak gördükleri Hilmi Bulunmaz'ı mahkûm ettirmek istiyorlar. Ancak, Ayşenil Şamlıoğlu'nun yaptığı gibi, bütün resmî tiyatro kurumları, bu "suç örgütü"ne karşı yaptırım uygulayabilirlerse, değil bunların savcılığa şikâyetçi olmaları, söyleyebilecek bir tek sözcükleri bile kalmaz. Bunlar, Türkiye tiyatrosunun önündeki en büyük engellerdir.

Ben, hiçbir kimseye, hiçbir zaman, hiçbir biçimde, asla hakaret etmiyorum. Ben, sadece ve sadece, benim, halkımın, tüyü bitmemiş yetimin verdiği vergilerle beslenen resmî tiyatro kurumlarını talan eden kişi, kuruluş ve kurumları eleştiri oklarımla yaralıyorum. Bunun ötesine geçmeye asla niyetlenmiyorum.

Google'a bağlı olup da, Sayın Gülhan Avşar'ın adından bahseden başka siteler de var. Ancak, benim blogum, hakkı, hukuku, insan haklarını, tüyü bitmemiş yetimin hakkını savunduğu için, çok daha fazla izlendiği için Sayın Gülhan Avşar'ın adı benim blogumda en ön sıralarda yayınlanıyor.

1100 kişiye, sürekli olarak, uyarıda bulunuyorum. Türkiye tiyatrosuna tam yirmi yıldır büyük zararlar veren Tiyatro… Tiyatro… Dergisi’ni, yakında, çok yakında, pek yakında mahkemeye vereceğim diyorum ve onlar da beni, "yavuz hırsız, ev sahibini bastırır" mantığıyla hareket edip savcılığa veriyorlar.

Delil, belge, kanıt göstermeden ortaya savrulan bu Sayın Gülhan Avşar’ın sözlerinin hiçbir insanî değeri yok. Ancak, şunu derhal belirtmem gerekiyor; beni, Internet ortamında da olsa, LİNÇ etmek isteyen kişi, kuruluş ve kurumların fotoğraflarını baş aşağı olarak yayınlıyorum. Bunu bile isteye yapıyorum. Onlar beni Internet ortamında LİNÇ etmek istediler, ben de, onların fotoğraflarını, Internet ortamında baş aşağı olarak yayınladım, yayınlıyorum, yayınlayacağım. Ben, hiçbir kimseye, hiçbir zaman, hiçbir koşul altında, hiçbir biçimde asla hakaret etmediğim gibi, Sayın Gülhan Avşar’a da asla hakaret etmedim.

Hüseyin Hilmi Bulunmaz


LİNKLER:
http://tiyatroyun.blogspot.com/search?q=rahmi+dilligil http://www.coskunbuktel.com/lincimzacilari.htm
http://tiyatroyun.blogspot.com/2010/11/demirkanlnn-gizledigi-belgeleri.html
http://tiyatroyun.blogspot.com/2010/11/yazarmz-lincci-mustafa-demirkanl-yazyor.html http://tiyatroyun.blogspot.com/2010/11/mustafa-demirkanl-18-subat-2008-coskun.html
http://tiyatroyun.blogspot.com/2010/11/lincci-bir-siteden-alnms-lincci-bir.html
http://tiyatroyun.blogspot.com/2010/11/mustafa-demirkanlnn-once-iftira-atp.html
http://www.coskunbuktel.com/linkdemirkanliyalanlari.htm
http://www.coskunbuktel.com/buktelndemirkanl%C4%B1060506.htm

http://tiyatroyun.blogspot.com/2009/03/blog-post_30.html
http://www.tiyatrodergisi.com.tr/detay.php?hng=2585
http://www.yenitiyatrodergisi.com/elestiri/77-mustafa-demirkanlya-belgeli-yantlar.html
http://www.hisse.net/forum/showthread.php?t=7713
http://www.tiyatrodunyasi.com/makaledetay.asp?makaleno=1148
http://bulunmaztiyatro.blogspot.com/2007/12/demirkanli-yalanlari-yirmisibiryerde.html
http://www.tiyatronline.com/yhaber3544.htm
http://www.tiyatrom.com/dt_savas_aykilic.htm
http://www.tiyatrom.com/yazilar_mustafa_demirkanli_001.htm
http://www.coskunbuktel.com/demirkanlicucenoglu.htm
http://www.tiyatrodergisi.com.tr/detay.php?hng=946
http://www.haberkenti.com/news_detail.asp?id=9759
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=162211
http://tiyatroyun.blogspot.com/2009/07/tiyatro.html
http://www.tiyatrodergisi.com.tr/yazi.php?hng=132
http://www.sehirtiyatrolari.com/yazilar/savas-aykilic-02092005.htm
http://webarsiv.hurriyet.com.tr/2000/10/10/248748.asp
http://www.evrensel.net/05/09/13/kultur.html
http://www.milliyet.com.tr/2001/06/28/yazar/asik.html
http://www.ucansupurge.org/arsiv/www.ucansupurge.org/indexcde1.html?option=com_content&task=view&id=2371&Itemid=80
http://yenisafak.com.tr/arsiv/2000/kasim/21/tkivanc.html
http://www.tiyatrodunyasi.com/haberdetay.asp?haberno=4227
http://www.tiyatrofanzini.com/2009/05/nedim-sabann-temiz-tiyatro-baslkl.html
http://www.tiyatrom.com/dt_dosyasi.htm
http://www.lpghaber.com/html/phpbb2/viewtopic.php?p=2125&view=previous
http://tiyatrodergisi.com.tr/yazi.php?hng=206
http://hilmibulunmaz.blogspot.com/2009/05/yalan-makinesi-mustafa-demirkanlnn_6833.html
http://www.gecekahvesi.net/tiyatro/16622-tiyatro-haberleri.html
http://www.tiyatrodunyasi.com/haberdetay.asp?haberno=3300
http://www.tiyatrodunyasi.com/haberdetay.asp?haberno=3196
http://www.tiyatrofanzini.com/2009_05_01_archive.html
http://www.petanque-ua.org/s%C3%BCrmedim_e.htm
http://www.evrensel.net/01/01/25/kultur.html
http://hilmibulunmaz.blogspot.com/2009/05/coskun-buktel-mustafa-demirkanl-kufur.html
http://hilmibulunmaz.blogspot.com/2008/07/bir-figran-televizyon-dizilerini.html
http://tiyatroyun.blogspot.com/2010/09/lincci-gulhan-avsarn-sahibi-oldugu.html
http://tiyatroyun.blogspot.com/2010/08/gulhan-avsarn-sahibi-oldugu-tiyatro.html
http://tiyatroyun.blogspot.com/2010/06/istanbul-barosu-tiyatro-grubu-istanbul.html
http://tiyatroyun.blogspot.com/2009/11/aboneler-dikkat-mustafa-demirkanl_27.html
http://siirhane.com/pages.asp?Pagem=7%20Tepe%207%20Sanat%20%DDstanbul%20Bulu%FEmalar%FD%92nda%20Tiyatrocular%20bir%20araya%20geldi&cat_id=4&cat2_id=4&wid=343 http://www.tiyatrodergisi.com.tr/detay.php?hng=508
http://www.izafet.com/tiyatro/455304-temiz-tiyatro-imza-kampanyasi-sona-erdi.html
http://www.tiyatrohaber.net/?mxz=haber&hid=606
http://www.kurdishinstitute.be/english/1036.txt
http://www.coskunbuktel.com/lincimzacilari.htm
http://bulunmaztiyatro.blogspot.com/2010/09/coskun-buktel-bu-bir-haber-degil-mi.html
http://hilmibulunmaz.blogspot.com/2009/05/yalan-makinesi-kufurbaz-linc-cagrcs_08.html
http://hilmibulunmaz.blogspot.com/2009/05/ertugrul-timur-internet-yaynclg-ismail.html
http://hilmibulunmaz.blogspot.com/2009/05/coskun-buktel-hilmi-bulunmaza-yonelik.html

http://www.serbesti.net/showentry.php?sNo=9149
http://www.newsweekturkiye.com/haberler/detay/44777/Naipaul-Yasar-Kemal-i-okusa-korkardi http://www.birikimhaber.com/Haber/Gundem/25112010/Radikal-Bir-tur-entelektuel-linc.php http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetay&ArticleID=1030112&Date=26.11.2010&CategoryID=41

Ayşenil Şamlıoğlu, Lemi Bilgin ve Nejat Birecik sayesinde ancak ayakta durabilen LİNÇÇİ Demirkanlı, Coşkun Büktel'den ders almaya devam ediyor hâlâ...


Coşkun Büktel
Tüm linççiler utanıp susarken, linç kampanyasından kâr sağlayan Mustafa Demirkanlı, utanmayı ısrarla reddediyor:

İstanbul Barosu avukatlarından Sayın Uğur Demirci Tosun (e-posta: ugurdemirci@istanbulbarosu.org.tr), "TÜRK ADALETİ ADINA" çalışan İstanbul 28. Sulh Ceza Mahkemesi ve İstanbul 5. Asliye Ceza Mahkemesi'nin verdiği kararlarla, kendisinin asla hoşuna gitmeyen bazı ciddi içerikleri yayından çıkartmamızı istediği için, biz de, aşağıdaki kararı yayınlamak zorunda kaldık!

Uğur Demirci Tosun


                   T.C.
                 İSTANBUL
5. ASLİYE CEZA MAHKEMESİ
                                                                      DEĞİŞİK İŞ KARAR
DEĞİŞİK İŞ NO: 2011/208


HAKİM: HASAN YALÇINTAŞ 25414
KATİP: DİDEM MELEK GİTER 120251


Tekzip talep eden Uğur Demirci Tosun tarafından Hüseyin Hilmi Bulunmaz hakkında internet sayfalarındaki yayınların internet içeriklerinin çıkarılmasına ilişkin İstanbul 28. Sulh Ceza Mahkemesinin 24/10/2011 tarih, 2011/469 değişik iş sayılı tekzip kararına karşı taraf sıfatındaki Hüseyin Hilmi Bulunmaz tarafından 21/11/2011 havale tarihli dilekçeyle itirazda bulunulmuş olmakla tevzien mahkememize gönderilen değişik iş dosyası celp ve incelendi;


GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:


Tekzip talep eden tarafından 5651 sayılı yasa uyarınca içerik nedeniyle hakları ihlal edildiğinden bahisle tekzip talebinde bulunması sonucu mahkemece yapılan değerlendirme üzerine 25/09 - 02/10 - 05/10 - 06/10 - 13/10/2011 tarihli yayınlarda yer alan internet içeriklerinin çıkarılmasına, diğer yayınlarla ilgili istemin kişilik haklarına saldırı içermediğinden bahisle reddine dair kararda belirtilen düşünce ve yorumlarda usul ve yasaya aykırılık görülmediğinden itirazın REDDİNE,


Red kararının itiraz edene mahkemesince tebliğine,


Dosyanın gereği yapılmak üzere İstanbul 28. Sulh Ceza Mahkemesine gönderilmesine,


Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda karar verildi. 22/11/2011


Katip 120251                                                                          Hakim 25414
İmza                                                                                               Kaşe-İmza

"1992 yılından bu yana Boğaziçi Üniversitesi Tiyatro Kulübünde Tiyatro Yönetmenliği yapmış" LİNÇÇİ Ömer Kurhan'ın yayından kaldırtmak istediği video!


Türkiye tiyatro sanatını yeniden kurgulayan bu kuramsal ve köktenci video konuşması, LİNÇÇİ müşteki Ömer Faruk Kurhan'ın avukatları Uğur Demirci Tosun'la İnan Yılmaz'ın yayından kaldırtma çabalarına karşın, Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz'ın yiğitçe mücadelesi, bilirkişi raporunun Hilmi Bulunmaz lehine yazılıp, T.C. İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesi Yargıçlığı'nın nesnel hukuk kurallarına göre davranması sonucu BERAAT ile sonuçlanmıştır. Bu kuramsal ve köktenci video konuşmasını, uzun bir mücadeleden sonra "yargıç garantisiyle" izliyorsunuz!


İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesi Yargıçlığı'nın BERAAT ettirdiği videoyu binlerce kişi severek izledi!!!

Boğaziçi Üniversitesi gölgesinde yaşayan LİNÇÇİ ve Shakespeare çocuğu Ömer F. Kurhan'ın yargılattığı videomuzu 41.800 kişi izledi!

Videomuzu sunmak için attığımız yukarıdaki başlıkta bulunan "1992 yılından bu yana Boğaziçi Üniversitesi Tiyatro Kulübünde Tiyatro Yönetmenliği yapmış" sözleri, Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz'dan tam 25.000,00 TL isteyen LİNÇÇİ ve Shakespeare çocuğu Ömer F. Kurhan'a karşı hazırlanan "BİLİRKİŞİ RAPORU"ndan alınmıştır!


***




Oyun'un notu: Videolarımızın izlenme rakamları, vimeo.com sitesinde zaman zaman "geç" yayınlanmaktadır. Bizim yayınladığımız rakamları inandırıcı bulmama eğilimindeki kişilere, bir tek önerimiz var; lütfen, videomuzu yayınlayan vimeo.com sitesindeki "Statistics" bölümünde bulunan sayıları, geriye doğru, deli pösteki sayar gibi toplayınız! Yine de bize inanmazsanız, lütfen, en yakın Cumhuriyet Savcılığı'na gidip bizi şikâyet ediniz!!!




***


Ayrıca bakınız:

Henüz anlaşılır bir karar yazma yeteneği bulunmayan hâkimler, Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz'ın aleyhine, LİNÇÇİ kişilerin lehine karar veriyorlar!

AKP'li Ertuğrul Günay'ı kapak yapan LİNÇÇİ Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'nin kuyruğu, Hilmi Bulunmaz'ın yargıçlara hakaret ettiği yalanını söylüyor!!!

LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından Ömer F. Kurhan'ın sanık sandalyesine oturtup cezalandırmak istediği Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz, BERAAT etti



LİNÇÇİ Ömer Kurhan ve avukatları Uğur Demirci Tosun'la İnan Yılmaz'ın mahkûm ettirmek istedikleri Hilmi Bulunmaz hakkındaki gerekçeli BERAAT kararı!

9 Ekim 2011 Pazar

Bulunmaz Tiyatro ücretsiz oyunculuk çalışmaları!






Ezenlerden, Haluk Bilginergillerden yana değil, ezilenlerden anti-Haluk Bilginergillerden yana tavır geliştiren oyuncu adaylarının katıldığı oyunculuk çalışmaları, Bulunmaz Tiyatro'nun mekânında sürüyor. Sosyalist bir dünya görüşüyle yürütülen oyunculuk çalışmaları, tamamıyla ücretsiz. Televizyondaki iki reklâm arasında sözde oyunculuk yapan geri zekâlı defolu oyuncuların teslimiyetçiliğine hiçbir zaman için sığınma zavallılığında bulunmayan Bulunmaz Tiyatroemekçileri, her cumartesi günü, saat 17.00-20.00 saatleri arasındaki ücretsiz oyunculuk çalışmalarını, hiç ara vermeden sürdürüyorlar. LİNÇÇİ alçaklar hariç, herkesin katılabileceği bu çalışmalar, katılımcılarda kolektif bir hayat bilinci oluşturuyor!

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz

28 Temmuz 2011 Perşembe

Kültür Bakanlığı çanağı yalamak için değil, sosyalist kültür için kurulan Bulunmaz Tiyatro'nun yöneticisi Hilmi Bulunmaz'dan çok önemli bir açıklama!

facebook bataklığı içerisinde yüzen hiçbir kimseyi, kuruluşu, kurumu asla ve kesinlikle ciddiye almıyoruz!


***


facebook'a düşen, yalana sarılır!

Eceli gelen yazar, facebook duvarına yazar!

facebook icat oldu, yazarlık bozuldu!

Yazar ölür, gözü facebook'ta kalır!

Yazarın dediğini dinle, facebook'una gitme!

Yazar yazar, facebook yürür!

Aç yazar, facebook duvarı yazar!

Gözünü budaktan sakınan yazar, facebook bataklığında yazar!


***

Not: Yukarıdaki başlık, ilk yayınlandığında şöyleydi: "Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz'dan önemli bir açıklama!"

22 Aralık 2010 Çarşamba

Oyun, oyuncu, oyunculuk; tiyatro, sinema televizyon oyunculuğu!

Hilmi Bulunmaz
22 Aralık 2010


Ben, yaklaşık olarak kırk yıldır tiyatro sanatıyla uğraşıyorum. Yirmi yılı aşkındır tiyatro sahibiyim. Kendimi bildim bileli, oyun, oyuncu, oyunculuk; tiyatro, sinema, televizyon oyunculuğu üzerine kafa yoruyorum.

Peki, oyun nedir ve oyuncu kime denir?

Bu sorunun birçok yanıtı var. Oyun ve oyuncu kavramlarına yaklaşım içerisine giren kişi, kendi dünyasının uzantısı olan bir düşünceyle bu kavramlara hayatiyet kazandırır. Bu soruya yanıt verecek olan kişi, kapitalizmin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesi için oyunculuk tahkimatı yapmışsa yada yapıyorsa, o kişi, ister istemez, meta estetiğine hizmet etmek zorunda kalacağından, tiyatroda, sinemada ve televizyonda bir "reklâm figürü" olmanın ötesine asla geçemeyecektir.

Ancak...

Bu soruya yanıt verecek bir başka kişi, sosyalist dünya görüşünü benimsemişse, işçi sınıfının ideolojik, sınıfsal, siyasal ve toplumsal çıkarlarına hizmet etmek için kendisini kurgulamış demektir.

Bir oyuncu, daha sanat yolunun başındayken, henüz sanat yoluna çıkmaya yeltenirken, niyetten bağımsız olarak, bu soruya vereceği yanıt doğrultusunda jest geliştirecek, mimik yapacak ve ses verecektir.

Bir insan, sadece konservatuara girebilmek, Devlet Tiyatroları'na yada Şehir Tiyatroları'na kapağı atabilmek, sinema ve/ya televizyon kanalında iş kapabilmek için sanat yoluna çıkmışsa, o insan, gerçek anlamda bir sanatçı olamayacağı gibi, gerçek anlamda bir oyuncu da olamaz.

Böyle bir insanın, bir ayakkabıdan, bir ayrandan, bir bankamatik kartından, bir bıçaktan, bir biradan, bir bisikletten, bir bulaşık makinesinden, bir buzdolabından, bir çamaşır makinesinden, bir cep telefonundan, bir çarşaftan, bir çataldan, bir çerezden, bir çöp kutusundan, bir deodoranttan, bir deterjandan, bir fritözden, bir halıdan, bir eşofmandan, bir hazır çorbadan, bir iç çamaşırından, bir jiletten, bir kapıdan, bir kapı kolundan, bir kapı kulundan, bir kaşıktan, bir klimadan, bir koladan, bir konserveden, bir kredi kartından, bir masadan, bir maşadan, bir mendilden, bir mezeden, bir nevresimden, bir orkidden, bir otomobilden, bir parfümden, bir paspastan, bir patlamış mısırdan, bir pencereden, bir prezervatiften, bir rakıdan, bir sabundan, bir sakızdan, bir sigaradan, bir şampanyadan, bir şampuandan, bir şaraptan, bir tavadan, bir televizyondan, bir tencereden, bir vidadan, bir viskiden, bir yataktan, bir yorgandan yada sizin aklınıza hemencecik gelebilecek herhangi bir başka metadan hiçbir farkı yoktur.

Hiçbir zaman için karakter sahibi olamayacak bu tipteki oyuncular, henüz konservatuarın kapısından ilk adımlarını atar atmaz, en yakın reklâm ve/ya casting ajansına koşarak, birkaç poz fotoğraf çektirip kendilerini pazara sürülmeye hazır birer meta gibi görmeye başlarlar.

Oyuncu da, bir insan olduğu ve içine doğduğu düzenin bir türevi olacağı için, eğer olağanüstü bir çaba harcamadan yoluna devam ederse, ister istemez, düzenin gelişimine katkıda bulunur, Düzenin gelişimine katkıda bulunan oyuncunun önünde, çok değişik seçenekler yoktur. Zâten düzen, kendisini sonsuza dek yaşatacak imgelere gereksinim duyduğu için konservatuarlar, tiyatrolar, sinemalar, televizyon kurmuştur. Düzenin içine doğa ve bu düzenin türevi olan oyuncunun, gerçek anlamda bir tek işlevi vardır: Kapitalizmi ilelebet muhafaza ve müdafaa etmek.

Oyuncu, kapitalizmi ilelebet muhafaza ve müdafaa ederken, bir yandan da "entelektüel uğraş" içerisine girer. Bu tip düzen bekçisi oyuncular, ister Atatürkçü, ister "Atakürtçü", ister İslâmcı, ister Turancı olsun, düzeni asla rahatsız etmezler. Bu tip oyuncular, bir yandan reklâm sektöründe dans ederlerken, bir yandan televizyon dizileriyle halkın mışıl mışıl uyuması için imgesel tahkimat yaparlar. Oynadıkları tiyatro gruplarının patronlarının Kültür Bakanlığı çanağı yalamasına asla ses çıkar(a)mayan düzen oyuncuları, tiyatro patronlarının Efes Pilsen tezgâhtarlığı yapıp kitleleri alkolizme yönlendirmesinde hiçbir rahatsızlık duymazlar.

Hak, halk, hukuk için değil; cep, kasa, küp için oyun oynayan düzen oyuncuları, halkın uğradığı haksızlıklara, hukuksuzluklara asla ses çıkar(a)madıklara gibi, üstüne üstlük, halkın uğradığı haksızlıkların, hukuksuzlukların üzerinin örtülmesi için nevresim yada yorgan rolünü üstlenirler!

Düzenin oyuncuları, arada bir uyuzları azdığı zaman, aslında kendilerinin de sömürüldüğünü, "bilinenin aksine, 'cep harçlığı' denilebilecek rakamlar aldıklarını" ifade etmeye yeltenseler de, gerçek anlamda, hiçbir muhalefet yapabilecek bir yürekliliğe sahip olmadıklarından, kendi mırıldanmalarına, kendileri bile inanmazlar!

Genelde bir sanatçı, özelde bir oyuncu, başkalarının iradelerine teslim olarak sanatçılık, oyunculuk yaparlarsa, hiçbir zaman için, gerçek anlamda özgür olamayacaklarından, tarihin tekerine çomak sokabilecek anlamda, tarihin rengini değiştirebilecek düzeyde, tarihin gidişatını sarsabilecek değerde herhangi bir işe imza atma yeteneklerine asla sahip değillerdir.

Düzenin sanatçısının, düzenin oyuncusunun, kralın soytarısından, padişahın dalkavuğundan hiçbir farkı yoktur. Saraylardaki eğlencelere renk katan soytarı ve/ya dalkavuktan tek farkları, kendilerini bağımsız, demokrat, özgür... sanmalarıdır. Soytarılar, dalkavuklar gibi, kralın ve/ya padişahın elinden kese içerisinde altın almak yerine, bankamatiklerden kağıt para almanın ötesinde, soytarılardan, dalkavuklardan hiçbir farkı bulunmayan düzen oyuncuları; tiyatroda olsun, sinemada olsun, televizyonda olsun, sadece ve sadece kapitalizmin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesi için ter döküp, olmadık hareketler yaparlar.

Peki, kralın soytarısı, padişahın dalkavuğu, düzenin oyuncusu olmamak; halkın hakkını, halkın hukukunu savunmak için mücadele veren bir oyuncu olabilmek için ne yapmak gerekir?

Her şeyden önce, mutlaka, ama mutlaka, oyunculuğu bir ekmek teknesi, bir çorba tekkesi, bir çift kaymaklı ekmek kadayıfı yenilebilecek saray muhallebicisi olarak görmemek gerekir. Oyunculuktan para kazanmak yerine, "bir başka iş" yaparak, oyunculuğunu kapitalizmden uzaklaştırmak gerekir. Oyunculuğun, diğer meslekler gibi herhangi bir "iş" olmadığını, "Oyuncuların çoğu yavşaktır genellikle..." sözünü çürük dişine dolgu yapan bir sakız olarak algılamış yavşak oyunculara kulak asmanın düzene hizmet ettiğini bilince çıkarmak gerekir.

13 Ekim 2010 Çarşamba

Taraf Gazetesi yazarı Ferhat Uludere, hiçbir zaman görkemli bir oyuna imza atma yeteneğine sahip olamamış LİNÇÇİ Oyun Atölyesi'ni "biraz geç anlamış"!

Bulunmaz'ın notu: Ferhat Uludere'nin aşağıdaki yazısını, Taraf Gazetesi'nden alarak yayınladık. Yazıdaki LİNÇÇİ adlara biz link verip, bu adları kırmızı renkle biz belirginleştirdik!

Yazıdaki kahverengi sözcükler bize ait!

Yazının hiçbir müdahaleye uğramamış, "tertemiz" ve özgün hâlini okumak isteyenler, aşağıda verdiğimiz linki tıklayabilirler.


***


Ferhat Uludere, sanırım, gençliğinin ve iyi niyetinin "zorunlu kıldığı" bir bakış açısına sahip olduğu için ve/ya tiyatro sanatının kılcal damarlarına dek nüfuz etmiş bulunan çürümeyi göremediğinden olsa gerek, LİNÇÇİ Oyun Atölyesi'ni, şimdiye dek "bir şey" sanmış!

Oysa...

Ferhat kardeşim, LİNÇÇİ Oyun Atölyesi'ni, kurulma aşamasında, kurulduktan hemen sonra, hattâ kurulmadan önceki hâliyle tanıyabilseydi, sanırım, şimdiki gibi "genç, iyi niyetli ve kılcal damarları 'es' geçen" bir yazı kaleme almayı, aklının ucundan bile geçirmezdi.

Ferhat kardeşim, sadece sanatsever bir entelektüel olarak değil de, bir gazeteci olarak hareket edebilse ve LİNÇÇİ Oyun Atölyesi'nin kurulma aşamasında, bu kuruluşa çok önemli olanaklar sunmasına karşın, daha sonra diskalifiye edilen İzzet Tozkoparan'ı bulup konuşabilse, daha yerinde bir deyişle, onu konuşturabilse, belki, LİNÇÇİ Oyun Atölyesi hakkında, çok daha farklı düşüncelere sahip olabilirdi.

Ferhat kardeşim, 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talât Sait Halman'a "Emek Ödülü" veren Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakıf'tan (TAKSAV) "Onur Ödülü" alabilecek kadar "mezhebi geniş" bir kişinin "yönettiği" bir kuruluş olduğunu bilse, LİNÇÇİ Oyun Atölyesi hakkında, çok daha "başka" fikirler taşır ve bu fikirler bağlamında, daha ciddi yazılar kaleme alırdı.

Ferhat kardeşim, değil oyun sahnelemek, Kültür Bakanlığı çanağı yalamadan, tuvalete gidebilecek gücü bile kendisinde bulamayacak kadar düşkün bir hâlde olan LİNÇÇİ Oyun Atölyesi'nin, benim, halkımın ve tüyü bitmemiş yetimin verdiği vergilerle beslenen Kültür Bakanlığı'na yaslandığının farkına varabilse, sanırım, LİNÇÇİ Oyun Atölyesi hakkındaki kanaati çok değişik olurdu.

Ferhat kardeşim, birazcık, evet sadece birazcık bir oyunculuk bilgisine sahip olabilse, LİNÇÇİ Oyun Atölyesi'ndeki tiyatro esnafının, aksiyon değil, atraksiyon yeteneği gelişmiş zât-ı muhteremler olduğunu hemen anlar, bu kuruluştaki yönetmenlerin, topluma estetik ivme kazandırıcı bireyler olmak yerine, asparagas tiyatroya hizmet sunan düzeysiz sahne trafikçileri olduklarını bilir ve LİNÇÇİ Oyun Atölyesi'nin patronu Nihat Haluk Bilginer'in tekdüze oyunculuğunun bıktırıcılığını deşifre edebilirdi.

Ferhat kardeşim, LİNÇÇİ Oyun Atölyesi'nin, LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından Mustafa Şükrü Demirkanlı'nın kuyruğuna takılarak, Coşkun Büktel'le Hilmi Bulunmaz'ın sanatsal ifade olanaklarını imha etmek için çabalayan bir kuruluş olduğunu bilseydi, sanırım, aşağıdaki yazıyı kaleme alma ihtiyacı bile duymayabilirdi!

Ferhat kardeşim, suyun ısındığını gözlemlememiş olduğu için, su, yüz santigrat dereceye gelince, suyun ısındığını anlamış!

Ancak...

Ferhat kardeşim, suyun sıvı hâlinden buhar hâline dönüşmesi anında müdahalede bulunduğu için, oldukça geç kalmış! (HB)


***


Macbeth bizi kesmez


Ferhat Uludere
12 Ekim 2010


LİNÇÇİ Oyun Atölyesi'nin yeni oyunu Macbeth izleyiciye yeni bir şey sunmadığı gibi, içindeki Hrant Dink göndermesi de sığ duruyor

LİNÇÇİ Oyun Atölyesi kurulduğunun hemen ertesinde tiyatro için geçerli bir değer ölçüsü oldu. Artık onunla kıyaslamaya başlamıştık pek çok özel tiyatroyu. Bu yüzden bazılarına haksızlık ettik, bazılarını ise yücelttik. 11 yıl boyunca geneli oldukça başarılı, birçoğu da bol ödüllü birçok oyun oynadılar ve bununla birlikte izleyicinin beğenisini yukarı çektiler... Her zaman olduğu gibi her iyi oyundan sonra beklenti büyüdü. Onlar bu beklentinin altında ezilmemeyi başarmış ve daha da yukarı çıkmışlardı ki, sezonun yeni oyunu Macbeht’le birlikte 11 yıllık birikim sanki bir anda yok oldu... Belki de ilk defa kendi yarattıkları tiyatro değerinin ve yakaladıkları başarının altında ezilmeye başladılar...

Shakespeare’in Macbeth adlı oyununu LİNÇÇİ Kemal Aydoğan yönetiyor. Oyunun Sahne Tasarımı Bengi Günay’a ait. Oyunun müziklerinin altındaki imza ise Tolga Çebi... İlker Aksum, Esra Kızıldoğan, Ender Yiğit, Murat Tüzün, Barış Yıldız, Muharrem Özcan, Gözde Kırgız, Pınar Bekaroğlu, Osman Akça, Saygın Soysal, Sertan Müsellim ve Berke Yağış’ın oynadığı oyundaki tek yenilik LİNÇÇİ Oyun Atölyesi'nin patronu Haluk Bilginer'in yaptığı çeviri. Tabii bu bir oyunu ne kadar yeni yapıyor tartışılır.

Bu kuşak daha kanlı

İktidar hırsını en ince detayına kadar inceleyen oyun, Hrant Dink göndermesiyle açılıyor. Yılların Macbeth’ini yeni bir şeyler katılmış halde izleyeceğiz derken, göndermenin hemen ardından oyun bildiğimiz Macbeth oluyor ve Hrant Dink göndermesi zorla yapıştırılmış bir etiket gibi oyunun üzerinde duruyor. Hatta bu gönderme esnasında da vurgulanan “delik ayakkabı” sömürüsü de artık bitsin ne olur. LİNÇÇİ Oyun Atölyesi çatısı altında toplanan bir ekipten Hrant Dink meselesine siyasete yeni bulaşmış çocuk şaşkınlığıyla bakıp altı delik ayakkabıyı görmek yerine, konuyu daha derin ele almasını beklerdim. Çünkü Hrant’ın bu delik ayakkabının desteğine ihtiyacı yok, aksine böyle yaparak onun değerini aşağıya çekiyoruz.

Macbeth, bir oyuncu için çok zor bir oyun aslında. Oyuncunun öncelikle zihnindeki savaşçı kodlarının hepsini bir kez daha gözden geçirmesi gerekir. Çünkü bu savaşçı bir kadın tarafından yönetilir, korkaktır, vicdanı vardır ve öldürmeyi beceremez. Hatta savaşmak için yaratılmıştır ve siyaseti bilmez... Ortaçağ savaşçılarına baktığımızda bize gösterilmeyen zaafları vardır mesela Macbeth’in ve onu oynamak ve tüm bunları kısacık bir zamanda yaratmak, sonra da izleyiciye aktarmak elbette biraz zahmetlidir... İlker Aksum bu zor rolün altından bazen kalkıyor, ama bazen de altında kalıyor... Bir türlü oyuna ısınamıyor sanki... Oyunun içine girdiği yerlerde harikalar yaratırken bazen sahnede çok sakil duruyor.

Oyun tanıtılırken Macbeth’in eski bir hikâye olmadığı yazıldı çizildi, hatta her çağın hikâyesidir bu oyun gibilerinden şeyler söylendi ve bunlar Macbeth için hep söylenir. Oyun her iktidarı anlatır, insanların ona ulaşmak için yaptıklarını vurgular. Elbette haklılar ama, bu çağ bu iktidar hırslarıyla o kadar kirlendi ki, Macbeth gerçek etkisini kaybedeli çok oldu. Kanlar döküldü savaşlar yaşandı... İktidar varlığını sürdürmek için gözlerimizin önünde kurbanlar buldu, kendi yarattığı kahramanlara onları katlettirdi. Hatta delik ayakkabılarıyla sahneye konan Hrant Dink iktidarın kendini koruma güdüsü yüzünden oradaydı işte... Cinayetin devletçe işlendiği, çocukların öldürüldüğü bir toplumunda var olmak zorunda olan insanlara Macbeth bu haliyle daha fazla neyi anlatacak çok merak ediyorum.

(Kaynak: Taraf)


***


Ayrıca bakınız:

"Oyuncuların çoğu yavşaktır" diyen Haluk Bilginer (yaptırıma uğramazken), kendisine YAVŞAK deme cesareti gösteren Hilmi Bulunmaz'a İHTARNAME gönderdi!