23 Nisan 2007 Pazartesi

Belgesel

Tiyatromuz, her ne denli oyunculuk ağırlıklı işlere imza atsa da, zaman zaman bu durumun dışına çıkma gereği duyuyor...

Cemal Bulunmaz'ın işlerinden biri olan Belgesel Film Çalışmaları'nın uzantısı olarak başlattığı "Belgesel Atölyesi", ilgi görmeye başladı...


ÇALIŞMA

Belgesel Atölyesi (Ücretsiz) Eğitim değil, deneysel çalışmadır



ÇALIŞMA İÇERİĞİ

İstanbul'daki tarihi yapılar üzerine bir dizi kısa belgeseller hazırlıyoruz. Katılımcılar araştırma, sunum, montaj, kamera konularında görev alabilirler.

Belgesel ile ilgili ön bilgi için kameraarkasi.org belgesel sayfalarını okumanızı öneririz:

http://www.kameraarkasi.org/belgesel.html

ÇALIŞMA GÜN ve SAATLERİ

Pazar günleri / tüm gün (dışarıda çalışıyoruz)

Araştırma görevi alan arkadaşların ağırlıklı olarak internet üzerinden evlerinde araştırma yapmaları gerekiyor

SÜRE

Süre kısıtlaması bulunmuyor

KAYIT

Ad-soyad ve iletişim bilgilerinizi e-mail ile yollayarak ön kayıt yaptırabilirsiniz.

ÜCRETLENDİRME

Ücretsiz

Kim, kimlik, kimliksiz, kimliksizlik

Cuma, 16 Şubat 2007

Bazı insanların kim olduğu belli olmaz... Bazı insanlar kimlik sahibi olamaz... Bazı insanlar kimliksizdir... Bazı insanların kimliksizliği hastalıklı kimliklerinin örtüsüdür...

Bugün, somut bir konuda yazma isteği duymadığımdan, "yazar" kimliğini PVC ile kaplatıp; parlatan, sahte kimlikli insanlarla ilgili düşünce içerisinde olduğumdan, ben de, sahte kimlikli insanlar gibi davranıp, "sahtekar" tanımlamasında bulunacağıma, elimin altındaki kitabın verdiği sıkıntıyla, dışavuran duygularımı yansıtayım dedim...

Neden mi?..

Hiç!..

... Tiyatro Dergisi'nin çıkacağını duyan, bilen, içselleştiren; kimliksizlerin "Çığlık" atmalarının, beni eğlendirdiğini belirtmek için...

Not: Litera Yayıncılık'ın yayımladığı; Bilişsel Terapi ve Uygulamaları adlı kitabı okurlarsa, kimliksizliğinin nedenini algılayabilecek olan kimliksizler, dünyayı bir hastane ve insanları birer hasta olarak gören Amerikalı "kimlikli" yazarlardan, birşeyler öğrenebilirler belki!..

Biz, dergi atağı yaptıkça, paniğe kapılıp, kimliksizlikleriyle saldıran panik atak sahibi, sanal kişiler; Perde Önü'nde banal, Perde Arkası'nda sanal kişiliksizlikleriyle, tiyatro dünyasını çürütmeye ve küflendirmeye devam ediyorlar...

...

Dergimiz, sadece 1 TL...

Dergimizi, berduşlar da okuyabilir...

Önemli not: Dergimizin adını; çalınacağından emin olduğumuzdan, şimdilik gizli tutuyoruz...

www.tiyatroyun.com

Kaynak: http://bulunmaztiyatro.com/index.php?option=com_content&task=view&id=419&Itemid=39

21 Nisan 2007 Cumartesi

Fillere özenen çimen

Cumartesi, 17 Şubat 2007

Cemal Bulunmaz

İletişim Meslek Lisesi mezunuyum. Okuldaki daha ilk dersimizde hocamız Semra Hanım sınıfa girdi, kendini tanıttı ve bize “medya nedir?” diye sordu. 16 yaşındaki gençler bu soruya ne yanıt verebilirdi ki? Herkes fikrini söyledi. Dersin sonuna doğru Semra Hanım sözlerimizi bir cümleyle özetledi: “Medya dördüncü kuvvettir.”

Bundan sonraki iş hayatım, özel hayatım ve kültürel birikimim süresince hocamın sözünün doğruluğuna defalarca tanık oldum.

Kimi zaman tartışmalı bir ihalenin ardından koca koca gazetelerde ihaleyi kazanan işadamını kötüleyen haberler okudum, bazen zamanı geldiğinde bir ilaç firmasının, bir petrol devinin ipinin çekilmesiyle televizyonlar söz konusu kişi ve kurumlarla ile ilgili aleyhte haberlerle doldu…

Sık sık yurtdışına da çıktığımdan ve “Live as Romans in Rome” (Roma’da Romalılar gibi yaşa) sözünü benimsemiş biri olduğumdan gittiğim ülkenin medyasını yakından takip ediyorum. Bu gözlemlerimde de defalarca dev ulusal medyaların rakiplerine, düşmanlarına ya da çıkarlarının uyuşmadığı birine nasıl yüklendiğini gördüm. Bu Azerbaycan’dan Cezayir’e, Hindistan’dan Makedonya’ya küçük – büyük, sosyal – despot, güçlü – güçsüz her ülkede karşılaştığım bir durum.

Bu durumun doğruluğunu yanlışlığını tartışmayacağım. Tartışmasız aşağılık bir durum, ancak dünya oldukça dedikodu varoldu ve ilk gazetenin yayınlandığı günden beri medya bu amaca alet edildi, edilecek.

Ulusal yayınlar fillerin kavgası misali bu biçimde “çarpışırken”, tiyatro dünyasında da fillere özenen çimenler zaman zaman kendini dev aynasında görüyor, ellerindeki küçücük “yayın organlarını” dünyayı değiştirebilecekleri, “tiyatro sektörünü” yönlendirebilecekleri bir “güç” sanıyorlar. Aslında haksız da sayılmazlar. Ne yazık ki Türk tiyatrosunda pek çok insan tesadüfler sonucu bulunduğu yerlere geldiğinden, çok kolayca geri gidebileceğini biliyor. Bu da hafif bir rüzgarın bile onlara korku salmasına neden oluyor… Bu ise fillere özenen çimen, medya sahibinin özgüvenini artırıyor, bu kısır döngü biçiminde yıllarca sürüyor gidiyor.

Neyse ki son bir yıl içinde Türk tiyatrosunda iyi-kötü onlarca yeni mecra yayın hayatına başladı. Bunun yanında ben de konuya uzak kalmayarak, ciddi ve “tiyatro sektörü” ile hiçbir çıkar ilişkisi olmayan bir tiyatro yayınının Genel Yayın Yönetmenliği görevini kabul ettim.

Birazcık ileri görüşlü biri, bu minik medya patronlarının elindeki “gücün” kağıt parçasına dönüşme sürecinin başladığını görebilir.

Dünya üzerindeki dürüst ve namuslu insanların ulusal medyayı ele geçirip onu salt haber mecrası olarak insanlığın hizmetine sunmak gibi bir olanağı henüz yok. Ancak neyse ki gerçek tiyatro severler tiyatro alanında ve diğer insanlar uzmanı olduğu konularda dürüst ve çıkar zincirine dahil olmadan mücadelelerini sürdürüyorlar.

Örneğin şiirde Erol Özyiğit, mimarlıkta Besim Çeçener, tiyatroda Coşkun Büktel ve müzikte Edip Akbayram…

Kaynak: http://bulunmaztiyatro.com/index.php?option=com_content&task=view&id=422&Itemid=39

Çalışmalarımız video olarak izlenebilir

Salı, 20 Şubat 2007

Uzun zamandır üzerinde düşündüğümüz, ancak bir türlü gerçekleştiremediğimiz; video çekimine başladık...Bu hafta (18. Şubat. 2007) tarihinde yaptığımız; "çıplak gökyüzü" adlı doğaçlama çalışmamız, çalışmalarımıza katılmak isteyen kişilere de örnek oluşturması açısından, son derecede önemli bir veri...

Yaptığımız çalışmamıza, metin olarak katkıda bulunan şiiri buraya alalım:


çıplak gökyüzü

Cuma, 24 Kasım 2006

biz
bir zamanlar
çıplaktık
ve çıplak bir gökyüzü altında yaşardık
uygar insanlar geldi
bizi giydirdi
önce hoşumuza gitti giysiler
ve sonra tutsak olduk renklerin gölgesine
uygar insanlar bize bayrak verdi
bir de incil
altın renkli toprağımızı çaldı uygarlar
ve bize kurşuni renkli gökyüzü kaldı
ağlayan ve yalnız bir gökyüzü

Tüm emperyalistlerin ve onların yerli işbirlikçilerinin, tiyatro sanatına da çamur sıçrattığı bir süreçten geçerken, bu tür çalışmaların, yararı iki kat artıyor...

"Videolar" bölümünde izleyebileceğiniz çalışma örnekleri, sanırım, tüm ilerici tiyatro çalışmalarına katkıda bulunacak....
http://www.youtube.com/watch?v=BlgrK58wSCs

Kaynak: http://bulunmaztiyatro.com/index.php?option=com_content&task=view&id=424&Itemid=39

Ulaş Bardakçı'nın ölüm yıldönümü

Salı, 20 Şubat 2007

"Bugün Türkiye’de devrim mücadelesinin önemli önderlerinden birinin katledilişinin 35. yılı..

19 şubat 1972 de ULAŞ BARDAKÇI katledildi..

Türkiyeli devrimcilerin önemlilerinden olan Ulaş Bardakçının anısı,mücadelesi,istekleri yolumuzu aydınlatsın..

Kahrolsun kapitalizm..

Tek Yol Devrim ..

Özgür Başkaya 19.02 .2007"

Ülkemizde; AKSANAT gibi kurumların, yani finans kapitalin reklamını yapan dergicilik anlayışının tutsaklığında yaşayan bir tiyatro cephesi olmakla birlikte, bir de devrim cephesinde mücadele veren tiyatrolar var...

Toplumcu Tiyatro anlayışıyla hareket eden; Özgür Tiyatro ve onun genel sanat yönetmeni Özgür Başkaya, sağolsun, bizi de unutmayıp, Ulaş Bardakçı'nın katledilmesini anımsatmış...

Bir yandan, sanal şahsiyetsizlerle uğraşırken, diğer yandan devrimci mücadele için tiyatro yapan kurumların varlığını bilmek, yüreğimize su serpiyor...

Kaynak: http://bulunmaztiyatro.com/index.php?option=com_content&task=view&id=425&Itemid=39

Çağrımıza bir yanıt: Halit Karaata

Cuma, 23 Şubat 2007

Yıllardır görüşmediğimiz tiyatrocular, gelip görüşmeye başladılar... Biz de hoşnut olmaya başladık...

Daha önce; Mustafa Kaplan ile Sema Temizkan'ın ziyaretinden sonra, şimdi de, Halit Karaata, bizleri ziyaret etti...

Tiyatro dünyasının çürüdüğü, küflendiği ve tiyatro yayıncılığının magazinleşmek için çaba harcadığı bir süreçte; "aklın yolu birdir" anlayışıyla hareket edip, bizlerin yanında görünmekten erinmeyen insanlar yüreğimize su serpiyorlar...

Tiyatro yaşamına Bulunmaz Tiyatro'da adım atan ve daha sonra, bizden ayrılarak; önce Ankara Birlik Tiyatrosu'na giden ve ardından Tiyatro Manga'yı kuran Halit Karata, "geçerken" yanımıza uğradı ve bizlerle uzun saatler geçirip, "biriken" konuları paylaştı...

Uzun yıllardır görüşmemiş olmamız, bir yerde, sohbetin uzunluğunu belirledi...

Tiyatro dünyasının esnaflaştığını, çürüyüp küflendiğini ve yeni atılımlara gereksinim duyduğunu gündeme getirdiğimiz sohbetimiz, dostane bir atmosferde geçti...

OYUN dergisini çıkarmamıza sevindiğini dile getiren Halit Karaata, özellikle Bruce Lee konusunda yaptığı "göstergebilimsel" araştırmasını dikkatimize sundu...

Not: Halit Karaata, 17 Mayıs 2007 tarihinde, yanımıza geldi ve bu yazıya değinip: "Çağrınıza yanıt olsun diye gelmemiştim... Çağrıdan haberim yoktu... Dostluk adına uğramıştım..." dedi. Düzeltiriz...

Kaynak: http://bulunmaztiyatro.com/index.php?option=com_content&task=view&id=426&Itemid=39

18 Nisan 2007 Çarşamba

Yazacağım

Birincil işim olmamasına karşın, yazmayı seviyorum...

Yazacağım...

Bugün (17 Nisan 2007), Mustafa Demirkanlı, benimle ilgili önemli şeyler yazdı... Yanıtını yazmam gerekiyor...

Yazacağım...

Mustafa Demirkanlı'nın son tümcesini aktaralım:

"Sonraki yazımda tüm bunları ele alacağım, belgeleriyle."

Demek ki, yazacak...

Yazısını tamamlamasını bekliyorum...

Yazacağım...

Hüseyin Hilmi Bulunmaz

Kaynak: http://www.tiyatrodergisi.com.tr/public/?nid=3269

16 Nisan 2007 Pazartesi

Oyunculuk çalışmaları

Çok uzun yıllardır oyunculuk çalışmaları yaptırıyoruz... Bir yandan dünya görüşümüzden ödün vermeden sürdürdüğümüz çalışmalar, diğer yandan estetik bilinç geliştirmeye yönelik bir çabayla yürüyor...

Özellikle, video çekimler yapmaya başladığımızdan bu yana, oyuncu adaylarının ilgisi giderek artıyor...

Düzen yanlısı tiyatroların; oyunculuk çalışmalarına da el atmaları nedeniyle, değişik durumların oluşması, ister istemez ilgimizi çekiyor...

Bu hafta, çalışmalarımıza katılan iki kişiden duyduğumuz bir haber, bizleri hayrete düşürdü!.. Tiyatro Ti adlı düzen yanlısı tiyatronun yöneticileri, OYAKBANK merkez binasına gidip, hem de emekçilerden para alarak, bu bankanın çalışanlarına "hizmet" sunmaya başlamışlar...

"Halk tiyatroya gelmiyorsa, biz halka gideriz" mantığının bir başka yansıması olan; "Bankacılar tiyatroya gelmiyorsa, biz bankaya gideriz" mantığıyla hareket eden Tiyatro Ti, ister istemez, kapitalist tiyatro gruplarının anlayışını kavramamıza neden oluyor!.. Bu da az bir kazanım sayılmaz!..

Çağrımıza dolaylı yanıt: Mine Ergen

Sanırım, işlerinin yoğunluğundan, bize değgin bir şeyler yazmak yerine, kendi yaptıklarından örnek sunan Mine Ergen, her ne denli "doyurucu" bir yaklaşımda bulunmasa da, en azından "yanıt" verdiği için, sitemize konuk oluyor...

Üç dize halinde yazdığı bir "önsöz" ile bizlere seslenen Mine Ergen'in dizeleri şöyle:

"Merhabam atacli dosyada sizinle.

Sevgiyle kalin.

Mine ERGEN"

Şimdi de, dosyasını buraya alalım:

"DUYURU

8 Mart Dünya Emekci Kadinlar Günü nedeniyle, yazip yönettigi "BiZ KADINIZ! BiZ DE VARIZ!" adli oyunu Avrupadaki Tiyatro gruplariyla sahneleyen MiNE ERGEN, bir kac Avrupa kentinde gerceklestirilecek panele de konusmaci olarak katiliyor.

"SANAT VE KiTLE iLETiSiM ARACLARINDA KADIN"

KONUŞMACILAR

MİNE ERGEN (Yazar-Yönetmen)

FATMA DİKMEN (Gazeteci-Yazar)

AYFER ÖZGÜR (ATiK Kadinlar Komisyon Başkanı)

02.MART.2007 CUMA SAAT: 18.00

innsburg Avusturya

03.MART.2007 CUMARTESi SAAT: 18.00

TOHUM KÜLTÜR DERNEGi Firnhaberstr.1 STUTTGART

10.MART.2007 CUMARTESi FRANKFURT SAAT: 18.00

TiYATRO

"KADINIZ! BiZ DE VARIZ ! "

YAZAN- YÖNETEN MiNE ERGEN

03. MART. 2007 CUMARTESi SAAT: 18.00

TOHUM KÜLTÜR DERNEĞİ

Firnhaberstr.1 STUTTGART "

Bir zamanlar (koşullar dayattığında) birlikte üretimin tadına vardığımız insanlardan bir olan Mine Ergen, ne yazık ki, bizi kapitalist tiyatro yapmakla suçlayarak gitti. Buna gerekçe olarak da, soyadımı kullanarak, Bulunmaz Tiyatro adıyla etkinliğimi sürdürmemi gösterdi. Kendisinden (ve diğer eleştirenlerden) kamuoyu önünde, somut gerekçelerini görmek istiyorum. Bu arada, kendilerinin, ne denli sosyalist işler yaptıkları konusunda, bilgi edinmek istiyorum. Doğal ki, kamuoyu önünde...

Mine Ergen'den, şunu da öğrenmek istiyorum:

O zaman mı doğru yaklaşım içerisindeydin, yoksa (şimdi) kendi tiyatronun adını MEBA (Mine Ergen-Bülent Aydın) koyarak mı doğru yaklaşım içerisindesin?..

Ben (ve biz), tiyatromuzun adını koyarken doğru yaptık ve bence (ve bizce) MEBA da doğru bir düşünüştür...

Anlayamadığım, sanırım uzun zamandır görüşemediğimizden, anlamakta zorlandığım konu şu:Bulunmaz Tiyatro adını koyduğumuzda kapitalist olacağımızın garantisi oluyor da, MEBA konulunca neden kapitalist olunmuyor?..

Yada; Mine Ergen yapınca kapitalist tiyatro olmuyor da, biz yapınca neden kapitalist tiyatro oluyor?..

İstanbul Tiyatro Dükalığı'nın tüm saldırıları ve resmi faşizmin tiyatromuzu talan etmesine karşın, biz neden hala Mine Ergen tarafından (aksini açıklamadığına göre) kapitalist tiyatro olarak anılıyoruz?..

Tüm tiyatro salonlarınız mühürleniyor, oyunlarımızın tamamına yakını yasaklanıyor, tiyatromuz basılıyor, baskına uğruyor, gözaltına alınarak, ruhsal işkence görüyoruz... Tüm bunları, herhalde sosyalistler yapıyor!.. Demek ki, ülkemizin yönetimini, sosyalistler ele geçirmiş ve benim (ve bizim) kapitalist tiyatro yaptığımı anlamışlar da, tüm bu işkenceleri onun için yapıyorlar!..

Her şeye karşın; "GÜZEL ÜRETİMLERİN ANISINA" diye seslenen bir insandan umudumu kesecek değilim!..

Her ne denli; mücadele verirken ölen bir devrimcinin arkasından seslenilen bir anıştırma (ANISI MÜCADELEMİZE IŞIK TUTACAK) ile kaleme alınsa da, ölmediğimiz, ama mücadele verdiğimiz ortada olduğundan, daha fazla söz etmek istemiyorum (ve istemiyoruz)...

Gösteri Sanatları Merkezi vs...

Devlet, bizim sosyalist olduğumuzu ve bu bağlamda sanat yaptığımızı bildiğinden, elinden ne gelirse yapıyor:

Oyunlarımızı yasaklıyor, salonlarımızı mühürlüyor, mekanlarımızı basıyor, bize ve izleyicilerimize baskı uyguluyor, bizi ve izleyicilerimizi gözaltına alıyor, bizlere ve izleyicilerimize ruhsal işkence uyguluyor...

Kapitalist devletin tek bir düşünce biçimi var:

Sosyalist düşünceyi yaşatmak isteyenleri engellemek...

Örnekse, Gösteri Sanatları Merkezi adlı tiyatro "öğreten" kurumların da tek bir derdi var:

Sosyalist düşüncenin engellenerek, gerici düşünce yapısının, tiyatral anlamda insanlara zerk edilmesi...

Herşeye karşın, bu ve buna benzer kapitalist imge oluşturucusu kurumlarda da bizim düşüncemize yakın insanlar var...

Örnekse dün (02. Mart. 2007) bir delikanlı geldi ve Hilmi Zafer Şahin'in selamını söyleyip, kendi adını vermek istemeyerek, bizimle konuşma gereksinimi duyduğunu dile getirdi. Biz de derhal sohbete başladık...

Bu arada, her kim ki bizimle, bir biçimde ilişki geliştirmek isterse, durumun uygunluğuna göre adını vermek zorundayız. Adlarının anılmasından rahatsız olanlar, bizimle görüşme yapmamalı ve görüşme isteminde bulunmamalı...

Her neyse, delikanlıyla sohbet ederken, söz Aziz Sarvan'a geldi... Bu zat-ı muhteremin "hocası olmadığı, kendi kendini yetiştirdiğini..." dile getirdiğini anlattı delikanlı... Durumun böyle olmadığını, kendi kendine domates bile yetişemeyeceğini, mutlaka bir yada birkaç "hocası" olması gerektiğini belirtip, sözü kendime getirmek zorunda kaldım...

Bu ve buna benzer durumları içeren yazı yazabileceğini söyledim delikanlıya... Ne var ki, sanırım, ileride bir tür Aziz Sarvan olacağını sandığım delikanlı, "okulu" bitirdikten sonra yazabileceğini dile getirdi... Yine aynı durum; köprüyü geçinceye dek, ayıya dayı deme sendromu!..

Böyle bir vesile oldu da, bu konuya yeniden dönme gereksinimi duydum...

Bir kez daha çağrı yapmayı deniyorum:

Basın Müzesi'nde "hocalık" yaptığım kişiler gelin, başta tiyatro olmak üzere, her konuda tartışalım!..

Not: Yazıda konu edilen "delikanlı" bugün (07. Mart. 2007) yine geldi ve adının yayımlanmasını istedi...

Volkan Kara adlı delikanlının "delikanlılığı" bizi etkiledi...

Daha önce de adını söylediğini ve bizim yanlış anımsadığımızı belirten Volkan Kara, taraflar ve okurlardan özür dilerim...

Basın Müzesi'nde "öğrencim olan" kişilerin de aynı "delikanlılığı" göstermesini arzu ederim...

Önemli not: Volkan Kara bugün (14. Mart. 2007) bize uğradı ve birlikte kahvaltı ettik... Aziz Sarvan'a haksızlık ettiği kanısına varmış... Bu kanının oluşmasında en büyük etmen arkadaşlarıymış; Volkan'ı (Aziz Sarvan konusunda) uyarmışlar...

Aziz Sarvan, her ne denli adımı (Hilmi Bulunmaz) anmasa da, "hoca" kavramına karşı olduğundan, "benim tiyatroda hocam olmadı, ustam vardı, ben Basın Müzesi'nde usta - çırak ilişkisi içerisinde tiyatroyu öğrendim!" demiş...

Bu konuda Volkan Kara, Aziz Sarvan'dan özür diliyor... Sarvan'ı iyi dinleyemediği için pişman olmuş...

Ne var ki, Basın Müzesi Tiyatro Bölümü'nü ben (Hilmi Bulunmaz) kurdum ve yönettim. Adımın anılmasını "zorunlu" görüyorum... Dolayısıyla ben "özür dilemiyorum"...