28 Kasım 2014 Cuma

ey yağmur

sen
uzaktaysan
bekler seni ân

bilirsin
eski bir gemidir tin
zeytin renkli zaman


sen
fala bakılan fincan
gönül düşülen kara kış
zengin bir enginarsın
ferhat renkli nakışsın
gözlerinde cenaze renkli hazân

sen

beklemezsen
bekler seni gün

bilirsin
gül ile gün seni bekler 
haftalarca dikenli tele asılı kalır ay kahrından

ben 
aysız gecelerde uyuyamam
ve kanlı bir kardeş türküsünü unutamam 

bilirsin
tülbente sarılır gül 
gül ben gül reçeli gül yüzlü tül

sen
durursan
geçer seni ân

bilirsin
yeni bir camidir ten
felâketten içre şan zâten


sen 
küçük bir fidan
çöle değen ateş
büyük bir çınar
donmuş güneşsin

sen
geçer seni ay
geçer günlerce yıl günleri birer birer say

bilirsin
ben güneşsiz yerlerde tutunamam
ve bir kalleş gürültüsüdür ekmeğe saplanmış dil


sen 
suyu yukarı akıtan
buz dağlarında yol
teni özleyen pınar
sarmalayan yeşil bir yosun

sen
evet sadece sen 
ve güneşe değen yedi renkli yediveren

sen
ağızdan fışkıran 
özgür bir bülbül
akort arayan tar
diken kokan bir gülsün