16 Eylül 2013 Pazartesi

Bulunmaz, Reyhan Kayışlı'ya TCK 125. / 267. maddelerden ders verdi!

T.C.
İSTANBUL
CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI'NA

Soruşturma No: 2013/77328

KONU: Tayland ve Çin'de bulunduğum fuar katılımcılığı yaptığım sırada, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Bilişim Suçlarıyla Mücadele Şubesi'nde görev yaptığını söyleyen bir komiser yardımcısı tarafından aranıp, hakkımda suç duyurusunda bulunan Gülhan Avşar Demirkanlı ile Mustafa Şükrü Demirkanlı'nın avukatı olmakla birlikte, yaptığı savunma eylemine yoğunlaşacağına, adlarını belirttiğim "SANIK VE DÂVÂLI" kişilerin gayrimeşru, illegal, yasadışı eylemleriyle özdeşleşen eylemler geliştirme saikiyle davranarak, şu ânda ifadesini vermekte bulunduğum "DÂVÂ" ile birlikte, beni, tam tamına üç kez mahkeme mekânlarına tutsak etmeye gayret ederek, hem benim düşünme, davranma, çalışma, en önemlisi de seyahat etme özgürlüğümü kısıtlayan ve hem de "ADLİYEYİ GEREKSİZ YERE MEŞGÛL EDEN" Reyhan Kayışlı ile ilgili olarak bâzı değinmelerde bulunma istemi...

1 - Burak Caney adlı sahte bir kişi, 2007 yılından başlayarak, bana karşı çeşitli "BİLİŞİM SUÇLARI" vücuda getirdi. Bu kişinin IP numarası saptanırsa, bu kişinin, avukat Reyhan Kayışlı'nın savunduğu Gülhan Avşar Demirkanlı, Mustafa Demirkanlı yada daha küçük bir olasılıkla Reyhan Kayışlı'nın kendisi olduğu ortaya çıkabilecektir. Yüzde yüz emin olmamakla birlikte, sanatçı hislerim ve felsefî duyarlılığım bende böyle bir kanaat oluşturuyor. Tabiî ki, elimde IP numarası bulunmadığı için, yüzde yüz emin konuşamıyorum.

2 - "SANIK VE DÂVÂLI" Gülhan Avşar Demirkanlı, "SANIK VE DÂVÂLI" Mustafa Şükrü Demirkanlı ile avukatları Reyhan Kayışlı, bana karşı işlenen çeşitli "BİLİŞİM SUÇLARI" olgularında etkin durumda bulunan kişilerdir. Gülhan Avşar Demirkanlı, Mustafa Şükrü Demirkanlı ve bu kişilerle sıkı fıkı ilişkiler içerisine girerek, benim hakkımda çeşitli "BİLİŞİM SUÇLARI" işleyenlerden İsmail Can Törtop'a karşı açılmış şu "KAMU DÂVÂLARI" ve "TAZMİNAT DÂVÂLARI" dosyaları kılı kırka yararak irdelenip incelenmezse, savcılık tarafından yapılacak araştırma eksik kalacaktır. "KAMU DÂVÂLARI" ve "TAZMİNAT DÂVÂLARI" (şimdilik kaydıyla) şunlardır:

İSTANBUL 2. SULH CEZA MAHKEMESİ - 2012/663
İSTANBUL 2. SULH CEZA MAHKEMESİ - 2013/523
İSTANBUL 12. SULH CEZA MAHKEMESİ - 2013/664
İSTANBUL 22. SULH CEZA MAHKEMESİ - 2013/551
İSTANBUL 27. SULH CEZA MAHKEMESİ - 2012/943
İSTANBUL 24. ASLİYE CEZA MAHKEMESİ - 2013/201
İSTANBUL 6. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ - 2012/481
İSTANBUL 23. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ - 2013/205
İSTANBUL 23. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ 2013/230
İSTANBUL 24. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ - 2013/205

3 - "SANIK VE DÂVÂLI" Gülhan Avşar Demirkanlı ve "SANIK VE DÂVÂLI" Mustafa Şükrü Demirkanlı, 1 Şubat 1991 tarihinden bu yana yayınladıkları Tiyatro... Tiyatro... Dergisi ile Türkiye tiyatrosunu hızla, hem de şimşek hızıyla kirletip, resmî tiyatro kurumlarından, hiç de hak etmedikleri reklâmları (PARALARI) elde etmişlerdir. Hiçbir zaman için, yayınlanması gereken günde değil, günler, hattâ haftalar sonra, bâzen aylar sonra yayınlanmasına karşın, Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Mustafa Kurt'tan, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Hilmi Zafer Şahin'den, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Veysel Sami Berikan'dan ve benzerlerinden reklâm adı altında PARA alan "SANIK VE DÂVÂLI" Gülhan Avşar Demirkanlı ve "SANIK VE DÂVÂLI" Mustafa Şükrü Demirkanlı, sanki dergileri usûle uygun, her ayın tam tamına birinde çıkıyormuş gibi davranıp, yukarıda adlarını saydığım ve benim verdiğim vergilerle makamlarını işgâl eden kişilerden elini kolunu sallaya sallaya reklâm (PARA) almaktadır. Usûle aykırı uygulamalara karşı verdiğim mücadelenen rahatsız olan derginin sahibi bana karşı bir "KAMU DÂVÂSI" başlatmasına karşın, iki duruşma süren dâvâdan hiçbir ceza almadığım gibi, devleti, adliyeyi, toplumu, tiyatroyu, ailemi, beni, meslektaşlarımı zor durumdan bırakan "SANIK VE DÂVÂLI" Gülhan Avşar Demirkanlı'ya karşı İstanbul 24. Asliye Ceza Mahkemesi'nde (HEM DE İFTİRA SUÇU NEDENİYLE) bir "KAMU DÂVÂSI" açılmış ve dâvâ derdesttir. Bana karşı işlenmiş çok ciddî bir "İFTİRA SUÇU" söz konusu olduğu için, hem Türk Ceza Kanunu'nun 267. Maddesi gereği "MÜFTERİ" suçlamasıyla karşı karşıya kalan "SANIK VE DÂVÂLI" Gülhan Avşar Demirkanlı, hem de İstanbul 24. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde tam tamına 100.000,00 TL "MANEVÎ TAZMİNAT ÖDEMEK ÜZERE" yargılanmaktadır. Bu arada, "SANIK VE DÂVÂLI" Mustafa Şükrü Demirkanlı, adını andığım derginin kurucusu, ilk sahibi, yayın yönetmeni ve sorumlu yazı işleri müdürü olması nedeniyle, işlediği suçlar sonucu, İstanbul 2. Sulh Ceza Mahkemesi, İstanbul 12. Sulh Ceza Mahkemesi, İstanbul 22. Sulh Ceza Mahkemesi, İstanbul 27. Sulh Ceza Mahkemesi duruşma salonlarında yargılanmakla birlikte, İstanbul 6. Asliye Hukuk Mahkemesi 50.000,00 TL ile, İstanbul 23. Asliye Hukuk Mahkemesi 100.000,00 TL ile duruşma salonlarında da yargılanmaktadır. Bunun yanı sıra, bu kişilerin yakın arkadaşları ve Tiyatro Dünyası adlı yayının sahibi İsmail Can Törtop da, bana karşı işlemiş bulunduğu suçlar nedeniyle İstanbul 2. Sulh Ceza Mahkemesi'nde yargılanmanın yanı sıra, İstanbul 23. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde tam tamına 110.000,00 TL'lik bir yaptırımla yargılanmaktadır.

4 - Müvekkillerinin olağanüstü zor durumda kaldıkları bu suçlamalar neticesinde, kendisini de onların suçluluk psikolojisiyle özdeşleştiren avukat Reyhan Kayışlı, nesnel hukuk kavramları, kuramları ve kurumlarıyla hareket edeceğine, âdeta bir düşmanlık, bir husumet ruhuna teslim olmuştur. Bana karşı düşmanca duygularla hareket ederek, hukuk dışı eylemlere yeltenen avukat Reyhan Kayışlı, mevzuat elverirse, hem "AVUKATLIK YASASI", hem "KAMU DÂVÂSI" ve hem de savcılığın uygun göreceğin bir muhakeme biçimi ve biçemiyle yargılanmalıdır. Yoksa, benim tam da, Türkiye Cumhuriyeti Tayland Başkonsolosluğu ve Türkiye Cumhuriyeti Hong Kong Başkonsolosluğu yetkilileriyle yaptığım görüşmeler sırasında, bir komiser yardımcısı gibi  kanun adamıyla bile "RAHATSIZ" edilmem, hiç de hoş bir durum değil. Çünkü ben, herhangi bir ülkenin Kültür Bakanı ile bile görüşme içerisinde bulunduğumda, asla ve kesinlikle cep telefonumu kapatmıyorum. Toplantılara bu koşullar katılıyorum.

5 - Müşteki Reyhan Kayışlı'nın avukatlık mesleğindeki yanlı, yanlış ve hatâlı uygulamalarının saptanması için "T.C. İSTANBUL CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI ÖZEL SORUŞTURMA BÜROSU" tarafından incelenme yapılmasında yarar bulunduğu kanısındayım. Çünkü, sorun, sadece Reyhan Kayışlı sorunu değildir. Yukarıda sıraladığım mahkeme dâvâ dosyaları kılı kırka yararak incelendiğinde derhal görülebilecektir ki, bana karşı başlatılan ve liderliğini "SANIK VE DÂVÂLI" Gülhan Avşar Demirkanlı ile "SANIK VE DÂVÂLI" Mustafa Şükrü Demirkanlı'nın çektiği ve tam tamına "1100 KİŞİLİK ENTELEKTÜEL VE HUKUKSAL LİNÇ KAMPANYASI EYLEMİ" söz konusudur. Bu eylem sırasında, sadece "LİNÇ KAMPANYASI" eylemi militanları değil, bu militanların avukatları da bana karşı çeşitli hukuk hileleriyle saldırmışlardır. Örnekse, Ömer Faruk Kurhan'a karşı kazandığım "BERAAT" sürecinden çok rahatsız olan avukat Eyyüp Fırat Kuyurtar, aynı zamanda müvekkilinin tiyatro olanaklarından yararlandığı için, bana karşı hukuka aykırı bir eylemlilik içerisine girmiştir. Bunun için İstanbul 15. Sulh Ceza Mahkemesi'nde işlenmiş bulunan "HUKUK SUÇU" belgesinin dâvâ dosyası numarasını da verebilirim. 

6 - Altı yılı aşkındır süren ve genellikle benim hukuksal zaferimle taçlanan dâvâların dosya numaralarını, içeriklerini, sonuçlarını, hem yargılanma sürecinde, hem ANAYASA MAHKEMESİ sürecinde ve hem de AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ sürecinde tabiî ki sunacağım. Çünkü, Reyhan Kayışlı'nın asılsız ve hukuksal dayanaktan yoksun suçlamaları, sadece kendini kurtarma çalışması değil, aynı zamanda, onlarca yıldır Türkiye tiyatrosunu hızla, hem de şimşek hızıyla kirleten bir sürecin temizlenmesi çalışmasıdır. Eğer savcılık, muhakeme sürecini başlatırsa, ben de, hem muhakeme sürecinde, hem ANAYASA MAHKEMESİ sürecinde ve hem de AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ sürecinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin, adliyenin, toplumun, ailemin, kendimin ve en önemlisi de tüyü bitmemiş yetimin verdiği vergilerle beslenen resmî tiyatro kurumlarının haklarını, bütün dünya kamuoyunda savunma şansına kavuşacağım. Bu nedenle, asla ve kesinlikle uzlaşmak istemediğim gibi, bu muhakeme sürecinin başlamasını büyük bir heyecanla arzu ediyorum.

TANIKLAR:

Coşkun Büktel
Mehmet Cemalettin Bulunmaz
Tanık adresleri: Alibaba Türbe Sok. Onur Han No: 13/8-9 Çemberlitaş - İstanbul
Tel: 0212 513 47 32 - 33

SONUÇ VE İSTEM: Onlarca yıldır, (hattâ zihniyet olarak, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulduğu ândan başlayarak) Türkiye Cumhuriyeti Tiyatro Sanatını hızla, hem de şimşek hızıyla kirleten kişi ve kurumları savunan avukat Reyhan Kayışlı'nın başlattığı "KAMU DÂVÂSI" sürecinin başlatılması ve böylece, bana, hem ANAYASA MAHKEMESİ sürecinde ve hem de AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ sürecinde, doğruları, gerçekleri anlatabilme olanağı tanınmasını saygılarımla arz ve talep ederim. 17/09/2013

HÜSEYİN HİLMİ BULUNMAZ

1 Eylül 2013 Pazar

T.C.
İSTANBUL
CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI'NA

ŞİKÂYET EDEN: HÜSEYİN HİLMİ BULUNMAZ

T.C. KİMLİK NO: 50482204038
ADRES: Ali Baba Türbe Sokak No: 13/8 Çemberlitaş, İstanbul
TELEFON: 0532 642 88 57   / 0212 513 47 32  
FAKS: 0212 513 47 33
E-POSTA: tiyatroyun@gmail.com

ŞİKÂYET EDİLEN: MUSTAFA ŞÜKRÜ DEMİRKANLI

ADRES: Reha Yurdakul Sok. No: 28/1 Billur Ap. Şişli-İstanbul
Gülbağ Mh. Şahinler Sk. No: 42 D. 10 Mecidiyeköy - İstanbul
TELEFON: 0212 216 75 20  
E-POSTA: tiyatrodergisi@gmail.com

SUÇ: "HAKARET, İFTİRA, SUÇ UYDURMA" (TCK 125, 267, 271)

SUÇ TARİHİ: 29.08.2013, öncesi ve sonrası

AÇIKLAMALAR:


Şüpheli  Mustafa Şükrü Demirkanlı, sadece aşağıda sunduğumuz suç belgeleri nedeniyle değil, birçok eylemle birlikte, bana karşı şaşırtıcı derecede "HAKARET", "İFTİRA", "SUÇ UYDURMA", hattâ "SUÇ İŞLEMEK AMACIYLA ÖRGÜT KURMA" çalışmalarıyla tanınıyor. Bunun birçok nedeni bulunmakla birlikte, gerçek neden, resmî tiyatro kurumlarından aldıkları usûlsuz reklâm (PARA) nedeniyle kendisini eleştirmemden duyduğu rahatsızlıktır. Şüpheli suçluluk içerisindedir!


Şüpheli Mustafa Şükrü Demirkanlı, yalnızca kendine ait hukukî sorunlarını ortaya koyarak değil, kendisiyle kesinlikle alâkalı olmayan hukukî durumlar nedeniyle de, beni ihbar edebilmektedir. Son olarak, beni, "T.C. İSTANBUL CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI ÖZEL SORUŞTURMA BÜROSU"na ihbar edebilen Şüpheli Mustafa Şükrü Demirkanlı'nın başvurduğu usûle aykırı durumu saptamak için, "Soruşturma NO: 2013 / 72962 Karar NO: 2013 / 30165" sayılı dosya incelenebilir. Benim kendisiyle asla hiçbir kişisel sorunum, hiçbir husumetim bulunmamasına, sadece usûlsüzlüklerini okurlarıma sunduğum için rahatsız olan Şüpheli Mustafa Şükrü Demirkanlı, 

asla zamanında çıkmayarak, resmî tiyatro kurumlarının programlarını gerektiği biçimde yayınlamadığı için, kurumların zarar etmesine neden olan Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'ni ve bu derginin İnternet ortamındaki uzantısı www.tiyatrodergisi.com.tr sitesini de aleyhime kullanmaktadır. Burada yaptığı yayınların birçoğu bana karşı yapılmış "HAKARET" ve "İFTİRA" içerikli yayınlardır. Yalnızca birkaç örnek vermek gerekirse:

http://tiyatrodergisi.com.tr/detay.php?hng=3794

http://tiyatrodergisi.com.tr/detay.php?hng=3810
http://tiyatrodergisi.com.tr/detay.php?hng=3811
http://tiyatrodergisi.com.tr/detay.php?hng=3850
http://tiyatrodergisi.com.tr/detay.php?hng=3858
http://tiyatrodergisi.com.tr/detay.php?hng=3860
http://tiyatrodergisi.com.tr/detay.php?hng=3861
http://tiyatrodergisi.com.tr/detay.php?hng=3862
http://tiyatrodergisi.com.tr/detay.php?hng=3863
http://tiyatrodergisi.com.tr/detay.php?hng=3869
http://tiyatrodergisi.com.tr/detay.php?hng=3875
http://tiyatrodergisi.com.tr/detay.php?hng=3876
http://tiyatrodergisi.com.tr/detay.php?hng=3888

Şüpheli Mustafa Şükrü Demirkanlı, 29 Ağustos 2013 günü "H. Hilmi Bulunmaz, Kendi Anlatımına Göre 'Kaçakçıymış!..'" başlığıyla yeni bir "HAKARET" ve "İFTİRA" haber metni(!) yazarak, okurlarına tek yanlı bir biçimde sunmuştur. Sadece tek yanlı yayıncılık anlayışıyla, okurlarını da üzerime kışkırtan Şüpheli Mustafa Şükrü Demirkanlı, Nisan 2009 tarihinde de tam tamına "1100 KİŞİLİK ENTELEKTÜEL LİNÇ KAMPANYASI ÖRGÜTÜ" oluşturup, zor durumda kalmama neden olmuştur. Bu kampanyayla asla yetinmeyen Şüpheli Mustafa Şükrü Demirkanlı, 1100 arkadaşlarıyla birlikte, benim hakkımda birçok soruşturma, kovuşturma ve muhakeme süreci başlatmıştır. Birçoğunda başarısız olsa bile, benim düşünce, davranma, sanat yapma, topluma yarar sağlama yönündeki çalışmalarımı bozarak dezenforme etmeye çalışan Şüpheli Mustafa Şükrü Demirkanlı, bu yöndeki kötücül eylemlerini sürdürmektedir. Aşağıda anlatacağım...


Şüpheli Mustafa Şükrü Demirkanlı, "H. Hilmi Bulunmaz'ın kendi sitesindeki açıklamasından öğrendiğimize göre 'altın ve vergi kaçakçısı'ymış." diyebilmektedir. Benim, "altın ve vergi kaçakçısı" olduğum hiçbir yargı mercii tarafından saptanamamasına karşın, benim "başka bir amaçla" yazdığım imgesel bir yazıyı sözüm ona bir kaynak göstererek, okurlarına sunup, günlerce okutabilen Şüpheli Mustafa Şükrü Demirkanlı, maddî - manevî tazminat hakkım saklı kalmak üzere, "KAMU DÂVÂSI" ile muhakeme edilmeyi hak ediyor. Şüpheli Mustafa Şükrü Demirkanlı tarafından yapılabilen kışkırtıcı yayın, bana üzüntü vermiş ve olağan yaşantımı altüst etmiştir.


"Sürekli olarak tiyatro insanlarına yönelik hakaretamiz yayınlarıyla kendisini var eden, Coşkun Büktel'in yakın arkadaşı olan ve asıl mesleği Elmas Kalemleri Uluslararası Tacirliği ve Kuyumculuk olan H. Hilmi Bulunmaz'ın kendi sitesindeki açıklamasından öğrendiğimize göre 'altın ve vergi kaçakçısı'ymış." diyerek tam kırk bir yıldır içinde bulunduğum tiyatro dünyasına beni yanlış tanıtan Şüpheli Mustafa Şükrü Demirkanlı, bu tavrıyla, "yargısız infaz" uygulamaktadır... Kendi ile eşi Gülhan Avşar Demirkanlı hakkında tam sekiz (8) dâvâyla karşı çıktığım (beş "KAMU DÂVÂSI" ve üç "MANEVÎ TAZMİNAT DÂVÂSI" ile yargılattığım) Şüpheli Mustafa Şükrü Demirkanlı, suçluluk psikolojisi içerisinde bulunmasına karşın, beni suçlayarak, bu psikolojiden sıyrılmak istiyor... Ben, kendisinin nasıl bir suç batağında olduğunu bildiğim için hoşgörülü davranıyorum. Şüpheli Mustafa Şükrü Demirkanlı, yaptığı bu yayınla, tâbiri câizse, bardağı taşırdı...


 Şüpheli Mustafa Şükrü Demirkanlı, bu yazıda hiç çekinmeden, "HAKARET" ve "İFTİRA" suçunu düşünmeyip şunları söylemiştir:


"Tiyatro yayınlarına yönelik gerçek dışı yayınlarıyla tanınan, her söyleminde 'tüyü bitmemiş yetimin hakkını savunuyorum.' diyen Bulunmaz Kuyumculuk'un sahibi H. Hilmi Bulunmaz, vergi kaçırmaya yönelik altın satışlarını ve tahsilatlarını kurye ile gerçekleştiriyormuş. Kuyumculuğun 'yasal olmayan ticari yanı bulunması' nedeniyle diyerek, tüm kuyumcu esnafını da zan altında bırakan H. Hilmi Bulunmaz, bu güne kadarki servetinin ipuçlarını da itirafname gibi kurgulamış olduğu yazısında açıklamış."


Oysa, sadece bu paragrafta birçok "HAKARET SUÇU" ve "İFTİRA SUÇU" içeriği bulunmaktadır. Benim, tüm tiyatro yayınlarına yönelik gerçek dışı yayınlarla tanınan biri olduğumu kanıtlayabilmek için, asla emek harcamayan Şüpheli Mustafa Şükrü Demirkanlı, çalakalem yazdığı karalamacı yazısında, karakuşi yöntemlerle bana "HAKARET" etmekte, "İFTİRA" atmaktadır. Ben elli yıldır kuyumculuk piyasasında bulunan bir insan olduğumdan bunun yanı sıra da genel olarak sanatçı, özel olarak yazar olmam nedeniyle kuyumcu sektöründeki sorunlara da değinen biriyim. Düzensiz yayınlanan "KUYUMCU DÜNYASI" adlı gazetenin sahibi ve başyazarı olduğum için, kuyum sektörü sorunlarına da değiniyorum... Gazetemi öğrenmek için Basın-İlân Kurumu'na yazı yazabilirsiniz. Ben, kuyum sektöründeki altın taşımacılığı sorununu da gündeme getirirken, kendi altınım anlamına konulardan bahsetmedim. Benim, bir gram bile altınım yok. Olmayan bir şeyi varmış göstermek ve bu konuda suçlamada bulunmak TCK / "SUÇ UYDURMA SUÇU" 

maddesine girer. Bu da, Türk Ceza Kanunu'nun 271. Maddesi içeriğini oluşturur. Her ne kadar, yetkili makama ihbar edilmemiş olsa da, basın yoluyla yapılan bu eylem, TCK'nun 271. Maddesi içeriğindedir. Benim ne kadar servetim olduğu Şüpheli Mustafa Demirkanlı'yı asla hiç ilgilendirmese de, madem ki kendisi ilgilendi, mevzuat elverirse, yasal olarak bu durum saptandığında, bana "İFTİRA" attığı kanıtlanacaktır.

Şüpheli Mustafa Şükrü Demirkanlı, aynen şunları da söyleyerek, bana "HAKARET" etme, "İFTİRA" atma cesareti gösterebilmektedir:


"Daha önce de 'Özel Tiyatrolara Devlet Desteği'nden yararlanan tiyatrolara yönelik kabından mama yiyen köpek fotografını kullanarak, tiyatrolara 'Çanak Yalayıcılar' diye hakaret eden Bulunmaz'ın da aynı destekten yıllarca yararlandığı ortaya çıkartılmıştı. Aynı destekten kendisi de yararlanmış olmasına rağmen, bugün kendisi yararlanamadığı için özel tiyatrolara akıl almaz hakaretamiz yayınlar yapmaktadır."


Ben, özel tiyatrolara yönelik olarak hakaret güdüsüyle hareket eden biri olsam, özel tiyatro sahipleri, işçileri benim hakkımda suç duyurusunda bulunarak, aynı zamanda hukuk dâvâları bile açabilirlerdi. Sözüm ona, "benim hakaret ettiğim kişiler" durumdan rahatsız değil; kendisini asla ilgilendirmemesine, kendisi kesinlikle özel tiyatro sahibi olamayacağı kanıtlanmış olmasına karşın, Şüpheli Mustafa Şükrü Demirkanlı, göz göre göre, bana karşı "HAKARET SUÇU", "İFTİRA SUÇU" ve "SUÇ UYDURMA SUÇU" işleme cüretinde bulunmaktadır. Ben bir sanatçıyım ve benim gerecim imgedir. İmgesel bir dille yazılmış bir yazı, imgesel bir dille eleştirilebilir. Bana karşı suç işleme güdüsüyle hareket eden Şüpheli Mustafa Şükrü Demirkanlı, yasalarla durdurulacak gizilgüç suçlu olmanın ötesine geçerek kısıtlanmayı hak etmeye başladı.


Şüpheli Mustafa Şükrü Demirkanlı, kendisi hakkında herhangi bir soruşturma yürütülemeyeceğini, kovuşturmaya gidilemeyeceğini ve muhakemede bulunulmayacağını garanti etmiş gibi büyük bir rahatlık içerisinde, hiçbir tereddüt yaşamadan rahatlıkla şunları söyleyebiliyor:


"H. Hilmi Bulunmaz, kısa sürede uluslararası ticaret yapabilir noktaya taşıdığı şirketinin geçmişindeki gayri resmi ticaret faaliyetini şöyle açıklıyor: 'kuyumculuğun 'yasal olmayan ticari yanı bulunması' nedeniyle, zaman zaman küçük paraları yollayabiliyorduk. Hatta, işin açıkçası altın bile yolladığımız oluyordu.'" 


Halbuki, kendisi biraz olsun hukuka saygılı, yasalara hürmetli biri olsa, bu sözlerin hiçbirini etmeye kesinlikle cesaret edemez... Kuyumculuk sektörünün yakıcı sorunlarını irdelemek, Şüpheli Mustafa Şükrü Demirkanlı'ya göre, gayrimeşru, illegal, yasadışı iş yapmak anlamına gelebiliyor. Kendisi, hiçbir zaman için zamanında, her ayın tam birinde yayınlanmamasına karşın, reklâm (PARA) alabildiği resmî kurumların oyun programlarını gecikerek, günler, hattâ bâzen haftalar ve seyrek de olsa aylar sonra yayınlamasına karşın, resmî kurumlardan usûlsüz bir biçimde reklâm (PARA) alarak hayatını sürdüren Şüpheli Mustafa Şükrü Demirkanlı'nın yayınladığı Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'nin geç yayınlandığını, aşağıda sunduğumuz tanıklara sorabileceğiniz gibi, aynı zamanda, resmî kurum yöneticilerine tek tek (Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Mustafa Kurt'a, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sanat Yönetmeni Hilmi Zafer Şahin'e, Kocaeli Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Veysel Sami Berikan'a ve daha birçok insana) sorabilirsiniz.


Şüpheli Mustafa Şükrü Demirkanlı, yavuz hırsız ev sahibini bile bastırır mantığıyla hareket edip, kendileri hakkında açtığım sekiz dâvâyı gözlerden saklayıp, benim tiyatro kamuoyu nezdinde yanlış tanınmama neden olmaktadır. Bu yanlış tutum da bağışlanabilir bir durum değildir.


Şüpheli Mustafa Şükrü Demirkanlı, okurlarını aldatarak, onlara kabahatli, yanlı ve yanlış bilgi verip, benim karalanmama neden olmak istercesine aşağıdaki "İFTİRA" içeren şaşırtıcı sözleri söylemektedir:


"Gayri resmi 'kayıt dışı' ticaret yaparken kurye tarafından parasının çalındığı iddiasında bulunurken, şirketini de bu kadar kısa zamanda nasıl büyüttüğünün açıklamasını yapmış oluyor."


Beni kaçakçı, üçkağıtçı, hile yapan, devleti aldatan biri gibi göstermeye yeltenen şahıs Şüpheli Mustafa Şükrü Demirkanlı'nın "ASILSIZ İHBARCI" olduğunu öğrenmek için, yukarıda "soruşturma ve karar" numaralarını verdiğim "Özel Soruşturma Bürosu" belgeleri incelenmek için istenebilir. İhbarda bulunan adı geçen şahıs, tiyatroya, ülkemize ve devlete zarar vermektedir. Bu nedenle de, bir ân önce yargılanmalıdır.


Şüpheli Mustafa Şükrü Demirkanlı, sürekli bir biçimde yineleme yöntemine başvurarak, okurların gözünde beni itibarsızlaştırmaktadır... "MANEVÎ TAZMİNAT DÂVÂSI" açma hakkım saklı kalmak üzere, bu şahsın ivedilikle yargılanmasını istiyorum... Bakınız neler söylüyor:


"Altınları, gayri resmi olarak kurye kanalıyla sevk eden, tahsilatlarını da kurye aracılığıyla gerçekleştiren Bulunmaz Kuyumculuk'un sahibi H. Hilmi Bulunmaz'ın uluslararası ilişkileriyle ilgili daha kapsamlı bilgiye ulaşılamadı…"


Ben, www.bulunmaz.com adlı ticaret web sitemizde, İstanbul Ticaret Odası, İhracatçılar Birliği ve Ekonomi Bakanlığı gibi resmî kurumlarla yaptığım ilişkilerde her şeyi belgeliyorum. Yine, Nuruosmaniye Vergi Dairesi, Malî Müşavir Ali Yılmaz'da belgelerimizin tamamı "TEMİZ" içeriklidir. Şüpheli Mustafa Şükrü Demirkanlı, yaptığı bu yayın ve bundan önceki saptırıcı yayınlar nedeniyle derhal yargılanmalıdır. Bu nedenle hakkında "KAMU DÂVÂSI" açılmalıdır. Bana "HAKARET" ettiği, "İFTİRA" attığı, "SUÇ UYDURMA SUÇU" oluşturduğu için ilgili yasa maddelerinden (TCK 125., 267. ve 271.) cezalandırılmalıdır. Gereğinin yapılmasını saygılarım arz ve talep ederim. 02/09/2013


MÜŞTEKİ

HÜSEYİN HİLMİ BULUNMAZ

***


Şüpheli Mustafa Şükrü Demirkanlı'nın ve Demirkanlı Ailesi'nin ("ENTELEKTÜEL VE HUKUKSAL LİNÇ KAMPANYASI" adlı sürece dâhil ederek) yönlendirdiği kişilere karşı açtığım şu dâvâlar var:


İSTANBUL 2. SULH CEZA MAHKEMESİ - 2012/663

İSTANBUL 2. SULH CEZA MAHKEMESİ - 2013/523
İSTANBUL 12. SULH CEZA MAHKEMESİ - 2013/664
İSTANBUL 22. SULH CEZA MAHKEMESİ - 2013/551
İSTANBUL 27. SULH CEZA MAHKEMESİ - 2012/943
İSTANBUL 24. ASLİYE CEZA MAHKEMESİ - 2013/201
İSTANBUL 6. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ - 2012/481
İSTANBUL 23. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ - 2013/205
İSTANBUL 23. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ 2013/230
İSTANBUL 24. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ - 2013/205

Demirkanlı'nın ve onların yönlendirdiklerinin açtığı dâvâlar:


İSTANBUL 1. SULH CEZA MAHKEMESİ - 2010/8930 

İSTANBUL 2. SULH CEZA MAHKEMESİ
İSTANBUL 3. SULH CEZA MAHKEMESİ - 2010/8
İSTANBUL 7. SULH CEZA MAHKEMESİ - 2011/217
İSTANBUL 12. SULH CEZA MAHKEMESİ
İSTANBUL 15. SULH CEZA MAHKEMESİ - 2012/899
İSTANBUL 27. SULH CEZA MAHKEMESİ - 2013/166
İSTANBUL 28. SULH CEZA MAHKEMESİ - 2011/469
İSTANBUL 35. SULH CEZA MAHKEMESİ - 2011/3131 
İSTANBUL 35. SULH CEZA MAHKEMESİ - 2011/3218
İSTANBUL 35. SULH CEZA MAHKEMESİ - 2013/268
İSTANBUL 35. SULH CEZA MAHKEMESİ
İSTANBUL 9. ASLİYE CEZA MAHKEMESİ -2010/337 
İSTANBUL 9. ASLİYE CEZA MAHKEMESİ - 2010/445
İSTANBUL 4. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ -  2010/278
İSTANBUL 10. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ - 2012/650 
İSTANBUL 20. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ - 2013/167 
İSTANBUL 21. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ - 2013/218
İSTANBUL 25. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ - 2013/78
KADIKÖY 1. ASLİYE CEZA MAHKEMESİ - 2010/236
ANADOLU 40. SULH CEZA MAHKEMESİ -  2013/854
KARŞIYAKA 3. SULH CEZA MAHKEMESİ - 2012/289
KARŞIYAKA 3. SULH CEZA MAHKEMESİ - 2011/536 
KARŞIYAKA 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ - 2012 / 597 
TRABZON 3. SULH CEZA MAHKEMESİ - 2012/256
MANİSA SOMA SULH CEZA MAHKEMESİ -  2011/578

Ayrıca karşılıklı olarak onlarca soruşturma (Bâzı örnekler):


İSTANBUL CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI - 2013/53606

İSTANBUL CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI - 2013/58063 
İSTANBUL CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI - 2013/72343
İSTANBUL CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI - 2013/88004
İSTANBUL CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI - 2013/102971
ANADOLU CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI - 2013/75791

TANIKLAR:

Coşkun Büktel
Ali Baba Türbe Sokak No: 13/8-9 Çemberlitaş Fatih / Tel: 212 513 47 32

Mehmet Cemalettin Bulunmaz

Ali Baba Türbe Sokak No: 13/8-9 Çemberlitaş Fatih / Tel: 212 513 47 32

29 Ağustos 2013 Perşembe

T.C.
İSTANBUL 
20. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ YARGIÇLIĞI'NA

DOSYA NO: 2013/167


Mahkemenizde bulunan dâvâ dosyasına duruşma günü verileceği zaman, aşağıdaki tarihleri göz önünde bulundurursanız sevinirim. Gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ve talep ederim. 29/08/2013


HÜSEYİN HİLMİ BULUNMAZ


KATILACAĞIM FUARLAR:

04 - 16 Eylül 2013  / Tayland - Hong Kong
08 - 22 Ekim 2013 / Endonezya
05 - 12 Kasım 2013 / Sırbistan
13 - 18 Kasım 2013 / Ukrayna
17 - 26 Ocak 2014 / İtalya

DURUŞMA GÜNLERİM:

05. 09. 2013 saat 10.10    İstanbul 27. Sulh Ceza Mahkemesi
02. 10. 2013 saat 10.00   İstanbul 35. Sulh Ceza Mahkemesi
23. 10. 2013 saat 10.10    İstanbul 35. Sulh Ceza Mahkemesi
24. 10. 2013 saat 10.17     İstanbul 2. Sulh Ceza Mahkemesi
25. 10 2013 saat 14.00     İstanbul 10. Sulh Ceza Mahkemesi
31. 10. 2013 saat 14.00    Anadolu 40. Sulh Ceza Mahkemesi

19. 11. 2013 saat 10.35     İstanbul 27. Sulh Ceza Mahkemesi


10. 12. 2013 saat 09.30   İstanbul 24. Asliye Ceza Mahkemesi

12. 12. 2013 saat: 10.10   İstanbul 6. Asliye Hukuk Mahkemesi
19. 12. 2013 saat: 10.20   İstanbul 2. Sulh Ceza Mahkemesi
23. 01. 2014 saat 11.50    İstanbul 22. Sulh Ceza Mahkemesi
23. 01. 2014 saat: 11.55   İstanbul 22. Sulh Ceza Mahkemesi

Günü belirlenmeyen  İstanbul 12. Sulh Ceza Mahkemesi

Günü belirlenmeyen  İstanbul 20. Asliye Hukuk Mahkemesi
Günü belirlenmeyen  İstanbul 21. Asliye Hukuk Mahkemesi
Günü belirlenmeyen  İstanbul 23. Asliye Hukuk Mahkemesi
Günü belirlenmeyen  İstanbul 23. Asliye Hukuk Mahkemesi
Günü belirlenmeyen  İstanbul 24. Asliye Hukuk Mahkemesi
Günü belirlenmeyen  İstanbul 25. Asliye Hukuk Mahkemesi
T.C.
İSTANBUL 
27. SULH CEZA MAHKEMESİ YARGIÇLIĞI'NA

DOSYA NO: 2013/166

5 Eylül 2013 Perşembe günü saat 10.10'da mahkemenizin duruşma salonunda ilk duruşması yapılacak olan dâvânın, bu ilk duruşmasında Tayland ve Çin'de bulunacağım için, bu duruşmaya katılamayacağım... Bulunmaz Kuyumculuk Yayıncılık Gösteri Sanatları Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nin Kurucusu ve Sahibi olduğum için, sürekli olarak ülke dışına çıkıyorum. İşimizin gereği, uluslararası fuarlara katılmak zorundayım. Aşağıda fuar günleriyle birlikte, duruşma günlerimi de aktarıyorum. Gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ve talep ederim. 29/08/2013

HÜSEYİN HİLMİ BULUNMAZ


KATILACAĞIM FUARLAR:
04 - 16 Eylül 2013  / Tayland - Hong Kong
08 - 22 Ekim 2013 / Endonezya
05 - 12 Kasım 2013 / Sırbistan
13 - 18 Kasım 2013 / Ukrayna
17 - 26 Ocak 2014 / İtalya

DURUŞMA GÜNLERİM:
02. 10. 2013 saat 10.00   İstanbul 35. Sulh Ceza Mahkemesi
23. 10. 2013 saat 10.10    İstanbul 35. Sulh Ceza Mahkemesi
24. 10. 2013 saat 10.17     İstanbul 2. Sulh Ceza Mahkemesi
25. 10 2013 saat 14.00     İstanbul 10. Sulh Ceza Mahkemesi
31. 10. 2013 saat 14.00    Anadolu 40. Sulh Ceza Mahkemesi

19. 11. 2013 saat 10.35     İstanbul 27. Sulh Ceza Mahkemesi


10. 12. 2013 saat 09.30   İstanbul 24. Asliye Ceza Mahkemesi

12. 12. 2013 saat: 10.10   İstanbul 6. Asliye Hukuk Mahkemesi
19. 12. 2013 saat: 10.20   İstanbul 2. Sulh Ceza Mahkemesi
23. 01. 2014 saat 11.50    İstanbul 22. Sulh Ceza Mahkemesi
23. 01. 2014 saat: 11.55   İstanbul 22. Sulh Ceza Mahkemesi

Günü belirlenmeyen  İstanbul 12. Sulh Ceza Mahkemesi

Günü belirlenmeyen  İstanbul 20. Asliye Hukuk Mahkemesi
Günü belirlenmeyen  İstanbul 23. Asliye Hukuk Mahkemesi
Günü belirlenmeyen  İstanbul 23. Asliye Hukuk Mahkemesi
Günü belirlenmeyen  İstanbul 24. Asliye Hukuk Mahkemesi

Günü belirlenmeyen  İstanbul 25. Asliye Hukuk Mahkemesi

28 Ağustos 2013 Çarşamba

Bakırköy Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilmek üzere

İSTANBUL CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI'NA


Soruşturma No: 2013/102971
Karar No: 2013/46282

KONU: Şüpheli Avukat Burhan gün hakkında "İFTİRA SUÇU" (TCK 267) nedeniyle "KAMU DAVASI" açtırmak için suç duyurusunda bulunmama karşın, Sayın Savcı Hüseyin Aslan'ın, "KAMU DAVASI" açılmaması için "KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA DAİR KARAR" vermesini hukuka, içtihata, kanuna, mevzuata, yasaya aykırı bulduğumdan, mahkemeniz nezdinde itirazda bulunma talebimdir.

1 - Türkiye'nin en ünlü tiyatro profesörü Özdemir Nutku, "Theope" adlı tiyatro oyununun yazarı Coşkun Büktel’e "DEVLET TİYATROLARI REPERTUVAR KURULU"nda çok önemli ve yaralayıcı bir iftira attı.

2 - Prof. Dr. Özdemir Nutku'nun Büktel'e attığı iftiraya karşı çıktım...

3 - Başta Prof. Dr. Özdemir Nutku, (Gülhan Avşar Demirkanlı, Mustafa Şükrü Demirkanlı ve Prof. Dr. Nurhan Tekerek'in vekilliğini yasaları zorlayarak yürütmesi nedeniyle) Avukat Burhan Gün olmak üzere, tam 1100 kişi, benimle birlikte Coşkun Büktel hakkında, İnternet ve basılı yayın organlarının olanaklarını sınırsızca kullanarak bir "ENTELEKTÜEL VE HUKUKSAL LİNÇ KAMPANYASI" başlattı (Tüm olumsuzluğuna karşın, Avukat Burhan Gün, kendine zor da olsa hâkim olarak, bu kampanyaya imza atmamayı başarabilmiştir.) Bu ilginç kampanyayla birlikte başlayan onlarca dâvâ, yıllardır İstanbul Adalet Sarayı başta olmak üzere, birçok mahkemede sürüyor. Bu davalardan ilkini bana karşı başlatan Ömer Faruk Kurhan, iddiaları asılsız olduğu için, doğal olarak, onun başlatmış olduğu bu dâvâ, benim "BERAAT" etmemle sonuçlandı. (Bakınız: İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesi Dosya No: 2010/8) Mustafa Şükrü Demirkanlı'nın, Türk Ceza Kanunu'nun 301. ve 125. maddelerine (DEVLETİN YARGI ORGANLARINI ALENEN AŞAĞILAMA - HAKARET) dayandırarak, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Özel Soruşturma Bürosu'na yaptığı "ASILSIZ İHBAR" sonucu aklandım. (Bakınız: Soruşturma No: 2013/72962 - Karar No: 2013/30165) Bunun yanı sıra, Avukat Burhan Gün'ün şikâyeti üzerine hazırlanan 2010/337 Sayılı "KAMU DÂVÂSI" Dosyası da, benim herhangi bir ceza almamı sağlamadan "dondurulmuştur"...

4 - Şüpheli Avukat Burhan Gün için suç duyurusunda bulunduğum dosyayla (Soruşturma No: 2013/102971) Şüpheli Prof. Dr. Özdemir Nutku dosyasının birbirleriyle, neden-sonuç ilişkisi bağlamında benzerlikleri vardır. Hemen hemen aynı yada benzer, bağlam yakınlığı bulunan gerekçelerle hakkında suç duyurusunda bulunduğum Şüpheli Prof. Dr. Özdemir Nutku’ya ait 2012/129622 soruşturma numaralı dosya, Sayın Savcı Hüseyin Yavaş tarafından işleme konmuştur.

5 - Beni, bence gereksiz yere şikâyet edip, benim hakkımda bu konuyla ("ENTELEKTÜEL VE HUKUKSAL LİNÇ KAMPANYASI" ile) ilgili olarak bana karşı dâvâ açarak (ki ben de, şimdiye dek "ADLİYEYİ GEREKSİZ YERE MEŞGÛL ETMEKTEN ÇEKİNDİĞİMDEN AÇMAMIŞ OLDUĞUM DÂVÂLARI", nefsî müdafaa hakkımı kullanmak zorunda kaldığım için, açmaya başladım ve Seval Deniz Karahaliloğlu nedeniyle hakkımda açılan "KAMU DAVASI" sonucunun gelmesiyle birlikte Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne şikâyet etmek üzereyim), benim "bütün zamanımı" alan bazı kişiler ve bu kişilerle ilgili dâvâ dosyalarını, sadece bilgi edinmeniz ve "tikel hukuk" yerine, neden-sonuç ilişkisine dayanan "tümel hukuk" ile düşünmenizi arzu ediyorum:

KİŞİLER ve DOSYALAR:

Avukat Burhan Gün - İstanbul 9. Asliye Ceza Mahkemesi 2010/337

Eyyüp Fırat Kuyurtar - İstanbul 15. Sulh Ceza Mahkemesi 2012/899 D. İş - İstanbul 21. Asliye Hukuk Mahkemesi 2013/218 - İstanbul 25. Asliye Hukuk Mahkemesi 2013/78

Gülhan Avşar Demirkanlı - İstanbul 24. Asliye Ceza Mahkemesi 2013/201 ("İFTİRA SUÇU SANIĞI OLARAK YARGILANIYOR!" BU DOSYA İÇİN DE, İLK ÖNCE "KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA DAİR KARAR" VERİLMİŞ VE BU KARARA BAKIRKÖY NÖBETÇİ AĞIR CEZA MAHKEMESİ'NE İTİRAZ ETMEMİZ SONUCUNDA HAKLI BULUNDUĞUMUZ İÇİN YARGILAMA BAŞLAMIŞTI!), İstanbul 1. Sulh Ceza Mahkemesi 2010/8930, İstanbul 23. Asliye Hukuk Mahkemesi 2013/205

İsmail Can Törtop - İstanbul 2. Sulh Ceza Mahkemesi 2013/523 - İstanbul 23. Asliye Hukuk Mahkemesi 2013/230

Kemal Aydoğan - İstanbul 7. Sulh Ceza Mahkemesi 2011/217 ve İstanbul 35. Sulh Ceza Mahkemesi 2011/3218

Levent Çağlayan - Trabzon 3. Sulh Ceza Mahkemesi 2012/256

Avukat Mehmet Bozkır - Soma Sulh Ceza Mahkemesi 2011/578

Mustafa Şükrü Demirkanlı - İstanbul 35. Sulh Ceza Mahkemesi 2011/3131 - İstanbul 2. Sulh Ceza Mahkemesi 2012/663 - İstanbul 12. Sulh Ceza Mahkemesi 2013/664- İstanbul 22. Sulh Ceza Mahkemesi 2013/551 - İstanbul 27. Sulh Ceza Mahkemesi 2012/943 – İstanbul 6. Asliye Hukuk Mahkemesi 2012/481 - İstanbul 23. Asliye Hukuk Mahkemesi 2013/205

Nihat Haluk Bilginer - İstanbul - 7. Sulh Ceza Mahkemesi 2011/217 ve İstanbul 35. Sulh Ceza Mahkemesi 2011/3218

Prof. Dr. Nurhan Tekerek (Uludağ Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi) - İstanbul 9. Asliye Ceza Mahkemesi 2010/445 - 2010/337

Oyun Atölyesi - İstanbul 7. Sulh Ceza Mahkemesi 2011/217 ve İstanbul 35. Sulh Ceza Mahkemesi 2011/3218

Ömer Faruk Kurhan - İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesi 2010/8 - İstanbul 4. Asliye Hukuk Mahkemesi 2010/278 - İstanbul 27. Sulh Ceza Mahkemesi 2013/166, İstanbul 22. Sulh Ceza Mahkemesi - AYRICA "İFTİRA SUÇU" NEDENİYLE SAVCILIĞA SUÇ DUYURUSU Soruşturma No: 2013/88004

Avukat Reyhan Kayışlı - İstanbul 29. Sulh Ceza Mahkemesi 2013/397  D. İş. - İstanbul 20. Asliye Hukuk Mahkemesi 2013/167

Seval Deniz Karahaliloğlu - Karşıyaka (İzmir) 3. Sulh Ceza Mahkemesi 2011/536 ve 2012/289, Karşıyaka 1. Asliye Hukuk Mahkemesi 2012/597

Avukat Süleyman Anıl - İstanbul Anadolu 40. Sulh Ceza Mahkemesi 2013/854

Avukat Uğur Demirci Tosun - İstanbul 28. Sulh Ceza Mahkemesi 2011/469 D. İş

6 - Bana karşı başlatılan "ENTELEKTÜEL İFTİRA, LİNÇ VE SUÇ İŞLEMEK AMACIYLA ÖRGÜT KURMA KAMPANYASI" metni, birçok yayın organında yayınlandı. Bu kampanyanın başını çekenlerden biri de Gülhan Avşar Demirkanlı, Mustafa Şükrü Demirkanlı, Prof. Dr. Nurhan Tekerek'in vekilliğini yasaları zorlayarak, dâvâ dilekçelerinde ve duruşmalarda bence usûle aykırı davranarak hukukî eylemlerde bulunduğu, yani benim "İFTİRACI" olduğum iddiasını içeren bir "KAMPANYA" başlatanları aklamak için uğraştığı için, kendisi, "İFTİRA SUÇU" nedenleriyle yargılanmalıdır. Gereğinin yapılmasını arz ve talep ederim. 29.08.2013

ŞİKÂYETÇİ

HÜSEYİN HİLMİ BULUNMAZ
T.C.
İSTANBUL
25. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ YARGIÇLIĞI'NA

ESAS NO: 2013/78

Duruşmalarımın ve iş gezisi programımın aşırı yoğun olması nedeniyle, 16 Ağustos 2013 Cuma günü bana postayla göndermiş olduğunuz "İLK TENSİP TUTANAĞI" içeriğinde bulunan "1 - Çıkartılacak davetiyeye 'Dâvâ dilekçesinin tebliğinden itibaren iki hafta içinde cevap dilekçesi vermeniz, ilk itirazlarınızı bildirmeniz, (Yetki-İşbölümü-Tahkim), süresi içinde cevap dilekçesi vermediğiniz takdirde, ilk itirazların ileri sürülemeyeceği ve HMK'nın 128. Maddesi uyarınca, Dâvâcının dâvâ dilekçesinde ileri sürdüğü vâkıaların tamamını inkâr etmiş sayılacağınız tebliğ olunur' biçiminde meşruhat yazılmasına," yaptırımına, çok istememe karşın, bir türlü olumlu yanıt veremedim. Bu nedenle, makamınızdan ek süre isteminde bulunuyorum. Gereğinin yapılmasını arz ve talep ederim. 29/08/2013

HÜSEYİN HİLMİ BULUNMAZ


DURUŞMALARIMIN YOĞUNLUĞU:

05 Eylül 2013 saat 10.10           İstanbul 27. Sulh Ceza Mahkemesi
02 Ekim 2013 saat 10.00          İstanbul 35. Sulh Ceza Mahkemesi
23 Ekim 2013 saat 10.10           İstanbul 35. Sulh Ceza Mahkemesi
24 Ekim 2013 saat 10.17           İstanbul 2. Sulh Ceza Mahkemesi
25 Ekim 2013 saat 14.00          İstanbul 10. Sulh Ceza Mahkemesi
31 Ekim 2013 saat 14.00          Anadolu 40. Sulh Ceza Mahkemesi
19 Kasım 2013 saat 10.35        İstanbul 27. Sulh Ceza Mahkemesi
10 Aralık 2013 saat 09.30        İstanbul 24. Asliye Ceza Mahkemesi
12 Aralık 2013 saat 10.10         İstanbul 6. Asliye Hukuk Mahkemesi
19 Aralık 2013 saat 10.20        İstanbul 2. Sulh Ceza Mahkemesi
23 Ocak 2014 saat 11.50          İstanbul 22. Sulh Ceza Mahkemesi
23 Ocak 2014 saat 11.55          İstanbul 22. Sulh Ceza Mahkemesi

Duruşma günü belirlenmeyenler:
İstanbul 12. Sulh Ceza Mahkemesi
İstanbul 20. Asliye Hukuk Mahkemesi
İstanbul 21. Asliye Hukuk Mahkemesi
İstanbul 23. Asliye Hukuk Mahkemesi
İstanbul 23. Asliye Hukuk Mahkemesi
İstanbul 24. Asliye Hukuk Mahkemesi

İŞ GEZİLERİMİN YOĞUNLUĞU:
04 - 16 Eylül 2013  / Tayland - Hon Kong
08 - 22 Ekim 2013 / Endonezya
05 - 12 Kasım 2013 / Sırbistan
13 - 18 Kasım 2013 / Ukrayna
17 - 26 Ocak 2014 / İtalya

24 Ağustos 2013 Cumartesi

Bulunmaz, ÇAKMA MÜTALÂACI Üstün Akmen'e betonda ot yolduruyor!

1100 KİŞİLİK "ENTELEKTÜEL VE HUKUKSAL LİNÇ KAMPANYASI" ruhanî lideri Üstün Akmen, "06/05/2013" tarihli bir "MÜTALÂA" hazırlayarak, mahkemeye sunmuştur. Hiçbir net ve somut tutamağı bulunmayan bu metin, hukukî dayanaktan yoksun, çala kalem yazılmış, karakuşi bir sayıklamadan bir milim ileriye gidemeyen, ham hayâl ürünü boş bir metindir. Gayet net ve oldukça somut olay ve olgular yerli yerinde dururken, gerçeklikle hiçbir ilgisi bulunmayan düşsel gerçeklere yönelen "LİNÇ LİDERİ" Üstün Akmen, kendisinin planlayıp programladığı "LİNÇ KAMPANYASI" geri tepince, "HUKUKSAL LİNÇ KAMPANYASI" sürecinde "sahaya ilk sürdüğü kişi" olan Ömer Faruk Kurhan'ın "Boğaziçi Üniversitesi Çevresinden Delediği LİNÇ İmzacıları" borcu nedeniyle, Ömer Faruk Kurhan ve onun usûl bilmez, bir tek dilekçeyi bile yazmasını bilmediği için İstanbul 15. Sulh Ceza Mahkemesi Yargıcı tarafından "REDDEDİLEN" dilekçeye sahip olan Eyyüp Fırat Kuyurtar adlı avukatın ikna etmesiyle evlere şenlik bir mütalâa yazabilmiştir. Bu mütalâada bir düşünce netliği, kurgu bütünlüğü bulunmadığı için, öyle tahmin ediyorum ki, bu mütalâa, ya Ömer Faruk Kurhan yada Eyyüp Fırat Kuyurtar tarafından kaleme alınmış izlenimi veriyor. "LİNÇ LİDERİ" Üstün Akmen'in yazıp yazmadığını saptamak için bir "BİLİRKİŞİ RAPORU" hazırlamaktan başka bir çare düşünemiyorum. Gerçi, "LİNÇÇİ LİDERİ" bilirkişilere karşı son derecede düşmanca bir tutum geliştirmiş olsa da, bir "BİLİRKİŞİ RAPORU", bu anlamsız mütalâanın kim yada kimler tarafından yazıldığını ortaya koyabilecektir. Şimdi gelelim, anlamsız, düzeysiz, gereksiz mütalâanın karşı savını yazmaya. Mütalâayı, kılı kırka yararak eleştirirken, diyalog yönteminden yararlandım. Evet, "LİNÇ LİDERİ" Üstün Akmen'in anlamsız mütalâasını ağır ağır değerlendirelim:

Üstün Akmen - Sayın Ömer Faruk Kurhan tarafımıza başvurarak davalı Hüseyin Hilmi Bulunmaz'la aralarında İstanbul 4. Asliye Hukuk Mahkemesi 2010/278 Esas sayılı dosyasından devam etmekte olan hakarete dayalı manevi tazminat davasında konu olmuş uyuşmazlıkla ilgili olarak görüşümü talep etmiş olup kendisini tiyatro üzerine çeşitli inceleme, yorum ve üretimleriyle tanıdığımız Ömer Faruk Kurhan'ın dava konusu ve kamuoyu nezdinde kendisini taciz etme ve hakaret hedefli olduğunu düşündüğü yayınla ilgili mahkemeye sunulmak üzere tarafımızdan görüş istemesi tarafımızdan kabul görmüş ve aşağıdaki incelememiz Sayın Mahkemeniz takdirine sunulmuştur.

Hilmi Bulunmaz - "LİNÇ LİDERİ" daha yazısına başlar başlamaz, eşitlik ilkesini "es" geçerek, Ömer Faruk Kurhan'a "Sayın" derken, bana sadece "davalı" diyor. Üstün Akmen, bir tabela örgütü olmaktan ileri gidemeyen Tiyatro Eleştirmenleri Birliği'nin başkanı bulunmasına karşın, henüz yazı yazabilme yeteneğine erişememiş biri olarak, "dâvâlı" sözcüğünü "davalı" diye yazarak, sanki "dava" diye bir yerleşim yeri varmış ve ben de o yerleşim yerinde doğan yada oturan biriymişim gibi, bana "davalı" olarak sesleniyor. Ben, hayatı ve sanatı kılı kırka yararak yaşayan biri olarak, sadece bu davranıştan bile rahatsızlık duyabilen nazik bir kişiyim. Oysa "LİNÇ LİDERİ" Üstün Akmen, argo konuşmayı bir meslek hâline getirdiği için, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a "PADİŞAH" ve Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik'e de "KÜLTÜR PRENSİ" diye seslenecek kadar düzeysiz ve yine Kültür ve Turizm Bakanı'na "EY KÜLTÜRÜMÜN BAKANI!" diyerek açık açık "HAKARET" ederek, "HAKARET SUÇU" işlemektedir. Yazdığı her yazıda birkaç tane suç ögesi bulunan Üstün Akmen, yazıp mahkemeye sunduğu mütalâada da hukuksuz, kanunsuz, karakuşi bir söylem geliştirerek, mahkemeyi de olumsuz yönde etkilemeyi başarmış bir kişidir. Bence, ADLİYEYİ GEREKSİZ YERE MEŞGÛL ETME suçunu işleyen Üstün Akmen, bunun yanı sıra, bana "HAKARET SUÇU" yüklemeye çalışan çakma bir savcı edasıyla, benim özlük haklarıma zarar vermektedir. Mütalâada baştan aşağı "İFTİRA SUÇU" (TCK 267) işleyen Üstün Akmen, savcıyı, yargıcı etkilemek için, sadece kendi kişisel olanaklarını değil, bir tüzükle yasalara uymak zorunda bulunmasına karşın, hiçbir zaman için yasaların nesnelliğine asla ve kesinlikle uymayan, uymak istemeyen, uymamak için ayak direten Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Yönetim Kurulu Üyeleri'ni de kafaya alarak, bu mütalâanın altına, hiçbir yetkisi bulunmamasına karşın, yasaları ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin yasama gücünü hiçe sayarak, dernek kaşesini âdeta bir "PADİŞAH" rahatlığıyla kullanabilmiştir.

Türkiye tiyatrosunda nüfuzunu, bana ve benimle birlikte tiyatro yazarı Coşkun Büktel'e karşı bir kampanya düzenleyen Üstün Akmen, bu kampanyanın istediği sonucu vermemesi, yani benim ve benimle birlikte Coşkun Büktel'in sanatsal ifade olanaklarımızın ilga ve imhâ edilmesini sağlayamama sonucu, iyice zıvanadan çıkarak, "ENTELEKTÜEL LİNÇ KAMPANYASI ÖRGÜTÜ" üyelerini, birer ikişer "HUKUKSAL LİNÇ KAMPANYASI" sürecine dahil etmiştir. Başta Ömer Faruk Kurhan olmak üzere, bu ülken halkının yararına değil, Batılı değerlerin ülkemizdeki insanî ilişkileri zedelemesi için tiyatroyu bir araç olarak kullananları üzerime salmıştır. İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesi'ndeki 2010/8 dosya numaralı dosyadan "BERAAT" etmeme ve daha sonra 3. YARGI PAKETİ nedeniyle vücut bulan 6352 Sayılı Yasa gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılması cihetine gidilen uygulamanın, sanki benim ceza almışım izlenime yönlendirilerek, "BİR SUÇTAN İKİ KEZ MAHKÛM OLMAM SONUCU" oluşturulmaya çabalanmaktadır. Oysa bu tavır bile, bana karşı işlenmiş bir suç olmakla birlikte, ADLİYEYE KARŞI İŞLENMİŞ SUÇTUR da...

"LİNÇ KAMPANYASI" lideri Üstün Akmen, başta Evrensel Gazetesi olmak üzere birçok yayın organında "HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜNE AYKIRI, HUKUKA KARŞIT YAZILAR YAZARKEN", sanki kendisi hukuk felsefecisiymiş gibi, İnternet çöplüğünde görmüş olduğu hukuk düzeysizliklerinin yararlanarak, sözüm ona hukukî bir dağarcık edinmiş izlenimi vererek, "DAVA KONUSU OLAY" başlığıyla, gayet anlaşılmaz, son derecede soyut, hiçbir içerik içermeyen sözlerle, mahkemenin gidişatını, "ENTELEKTÜEL VE HUKUKSAL LİNÇ KAMPANYASI" imzacısı Ömer Faruk Kurhan'dan yana ağdırmak istemektedir.

Üstün Akmen - Tiyatro alanında çalışmalar yürüten Ömer Faruk Kurhan hakkında "tiyatroyun" adlı tiyatro haber paylaşım blog sayfası yöneticisi Hüseyin Hilmi Bulunmaz arasında Sayın Mahkeme'de devam etmekte olan davada, Hüseyin Hilmi Bulunmaz ile birlikte sohbet ettiği, işçi olarak tanımlanan Mehmet Şahin isimli şahıslar bir video kaydı oluşturarak, bu videoyu adı geçen tiyatro haber blogunda yayınlamışlardır.

Hilmi Bulunmaz - Tam tamına 1100 kişilik tiyatro karşıtının imzaladığı "ENTELEKTÜEL LİNÇ KAMPANYASI" metnini örgütleyen Üstün Akmen, bu konuda kendisine şaşırtıcı derecede yardım ve yataklık eden Boğaziçi Üniversitesi çevresinden Ömer Faruk Kurhan'ın hiçbir ciddî ve önemli tiyatro yapıtı bulunmamasına karşın, bu LİNÇ imzacısı şahsı "Tiyatro alanında çalışmalar yürüten" olarak tanıtıp, yürümekte olan "BERAAT" kararını karartmaya çabalıyor. 3. Yargı Paketi nedeniyle kabul edilen 6352 Sayılı Yasa'nın içeriği tam olarak sindirilmeden, Yargıtay tarafından neredeyse genellemeci bir mantıkla, bu yasaya uygun dosyalara "HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI" gibi bir yaklaşım söz konusuyken, sanki, "BERAAT" kararı nesnel gerçekliğini yitirmiş gibi bir izlenim oluşturan "LİNÇ KAMPANYASI" lideri Üstün Akmen, Tiyatro Eleştirmenleri Birliği'nin de, "ENTELEKTÜEL VE HUKUKSAL LİNÇ KAMPANYASI" sürecine destek verdiğinden hiç bahsetmeyerek, bu örgütün, mevzuata aykırı bir biçimde, iki ciddî ve önemli sanatçıyı (Coşkun Büktel ile Hilmi Bulunmaz) çalışamaz durumuna getirmesi, başlı başına toplumsal ve hukukî bir suçtur. Bu konunun da göz önünde bulundurulup, Tiyatro Eleştirmenleri Birliği "KAŞESİ" ile hazırlanan "MÜTALÂA" kılı kırka yarılarak ele alınmalıdır.

Ben, "LİNÇ KAMPANYASI" lideri Üstün Akmen'in iddia ettiği gibi, sadece "'tiyatroyun' adlı tiyatro haber paylaşım blog sayfası yöneticisi" değilim. Ben, sekiz yaşından bu yana emekçilik yapan, on beş yaşından bu yana sanatla uğraşan, on yedi yaşından bu yana tiyatro sanatıyla uğraşan, yirmi yaşından bu yana şairlik yapan, daha sonraları sanatın birçok alanında ürünler verip, kitaplar yayınlayan, resim sergileri açan, yüz civarında tiyatro oyunu yöneten, onlarca tiyatro oyunu yazıp, binlerce oyuncu yetiştiren, 1 Mayıs 1989 tarihinden bu yana Bulunmaz Tiyatro - İstanbul Kurucusu, Genel Sanat Yönetmeni ve Sahibi olarak, sadece Türkiye'de değil, dünyanın birçok ülkesinde tanınan önemli bir sanatçıyım. Sanatta hiçbir başarıya imza atamamış Ömer Faruk Kurhan'ı yücelterek, beni sözüm ona ayaklar altına almaya çalışan Üstün Akmen, 1100 kişilik bir "LİNÇ KAMPANYASI" düzenleyen lider olarak, tabiî ki, kendisine LİNÇ imzacısı kazandıran Ömer Faruk Kurhan'ı aklamak için, mevzuata aykırı, yasalara ters, gayrimeşru bir biçimde Tiyatro Eleştirmenleri Birliği'nin "KAŞESİ" ile mahkemeyi yanıltmaya yeltenmiştir.

Ayrıca, "Sayın Mahkeme'de devam etmekte olan dava" diyerek, düpedüz devam etmekte olan dâvâyı saptırma gayreti içerisinde olan "LİNÇ KAMPANYASI" lideri, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a "PADİŞAH" ve Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik'e de "KÜLTÜR PRENSİ" diyerek "HAKARET" edebilen haddini bilmez biridir. Başbakan ve Kültür Bakanı'na bile "HAKARET" edebilecek gücü kendinde bulan "LİNÇ KAMPANYASI" lideri Üstün Akmen, yazdığı "MÜTALÂA" ile benim mahkûm olmamı sağlayacak gibi görünüyor. Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği'nden aldığı (bence) "EMPERYALİST CESARET" olgusuna yaslanma kaygısında olduğunu sandığım "LİNÇ KAMPANYASI" lideri Üstün Akmen, Evrensel Gazetesi'ndeki yazılarında devlet yöneticilerine bile ağza alınmayacak sözler edebiliyorsa, demek ki, dış güçlerden almış olduğu cesaretle, benim de mahkûm olmama sağlayabilir izlenimi veriyor. Ancak ben, herhangi bir dış güce teslim olmak yerine, ülkemizdeki "HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ" ilkesine sığınmaya yeğliyorum. Bu ülkede doğmuş, bu ülkede askerlik yapmış, bu ülkede vergi veren ve bu ülkede sanat yapan ve bu ülkenin halkını seven bir insan olarak, Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi gibi, bana "emperyal" duygular veren kuruluş ve kurumlara yaslanmak yerine, bu ülke insanının mutluluğu için var olduğunu düşündüğüm "ADALET" kavramına yaslanmayı daha doğru bulduğumdan, Üstün Akmen'in "MÜTALÂA" metnini asla ciddiye almıyorum. Zâten bu şahıs, benim sanatsal ifade olanaklarımı ilga ve imhâ etmek için uzun yıllardır teşkilâtçılık yapıp, 1100 kişilik bir "LİNÇ ÖRGÜTÜ ORDUSU" kurabilmiş düzeysiz bir eleştirmendir.

Üstün Akmen - Kaynak olarak videonun yüklendiği internet video paylaşım sitesi olan Vimeo adlı internet sitesinde, http://vimeo.com/5361122 linkinde yayında olduğu işbu mütalaa tarihinde tespit olunan, davalının yöneticisi olduğu TİB kayıtlarından ve internet sayfa künyesinden anlaşılan "tiyatroyun" adlı tiyatro haber sitesinde ise güncellenerek yayınına devam eden video içeriği, yine Sayın Mahkeme dosyasına sunulan kayıtlardan anlaşıldığı üzere İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesi 2010/8 Esas sayılı dosyasından yasa gereği kovuşturmanın ertelenmesine karar verilen dava dosyasında yapılan tespit raporuna göre videonun çözümü şöyledir: 

Hilmi Bulunmaz - Videonun ne zamandan beri yayında olduğu, zâten İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesi 2010/8 sayılı dosyada var. "LİNÇ KAMPANYASI" lideri Üstün Akmen, Evrensel Gazetesi'ndeki "HAKARET İÇERİKLİ" yazılarının hiçbir soruşturma, kovuşturma, muhakeme sürecine sokulmamasından yararlanarak, ikide bir Cumhurbaşkanı'na, Başbakan'a, Kültür Bakanı'na, Hükümet'e "HAKARET" etmenin getirdiği özgürlükle, hiçbir değeri bulunmayan "MÜTALÂA" ile beni mahkûm ettirmek istemektedir. Eğer ben, bu yapay yargılama sürecinde, Üstün Akmen'in düzeysiz "MÜTALÂA" metni sonucunda mahkûm olursam, bu ülkenin adalet kavramına bakış açımı baştan aşağı sorgulamaya başlayacağım. 

Üstün Akmen'in "HAKARET İÇERİKLİ YAZILARI" ve diğer yazılar için örnek haber linkleri:

1 - http://www.evrensel.net/news.php?id=59598
2 - 
http://webcache.googleusercontent.com/search?q=cache:KPFsMAcbYukJ:www.evrensel.net/v2/haber.php%3Fhaber_id%3D65561+&cd=3&hl=tr&ct=clnk&gl=tr
3 - http://www.evrensel.net/news.php?id=22268
4 - 
http://www.tiyatrodunyasi.com/makaledetay.asp?makaleno=2122
5 - http://www.tiyatrodunyasi.com/makaledetay.asp?makaleno=2355
6 - http://www.evrensel.net/news.php?id=6635
7 - http://www.evrensel.net/news.php?id=10119
8 - http://www.evrensel.net/news.php?id=64171
9 - http://www.tiyatrodunyasi.com/makaledetay.asp?makaleno=2357
10 - http://haber.sol.org.tr/kultur-sanat/tiyatroya-donuk-saldirilara-karsi-direnecegiz-haberi-52973
11 - http://www.tiyatrodunyasi.com/makaledetay.asp?makaleno=2352
12 - http://www.tiyatrodunyasi.com/makaledetay.asp?makaleno=2349
13 -http://www.evrensel.net/news.php?id=64171
14 - http://www.evrensel.net/news.php?id=59692
15 - http://www.evrensel.net/news.php?id=59151
16 - http://www.evrensel.net/news.php?id=58624
17 - http://www.evrensel.net/news.php?id=58624
18 - http://www.tiyatrodunyasi.com/makaledetay.asp?makaleno=2349
19 - http://mimesis-dergi.org/author/stn-akmen/
20 - https://twitter.com/uakmen
21 - http://arsiv1.kultursanatsen.net/tag/ustun-akmen/
22 -http://www.youtube.com/watch?v=RiUVAyZ2pwQ
23 - http://www.youtube.com/watch?v=YbMztn8092I
24 - http://tiyatroyun.blogspot.com/2013/05/gul-koknel-11052013-ayn-anda-tpatp-ayn.html
25 - http://melihanik.blogcu.com/teb-baskani-ndan-othello-dan-hamlet-e-unutus-un-tiradi/12668517
26 - http://melihanikdokunus.blogspot.com/2013/05/ustun-akmen-hrs-dusmanlk-ve-polemik.html

Tiyatro sanatına katkı sunmak yerine, 1100 kişiyi bir araya getirerek, onlara fahrî ve ruhanî liderlik ederek, tiyatro yazarı Coşkun Büktel'le benim sanatsal ifade olanaklarımızı ilelebet ilga ve imhâ etmek isteyen bir kişinin, sadece bir dernek koltuğuna sahip olduğu için, kendisine ait bir bürosu bile olmadığı için PEN Yazarlar Derneği'ne sığıntı biçiminde eklemlenmiş bir odada bana karşı kumpas kuran Üstün Akmen, PEN Yazarlar Derneği'nin yardım ve yataklığı gücüne yaslanarak elde ettiği cesaretle, bana karşı, hem de "KAŞELİ İFTİRA" atıyor. Somut delilleri bile kişisel ve derneksel çıkarları için, üyelerine ivme kazandırma adına hukuk düzlemine de çıkartan Üstün Akmen, düzeysiz yazılarında "HAKARETAMİZ" içeriklerden öte bir izlek oluşturamıyor.


Üstün Akmen - "Telefonla konuşurken okudun mu yazıyı dedi, valla dedim okudum dedim. Ne düşünüyorsun dedi? Hiç dedim. Demek okumamışsın dedi. Yok dedim. Okudum. Hatta iki kez okudum. Ne diyorsun dedi? Bana dedim, valla birkaç yerini kırmızıya boyamışsın dedim. Yani insana bunu, insan boyutuna orantıladığımızda bir maymun g.tü kadar kırmızı yapmışsın dedim yani, hatta şöyle söyledim. Ömer Faruk Kurhan, Mustafa Demirkanlı, Ahmet Ertuğrul Timur gibi Yaşam Kaya, Can Törtop gibi insanlar bu linç kampanyası sponsorları, ana sponsorları için, dedim gerçi sen Özdemir Nutku skandalını anlatıyorsun ama burada, çünkü bu linç kampanyası da Özdemir Nutku skandalıyla hiç uzak değil. Coşkun Büktel, Türkiye'nin en ünlü tiyatro profesörü Özdemir Nutku'nun olduğunu CD ile kanıtlayınca ve bunu tiyatro kamuoyuna mal edince buradan başladı zaten linç kampanyası. Bir de benim Talat Sait Halman'a yönelik 12 Eylül faşizmi Kültür Bakanlığı'na verilen emek ödülü nedeniyle toplumsal araştırmalar kültür sanat vakfını eleştirmem nedeniyle üzerimize böyle bir linç kampanyası pisliği attılar. Onlarla bir biçimde ilintili. Ya dedim Coşkun abi dedim sen dedim maymunla orantılarsak bir maymun g.tü kadar kırmızı yapmışsın dedim. Maymunun g.tü kırmızıdır ama bunların her yeri kırmızı. Yani Ömer Faruk Kurhan'ın her yeri kırmızı. Az yapmışsın abi dedim. Güldü biraz dedi bunu yaz falan, dedim yazmayı düşünmüyorum çünkü Ömer Faruk Kurhan artık kızaramayacak kadar çok kızarmış. Her tarafı kızarmış böyle karides gibi olmuş. O zaman dedi videoda söyle dedi, valla dedim söz veremem dedim ancak dedim aklıma gelirse söylerim dedi. Şu an aklıma geldi yineliyorum. Şempanzelerin ya da maymunların sadece g.tü kırmızıdır, Ömer Faruk Kurhan'ın her yeri kırmızıdır."

Hilmi Bulunmaz - Benim ne düşündüğümü, ne söylediğimi, ne yazdığımı zerre kadar olsun hiç anlamayan "LİNÇ KAMPANYASI" lideri Üstün Akmen, düşündüklerimi, söylediklerimi, yazdıklarımı, aynen, birebir, olduğu gibi aktarmak yerine, işe geldiği gibi, yani 1100 kişilik "ENTELEKTÜEL VE HUKUKSAL LİNÇ KAMPANYASI" militanlarının hoşuna gideceği gibi dile getirerek, aslında, sözlerimi bağlamından kopararak, bir sanatçıya asla ve kesinlikle yakışmayacak bir KAŞELİ İFTİRA yöntemi uyguluyor.

Ne zaman ki ben, emperyalist kültüre, faşist kültüre, kapitalist kültüre karşı bir düşünce geliştirip, bu kültürlere karşı bir söylem ve eylem sürecine girsem, âdeta hazır bir kıta gibi bekleyen 1100 kişilik "ENTELEKTÜEL FAŞİZM EYLEMİ" militanları ve bunların lideri Üstün Akmen tarafından engellenmek isteniyorum. Tabiî ki ben, her zaman için doğru düşünüp, gerçekçi bir dille söylem geliştirdiğim ve güçlü bir davranış ortaya koyduğum için, benim halktan yana, tüyü bitmemiş yetimden yana tavrım karşısında ikirciklenen Üstün Akmen, yazıp çizerek benimle baş edemeyeceğini, meşru düzlemde benimle uğraşamayacağını bildiğinden, kendisine dayatılan "MÜTALÂA" için hemen kollarını sıvamış. Ben, Coşkun Büktel'in yapıtı "Theope" oyununa, hem de Devlet Tiyatroları resmî toplantısında iftira atan Özdemir Nutku'ya karşı çıktığım için bana diş bileyen Üstün Akmen, bu hıncının karşılığını şimdi bu MÜTALÂA metniyle almak istiyor. Husumet saikiyle hareket eden Üstün Akmen, nesnel bir davranış geliştiremediği için, hukuka katkıda bulunmak yerine, hukuku katlediyor. Bu nedenle, Üstün Akmen'in kindar duygularla yazmış olduğu MÜTALÂA metnini asla ve kesinlikle kabul etmiyorum. İtiraz ediyorum. Reddediyorum. İade ediyorum...

Üstün Akmen, herhangi bir mahkeme dosyasını incelemekten bile yoksun biri olduğu için, beylik sözlerle mahkemeyi yanıltma cihetine saparken, söze aynen şöyle başlıyor: "İSTANBUL 3. SULH CEZA MAHKEMESİ 2010/8 ESAS SAYILI DOSYASI" Büyük harflerle yazmayı çok seven Üstün Akmen, içerik olarak düzeyli bir sözleme yeteneğinden kilometrelerce uzakta yaşadığı için, bangır bangır bağırır gibi büyük harf kullanma eğilimine meylediyor.

"ENTELEKTÜEL VE HUKUKSAL LİNÇ KAMPANYASI" sürecindeki dâvâ arkadaşı Ömer Faruk Kurhan'ın savcıya yanlış yön vererek hazırlanmasına neden olduğu "KABAHATLİ İDDİANAME" metnine, cankurtaran simide sarılan yüzme bilmeyen deniz kazazedesi gibi sarılan Üstün Akmen, sanki büyük uzman bir hukuk bilirkişisi gibi "İddianamede davalıya yöneltilen itham" diye bir ara başlık açabiliyor.

"İstanbul C.Savcılığı 2009/69051 sayılı soruşturma dosyasından düzenlenen iddanamede davalı Hüseyin Hilmi Bulunmaz'a yöneltilen itham şöyledir" sözlerinden kendisine cesaret tomurcuğu serpiştiren Üstün Akmen, kafasında ve vicdanında kurduğu öznel mahkeme duruşma salonunda, neredeyse yargısız infaz uyguluyor. Hiçbir bilimsel değeri olmayan ve hattâ kağıt israfından bir milim ileriye gidemeyen KAŞELİ İFTİRA metni biçimindeki MÜTALÂA, hukukun "h"sinden bile anlamayan insanlara dahi acı verecek bir ibretlikte. 

Üstün Akmen - "Şüpheli Hüseyin Hilmi bulunmaz, uzun yıllardır tiyatro sanatçılığı yaptığını müştekiyle bazı kişilerin, ifade özgürlüğünü, tiyatro yapmasını engellemeye yönelik linç kampanyalarından sonra, tepki olarak hazırlayıp paylaşıma sunduğu videoda, İBB Şehir Tiyatroları eski genel sanat yönetmeni Orhan Alkaya'nın müştekiyle ilgili saptamalarını katıldığını, müştekinin, tüm tiyatrocuları haksız olarak eleştirdiği için imgesel olarak kızarması gerektiğini ifade edip eleştiride bulunduğunu ileri sürerek, İnternet ortamında yer alan videonun hazırlanmasına neden olduğunu belirttiği yazı örneklerini sunmuştur.

Hilmi Bulunmaz - Üstün Akmen, hiçbir hukukî birikimi ve anlayışı bulunmamasına karşın, sadece ve yalnızca belgelerdeki sözleri alt alta sıralayarak, hiçbir yorum yapabilme becerisi göstermeden, gerçek anlamda belgelerin özgün kaynaklarına gönderme yapmadan, yapmaya asla ve kesinlikle yeltenmeden, karakuşi yöntemlerle, Tiyatro Eleştirmenleri Birliği'nin (TEB) kaşesine güvenip, mühür basmak için, saçma sapan bir metin hazırlamış. TEB'in bir dernek olduğunun üzerini örtme gayreti içerisinde bulunduğunu gözlemlediğimiz Üstün Akmen, 5253 Sayılı Dernekler Kanunu'na bağımlı hareket etmesi gerekirken, hazırlamış bulunduğu "TEB KAŞELİ İFTİRA MÜTALÂASI" metninde, bizce, ilgili yasaya aykırı davranmaktadır. Hukuk adamları, ilgili yasa maddeleriyle birlikte, "İFTİRA MÜTALÂASI" metnini karşılaştırdıklarında, bence, şaşırtıcı derecede gayrimeşru niyetler sezilip, somut olarak suç işleme eğilimini görebilirler. Zâten, Üstün Akmen, 1100 kişiyi bir araya getiren ruhanî liderlerden biri olarak, düzenlemiş bulunduğu "ENTELEKTÜEL VE HUKUKSAL LİNÇ KAMPANYASI" sonucunda, gerçek niyetinin hukukun üstünlüğü olmadığı derhal ortaya çıkabilir. Bunun yanı sıra, yukarıda sunmuş olduğum linklerde bulunan yorumlar okunduğunda, Üstün Akmen'in hukuku asla ciddiye almadığı da ortaya çıkar. Örnekse şu sözler Üstün Akmen'e aittir:

"Hukuk, her geçen gün biraz daha ‘guguk’ halini getiriliyor." (Kaynak: www.narsanat.com/bir-garip-dava-ve-teb-baskani-ustun-akmen-alin-size-bir-hukuk-skandali-daha)

"Çünkü bu ülkede hukuk yok!" (Kaynak: http://tiyatrodunyasi.com/haberdetay.asp?haberno=6603)

Sadece birkaç örnek vermekle yetindim. Ancak, daha onlarca, belki yüzlerce örnek daha verilebilir...

Üstün Akmen - Şikayet dilekçesi ekinde bulunan CD tarafımızdan incelenmiş: 

Hilmi Bulunmaz - Ben, kırk bir yıldır tiyatro sanatıyla uğraşan, binlerce tiyatro oyuncusu ve tiyatro yazarı yetiştirmiş bir insan olarak, şunu çok rahat bir dille ifade edebiliyorum ki, "TEB KAŞELİ İFTİRA MÜTALÂASI", bence, Üstün Akmen tarafından yazılmamış. Bunun en açık nedeni, metinde bir özgünlük birliği yok. Durum öyle anlaşılıyor ki, bu metni en az iki, belki daha fazla sayıda insan yazmış. Tam bir eklektik metin olma duygusuna sahip oluyorsunuz okurken.

Üstün Akmen - 'Tiyatro Tiyatro' dergisinin Kültür Bakanlığından yardım almasına karşın tarihi geçmiş programları bile duyurduğunu, çanak yaladığını belirtip, yayın politikası ve dergide yer alan yayınları eleştirirken, Orhan Alkaya'ya atfen müştekiyi yalancılıkla suçladığı, kendisiyle birlikte haklarında linç kampanyası başlatılan Coşkun Büktel'in bir yazısına değinip, yaptıkları telefon konuşmalarından bahsettiği, müşteki hakkında (maymunla orantıladığımız zaman maymunun sadece götü kırmızıdır. Ömer Faruk Kurhan'ın heryeri kırmızı. Ömer Faruk Kurhan artık kızarmayacak kadar çok kızarmış, her tarafı kızarmış, böyle karides gibi olmuş... Şempanzelerin ya da maymunların götü kırmızıdır, Ömer Faruk Kurhan'ın her yeri kırmızıdır.) dediği, kişilik haklarını rencide edecek, gerek onur ve saygınlığına saldırı oluşturacak nitelemede bulunduğu, internet ortamında herkesin görebileceği şekilde yayınlamak suretiyle suçun alenen işlendiği anlaşılmıştır."

Hilmi Bulunmaz - Anladığım kadarıyla, eline tutuşturulmuş metinleri hiç anlamadan bir araya getirme gayreti içerisine giren Üstün Akmen, amaç olarak da, başta "BİLİRKİŞİ RAPORLARI" olmak üzere, hukukun üstünlüğüne hizmet eden anlayışları karalama sürecine girmiş. Üstün Akmen, kendisi hukukun "h"sinden bile asla anlamamasına karşın, değerli hukuk bilimi insanı Ali Kemal Yıldız'ın dört dörtlük mütalâasını karalamak için yedi dereden su getirme çalışmaları yürütüyor. Kesif bir hınç alma duygusuyla hareket eden Üstün Akmen, 1100 kişilik LİNÇ KAMPANYASI militanlarına göz kırpmak için, 5253 SAYILI DERNEKLER KANUNU ruhunu da kirleterek, Genel Kurul ve/ya Yönetim Kurulu Kararı almadan, Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Derneği kaşesini babasının malı sanmış olmalı ki, hem de resmî bir belgeye keyfine göre "çat" diye basabiliyor.

b - Kusur tespitine ilişkin bilirkişi raporu:

Tarafımıza davacı tarafından verilen dosya içeriğinde, İstanbul 3.Sulh Ceza Mahkemesi 2010/8 Esas Her ne kadar dava dosyasına Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi tarafından sunulan 28.12.2010 tarihli bilirkişi raporunda Sayın Bilirkişi tarafından "eleştiri hakkı hukuka uygunluk sebebi kapsamında olan davaya konu açıklamaların müşteki açısından hakaret suçu oluşturmayacağı kanaatine varılmıştır" şeklinde rapor düzenlenerek dava dosyasına sunulmuştur.

c - Davanın safahatı:

Sayın Mahkeme dosyasında, dava konusu eylemin eleştiri hakkı hukuka uygunluk sebebi kapsamında değerlendirilmesine karar verilerek ve davalı hakkında beraat kararı verilmiştir. Bu aşamada davacı tarafından dosya temyiz edilmiş, temyiz aşamasında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 2-2012/55077 sayılı 13.01.2013 tarihli yazısı ile yerel Mahkemesine geri gönderildiği ve yazı gerekçesi doğrultusunda İstanbul 3.Sulh Ceza Mahkemesinin dosyayı yeniden ele aldığı, 2013/19 Esas numarası aldığı, 6352 sayılı yasa geçici 1/1-b maddesi uyarınca 2013/19 sayılı 08.02.2013 tarihli kararı ile Kovuşturmanın Ertelenmesi kararı verildiği, sanık/davalının 3 yıl içinde yeni bir suç işlememesi durumunda işbu dava hakkında düşme kararı verileceği aksi takdirde, davanın devam edeceği hususunda karar oluşturulmuş ve bu karar kesinleşmiştir.

d - Davacının Talebi:

Davacı, davalının 2009 yılında oluşturduğu bilinen http://vimeo.com/5361122 adlı video paylaşım sitesinde yayınlanan ve davalıya ait olduğu kabul edilen "tiyatroyun" adlı haber sitesinde haberleştirilerek yayınlanan, video içeriğinin ve videoyu yayınlama şeklinin kişilik haklarına ciddi bir saldırı, şahsını itibarsızlaştırmak, aşağılamak, küçük düşürmek amaçlı olarak yayınlandığını, Boğaziçi Üniversitesi Tiyatro Kulübünde ve Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğunda tiyatro yönetmenliği yaptığını, yayınlanmış kitap ve köşe yazıları olan bir sanatçı olduğunu, kişilik haklarının söz konusu video yayını ve bu yayın kapsamında yapılan haberler nedeniyle zarar gördüğünü, bu nedenle de öncelikli olarak söz konusu videonun yayınının kaldırılmasına, kişilik haklarına yapılan saldırı nedeniyle 25.000 TL manevi zararın davalıdan yasal faizi ile birlikte tahsilini talep etmiştir.

e - Davalının Cevap Ve Bayanları: 

Davalı, 20.10.2010 havale tarihli iki adet dilekçe içeriğinde söz konusu yayının hakaret olmadığı, eleştiri hakkı kapsamında yapılan yayınlar olduğu konusunda cevap ve savunmalar yapmıştır.

3 - İNCELEME:

Sayın Mahkemenin, İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesi 2010/8 Esas sayılı dosyasının kesinleşmesinin beklenmesi yönünde oluşturduğu ara kararının geçerli olduğu aşamada tarafıma tevdi edilen dava dosyasında, davacı tarafça davalının bahse konu videosunun eleştiri hakkı hukuka uygunluk sebebinin geçerliliği konusunda görüş vermemiz talep edildiğinde, takdiri ve hukuki değerlendirmesi Yüce Mahkeme'ye ait olmak üzere aşağıdaki konuların, özellikle Tiyatro Eleştirmenleri Birliği olarak benimsediğimiz ilkelerimiz bağlamında ifade özgürlüğü, eleştiri hakkı kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği hususlarında görüşlerimizi takdirinize arz ederiz:

1990 yılında 35 üyenin katılımıyla kurulan Tiyatro Eleştirmenleri Birliği, Türkiye'de ve dünyadaki tiyatro düşüncesi, tiyatro etkinlikleri, tiyatro olgusuyla izleyici, okur kitleleri arasında köprü kurmayı hedefleyen Tiyatro Eleştirmenleri Birliği, bir yandan çağdaş, demokratik ve ifade özgürlüğüne sahip bir toplum olmanın gereği olarak eleştiri hakkını savunurken, diğer yandan eleştiri hakkının amacından saptırılarak yanlış ve kötüye kullanılmasına karşı çıkmakta, yeri geldiğinde, bu konuda uyarı ve eleştirilerini yapmakta; eleştirinin seviye, bilgi ve anlaşılırlık içermesine teşvik etmektedir.

Halen 50 üyesi bulunmakta olan Birliğimiz, Birliğe üye kabulünde oldukça titiz davranılmaktadır. Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği ("International Asssociation Of Theatre Critics (IATC)" ya da "Association Internationale Des Critques De Theatre (A.I.C.T.)'nin üyesi olan kuruluşumuz, her yıl tiyatro alanında ödüller dağıtmakta ve çeşitli etkinliklerde bulunmakta, yazılı ya da sözlü açıklamalarıyla ülke gündemindeki sanatsal olaylarla ilgili görüşlerini sıklıkla açıklamakta, sanata değgin protesto eylem ve etkinliklerinde hazır bulunmaktadır. Tiyatro Eleştirmenleri Birliği, Tiyatro (sahne ve gösteri sanatları) alanında eleştiri disiplininin yurdumuzda gelişmesini, diğer milletlerin bu alandaki çalışmalarını, kullandıkları yöntem ve teknikleri ülkemizde tanıtarak bilimsel ve çağdaş düzeye ulaşmasını, sahne faaliyetlerimizin yurt içinde ve dışında tanıtılmasında güvenilir bir değerlendirme kaynağının oluşmasını sağlamak, etkinleştirmek, geliştirilmesini sağlamak ve bu konuda çalışmalar yapan kişi ve kuruluşlara destek vermek amacı ile kurulmuştur.

Bu bağlamda tiyatro ve sahne sanatları alanlarında yürütülen eleştiri ve eleştirinin şekli doğrudan faaliyetlerimiz ile ilgilidir. Dava konusu da Türkiye'de tiyatro alanında faaliyet sürdüren ve kendisini tiyatro adamı olarak tanımlayan kişiler arasında cereyan ettiğinden, davaya yönelik katkı sunulması yönündeki davacı talebi tarafımızca da önemsenmiştir. Dava konusu edilen ifadeler üzerinde görüşlerimizi ifade etmeden evvel öncelikle ifade özgürlüğü bağlamında eleştiri hakkı ve bu hakkın sınırını oluşturan şiddete teşvik, hakaret gibi hukuka ve etik kurallara aykırı düşünce açıklamaları hususuna değinmek gerekmektedir.

Gerçekten de özgürce düşünemeyen ve düşündüklerini özgürce ifade edemeyen insanların oluşturduğu bir toplumun özgür bir biçimde yaşadığını söylemek olanaksızdır. Voltaire'in "Senin düşüncelerine katılmıyorum, ancak onları savunabilmem için canımı feda ederim" sözleri, demokratik ve aydınlanmacı bir toplumda düşünsel faaliyetin ve düşünsel faaliyet sonucu ortaya çıkan sonuçların özgürce ifade edilebilmesinin önemini belirgin bir biçimde ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, ifade özgürlüğü ile düşünce özgürlüğü birbirinden ayrılmaz bir bütündür. Öyle ki, ifade özgürlüğü ile tamamlanmamış bir düşünme özgürlüğünün kişi hürriyeti bakımından hiçbir anlamı olmayacaktır. Bu nedenle ülkelerin Anayasa ve yasalarında olduğu gibi uluslararası metinlerde de bu iki özgürlük birbirinden ayrılmaksızın düzenlenmektedir.

Doğal haklardan kabul edilen ifade hürriyeti, çoğulcu demokrasilerde, vazgeçilemez ve devrelilemez bir niteliğe sahiptir. Öğretide değişik tanımlara rastlanmakla birlikte, genel bir kabulle ifade/düşünce hürriyeti, insanın özgürcü fikirler edinebilme, edindiği fikir ve kanaatlerinden dolayı kınanmama, bunları meşru yöntemlerle dışı vurabilme imkan ve özgürlüğüdür. Demokrasinin "olmazsa olmaz şartı" olan ifade hürriyeti, birçok hak ve özgürlüğün temeli, kişisel ve toplumsal gelişmenin de kaynağıdır. İfade özgürlüğünün sınırlandırılmasını meşru hale getirmeye yönelik gerekçelerin en önemlisi, kullanılan ifadelerin 'hakaret' içermemesi gerektiği yönündeki düşüncedir. İfade özgürlüğünün demokratik toplumlar için vazgeçilmez, asli bir değer olduğu hususunda görüş birliği bulunmakla beraber, bu özgürlüğün kapsamı ve sınırları konusundaki görüşler farklıdır. Mamafih, geleneksel olarak, ancak barışçı ifadenin hukuken korunması, buna karşı şiddeti tahrik ve teşvik eden düşünce açıklamalarının -korunmak şöyle dursun- hatta cezai yaptırıma bağlanmaları gerektiği üstünde mutabakat vardır. Ayrıca, başkalarını inciten, hakaretamiz ifadeler de bugünkü hukuk düzenlerinin çoğunda yasaklanmıştır.

Davalı söz konusu video yayınında davacıdan sahsederken kullandığı ifadeleri bir hukuka uygunluk sebebi olan eleştiri hakkı bağlamında ifade ettiğini ifade ederek davanın reddini talep etmiştir. Gerçekten de yukarıda bahsi geçen ve taraflar arasında cereyan eden ceza yargılaması dosyasında da ifade edildiği üzere, ifade özgürlüğü bağlamında kullanılan ifadeler çoğu zaman incitici de olsa hakaret olarak nitelendirilmemeleri gerekir. Yine özellikle tarafımıza tevdi edilen dava dosyasına özellikle davacı vekilince konulan ve dikkatimizi çeken Yargıtay kararlarında da ifade edildiği üzere bunun sınırı da az çok belirlidir.

İfade özgürlüğü sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız veya ilgilenilmeye değmez görülen haber ve düşünceler için değil, devletin veya toplumun bir bölümünün aleyhinde olan, onları rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bu demokratik toplum düzeninin ve çoğulculuğun gereğidir. Eleştiri de kaynağını bu özgürlükten alır. Eleştirinin doğasından kaynaklanan sertlik suç oluşturmaz, eleştiri övgü olmadığına göre, sert, kırıcı ve incitici olması da doğaldır. Eleştirinin sert bir üslupla yapılması, kaba olması ve nezaket sınırlarını aşması, eleştirenin eğitim ve kültür düzeyine bağlı bir olgu ise de, eleştiri yapılırken görüş açıklama niteliğinde bulunmayan, küçültücü, aşağılayıcı ifadeler kullanılmamalı, düşünceyi açıklama sınırları içinde kalınmalı, başka bir anlatımla onların saygınlığını zedeleyici veya yok edici, varlık nedenini tartışılır hale getiren hareketlerden kaçınılmalıdır.

Birliğimiz eleştirinin kişilik haklarına saldırı niteliğine bürünmemek kaydı ile gerektiğinde incitici olsa da yapılmasının savunuculuğunu yıllardan beri yapmakta ve bu ortamın tiyatromuzda gelişmesi için çalışmalar yapmaktadır. Bu kapsamda, her hangi bir düşünce açıklaması olarak değerlendirilemeyecek beyanlar veya açıklamalar, hukukun korumaya aldığı düşünce ve ifade hürriyet kavramı dışına taşacağından fiile hukuka uygunluk niteliği kazandıracak "eleştiri hakkı" olarak değerlendirilmesi de olanaksız hale girecektir.

Davalı, dava dosyasına sunduğu cevap ve beyan dilekçelerinde dava konusu videoların kendisine aidiyetini kabul etmiş, kullandığı ifadelerin eleştiri sınırı içinde olduğunu ifade ettikten sonra, davacının rengini bir hayvar organ rengine benzetmesini de şöyle açıklamıştır:

"Ben yukarıdaki ifademde Kurhan'ın değil, maymunun g.tünden bahsediyorum. Kurhan'ın her yerinin kırmızı olduğunu belirtiyorum. Neden? Çünkü bana göre, maymunun g.tü hastalıklı bir görüntü çizdiği için ve göze hoş gelmeyen bir renkte olduğu için, maymunun g.tü rengiyle, Kurhan'ın rengini özdeşleştiriyorum. Neden? Çünkü, Kurhan, Türkiye tiyatrosunda o denli hastalıklı suçlara imza atmıştır ki, boğazına dek hastalıklı bir kırmızı renge bürünmüştür."

Davacı tarafından dava açıldıktan sonra davalının yaptığı yayınlara ilişkin sunduğu ekler içerisinde yine davalı tarafından yapılan 15.02.2012 tarihli bir yayında, davalı, dava dışı Coşkun Büktel ve ... arasında gerçekleştirilen söyleşi metninde şu ifadeler kullanılmaktadır:

"Coşkun Büktel - Hilmi ne dedi? "Yazıyı düzeltiyorum. Düzelttiğim kısımları belli olsun diye, "maymungötürengi'ne büründü" dedi. "Maymunun götü kırmızı, Kurhan'ın her yeri kırmızı" demişti. Ben Hilmi'ye "bak bu davayı kaybedersin" demiştim. Bu tür hakaretlerin cezasız kalmayacağını düşünüyordum. Ana hakimler şöyle yaptılar: Davanın bütününe baktılar. Hilmi'nin, diğer linççilerin yaptıklarına karşı, 1100 kişinin örgütlenip bizi hedef gösterip, bizi bu kadar kışkırtmaları karşısında bu sözleri söylememizin incir çekirdeğini doldurmadığını söylüyorum. Hakim de bunu gördü. Yoksa Hilmi'nin söylediği normal terbiyeli insana söylenmiş olsa tek celsede cezayı yerdi. Karşısındakiler çok kirli insanlar, teknikleri kirli, uygulamaları kirli, yöntemleri kirli, kendileri kirli, ahhâk anlayışları kirli, Teknik olarak Hilmi'yi mahkûm ettirmek istediler, ama karşısındakiler o kadar kirli ki... Biz size haklısınız mı diyeceğiz? Adalet böyle olmaz. Bunu, bu kararı adaletin tecellisi yönünde yorumlamalı."

Yine davalının 20 Ekim 2011 tarihli bir yayınında, davalının dava konusu yayınında da ismi geçen ve yukarıdaki sözleri ifade eden Coşkun Büktel'in sözleri davalı tarafça şöyle aktarılmıştır:

"Hilmi Bulunmaz'ın Ömer F. Kurhan'a yönelik "Shakespeare çocuğu" iltifatı, Bulunmaz'ın dilinde iltifat değildir."

Davalının, davacı hakkında bir kısım görüşlerini ifade ettiği bu videoyu, davacı beyanlarına ve davacının sunduğu dilekçe eklerine göre sürekli olarak davalıya ait blog sayfasında ana sayfada otomatik başlayacak şekilde ayarlandığı, tanıtımının yapıldığı, bu tanıtımda işbu davaya ve ceza davasına atıf yapıldığı, söz konusu videonun Mahkeme teminatı ile yayında olduğu, yayını izleyen kişi sayısının büyük puntolarla(harflerle) ifade edildiği, davacı hakkında linççi ifadesinin kullanıldığı şeklinde ifadelerde bulunulmuştur.

Tarafımızdan incelenmesi istenen yayının içeriğinin ve sunum biçiminin eleştiri sınırları içinde haklı görülebilecek nitelikte olmadığı, hakaret amaçlı olduğu ve hakaret içerdiği, muhatap aldığı kişiyi internet yayıncılığı aracılığıyla küçük düşürme, aşağılama hedefiyle hareket edildiği sonucuna varılmıştır. Bu sonuca varmamızın nedenleri aşağıda açıklanmaktadır:

Söz konusu video yayınında doğrudan Ömer Faruk Kurhan'a dönük olarak, açıkça isim verilerek kullanılan nitelemelerin interneti kullanacılarının oluşturduğu normal ya da serinkanlı karşılanacak ifadeler değildir. Bu ifadelerin doğrudan bir kişiye karşı kullanıldığında hakaret olarak algılanması kaçınılmazdır. "Eleştiri" adı altında bu tür ifadelerin kişilere dönük olarak kullanılması, eleştiri hakkının en azından yanlış ve bilinçsiz kullanılması sonucunu doğurmaktadır. Burada dikkat edilmesi gereken husus, kullanılan argo ifadelerin bir genelleme içinde değil, doğrudan ve açıkça bir kişiye dönük olarak kullanılmasıdır.

Videonun içeriğinde yer alan düşünceler takip edildiğinde, bu ifadelerin niçin ve neye tepki olarak kullanıldığını anlamanın imkânı da yoktur. Akılda kalan sadece hakaret olarak algılanması kaçınılmaz ve niçin kullanıldığı beli olmayan hakaretamiz ifadelerdir. Eleştiri adına hakaretamiz ifadelerin kullanılmasını yanlış bulduğundan imza veren Ömer Faruk Kurhan'ın dava konusu ve dava sonrası yayınlardaki gibi hakaretamiz nitelemelerle karşı karşıya kalması, doğrudan kişilere ve kurumlara hakaret eden tutumun bir örneğini vermektedir. Dava konusu yayının 2009 yalında yaşanan bir olaya tepki olarak sarf edilmiş ve o tarihte kalmış bir eylem olmadığı dava dosyasındaki delillerden anlaşılmaktadır. Dava dosyasında sunulan evraklardan davalının aynı içeriği hemen her gün yeninde yayına koyduğu görülmektedir. Süreklilik içeren bu yayının siteye girildiğinde otomatik olarak internet kullanıcısının karşısına çıkması, bu yapılırken aşağılayıcı ifadelerin kullanılması, yayını yapanın niyetinin eleştiri olmadığını, hedef alınan kişiyi taciz etme ve küçük düşürme amaçlı olduğunu açıkca göstermektedir.

SONUÇ: Takdir yüce Mahkemenize ait olmak üzere; davalının gerek dava konusu videoda kullandığı ifadelere yaptığı vurgular, gerekse davacının dava dosyasına sunduğu, davalının yeni yayınları içeriklerinden anlaşıldığı üzere davacı aleyhine alakalı olsun yada olmasın yayınladığı haber ve paylaşım içeriklerinde düzenli olarak linççi, alçak, Shakespeare çocuğu, linççi kişiliksiz kişi, kendini feda eden çöp adam, vb... ifadeler kullandığı dava dosyasın içeriğinden tespit edilmiştir.

Davalının dava konusu video kaydında kullandığı ifadelerle davacı aleyhine yazılan bir yazı nedeniyle, davalının maymun g. rengine büründüğünü, hastalıklı bir hal aldığını, karides gibi olduğunu ifade ettiği davalının ikrarında olup bu husus tartışma konusu değildir.

Bu itibarla; dava konusu yayının davacı aleyhine hakaret içeren bir yayın olduğu herhangi bir tartışma sırasında cereyan eden hararetten veya davacının davalıya yönelik bir eyleminden kaynaklanmadığı, davacıyı aşağılamak, küçük düşürmek, itibarsızlaştırmak saiki ile önceden tasarlayarak eylemin gerçekleştirildiği, dava açıldıktan sonra da yapılan tekrar yayınlarla saldırının devam ettiği, davalının, yaygınlaştırırken izleyici sayısını artırmak için çaba gösterildiği, dolayısı ile davacının kişilik haklarına sürekli olarak saldırıda bulunulduğu ve bu yapılan saldırının ağır nitelikte olduğu,

Sonuçlarına varmış bulunuyorum.

Üstün Akmen 
Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Başkanı 

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği'nin resmî KAŞE

DEĞERLENDİRME DEVAM EDECEK!!!...